iriniz müebbet yer, ötekinizi idama yollarlar.


Melda Köser
Bir ikilinin içinde ortalama duran, istisnasız daha suçsuz bulunacaktır. Kundakladıktan sonra kaçmak mı, oturup konuyla ilgilenecek ekip otolarını beklemek mi en büyük suç? Ki birinden biri daha büyük bir hazza takâbül edecektir. Sizi daha büyük bir hazza sevk eden şey aslında sizi daha cesur, ne yaptığını bilen, suçun itirafı gibi durduğu için aklayan olacaktır. Tersten bakıldığında daha kötüsü yeteri kadar daha kötüsü değildir esasında. İki kötülükten herhangi birisi, başka birinin çıkarlarına göre daha kötü olamaz dilediğince. Birey ve suç arasındaki bağ, suçlu ve vicdanı, suçlu ve üçüncü bir kişi karşısında artık yeteri kadar özerk değildir. Sırf bu yüzden ikinci suçu işleyenlerden bile dem vurabiliriz. Kötüyü vicdanına, ötekilere, sayıca fazlalara bırakıp, daha kötüsünü kendine ayıranlar. Müebbet ilk tercih gibi dursa da, idamdan daha çılgınca değildir aslında. Sizi, idama yollamadığı için müebbete hüküm verenler kötünün de kötüsünü yaparken, ne kadar da masum dururlar. İki suç arasında, üç suç arasında, beş suç arasında daha kötüsü diye bir şey yoktur, köprüler ve bağlar vardır sadece. Birden fazla suçun olduğu yer de demektir ki suç tek başına ilerleyememiş ve daha fazlasını talep etmiştir suçludan. Demektir ki, daha az yıkıcısını, daha az suçlusunu, daha az günahkârını seçmek anca palavracıların işidir. İkisinden biri diye bir şey yoktur. İki birden eksik olamayacak kadar mühim bir sayıdır konu şer olunca. Ve biz insanlar hep aklanmak peşindeyizdir. İkisi arasından daha az olanına talip olmak peşinde… Bu bizi daha “...” kılar çünkü. Bu; boş bırakılan yerlere ve parantez içlerine gerçekten ne olmak istiyor ve olamıyorsak onu yazabilmek demektir çünkü. Bu; ah tüm bu olanlara rağmen ben ne kadar “merhametli” bir insansam artık, ona sadece müebbet verdim diyebilmek için uydurduğumuz bir aklanma stratejisidir çünkü.

İkisi arasında en kötüsü, hangisinin daha kötü olacağına karar verirken, düşündüğümüz çıkar ilişkilerimizdir. Kendimizi, hangisinin daha kötü olduğuna karar verebilecek mertebede görürken, takındığımız tavrımızdır.
Ki, şer diyince aklımıza ilk kendimiz geliriz genelde. İkimiz arasında kendimiz. En şuçlu olan sizsinizdir çoğu zaman. Daha suçlu, daha kötü olanın kararını vermeye çalışırken de, bizzat kendinize ya da başka birilerine yaptığınız kötülüklerin başında da en suçlu olan yine sizsinizdir. Çünkü tüm bunlar, bu art niyetler, bu kötülükler, bu suç eğilimleri, intihar saldırıları, madde bağımlılıkları, ötekileşme süreçleri, günahkârlaşma halleri, önce kendimizden başlar. Hepimizin el ele verip yarattığı suçlar ve suçlular, kötüler ve kötülükler silsilesi içinde hangimiz ötekinden daha az günahkâr, daha az kötüyüz ki. Ki şer, kişinin kendisinde başlar ve tüm yeryüzüne yayılır benim fikrimce.

İkisinden biri dediğin, ikisini de daha çok karalamak adına attığımız en sağlam adımdır aslında. Hele ki hepimiz bunca suçlu, böyle kötüyken. Afrika’da açlıktan ölen adamın eksik gıdasındaki suçta biz de varız mesela. Ya da Çin’de kendini ulu orta vuran kadının depresyonunda gizliyiz. Ve sırf bu yüzden, fark edemese de, tüm insanlık bir müebbete doğmuştur, ne kötü.

Şimdi hangisi daha fena, bir müebbete doğmak mı? Doğduğun gibi idama yollanmak mı?
meldakoser@windowslive.com