Bir Kadeh Bir Şey İçer misin?
Ziya Kamacı
Geç geç Recep, geç otur. Ben torbaları atıp mutfağa geliyorum. Pazar alışverişi yoruyor beni Recepçiğim. Çok uğraşıyorum çünkü, favalık bakla, tazesinden börülce bulacağım diye. Şakşukaya konulacak patlıcan çok iyi seçilmeli Recepçiğim, küçük küçük doğrarsın ya onları, çekirdekli olursa kaçıverir tadım tuzum. Eee, bizim mezelerimiz bunlar, özen göstermek hem kültüre, hem rakıya saygıdan, değil mi ama? Bak bir süzme yoğurt aldım mesela, akşam gör sen, böyle haydari yemedin daha önce.
Geldim işte Recepçiğim, sıkılmadın inşallah. Ne hazırladın kendine? Aaa, üzüm mü yiyorsun sadece, dur kardeşim dur kesme iştahını onunla. Bu akşam sal kendini şöyle bir, tedarikliyim ben, güzel içeceğiz bu gece.
Kap bakalım şişeyi, soğuk soğuk birayla yapalım açılışı. İştah açar hem. Sen parkede bu çocukları görünce aklına şişe şişe bira geliyor ya Recep, ben markette şişeleri görünce inan olsun aklıma takım geliyor. Hele bunların altılı paketleri yok mu, çok manidar gelir bana. Sonradan Mirsad’lar, Hüseyin’ler katılmış olsada 90’larda Türkiye’ye basketbol coşkusunu yaşatan rotasyon hepi topu 6 kişiliktir çünkü. Bak sayıyorum şişeleri, Naumoski, Ufuk, Volkan, Tamer, Richards, Taner. Şimdi ligin bütün büyükleri çikolatayla kahveyken bu pilsen arada ne güzel duruyor bir bilsen.
Biraz alakasız olacak Recepçiğim ama dur sana bir kadeh sıcak şarap ikram edeyim. İçkinin tadına alışık değilsin diye yapıyorum böyle. Sıcak şarap tatlı olur, baharatıydı, meyvesiydi anlamazsın ne içtiğini. Biraz gevşe, rahatla, daha sertlerine geçeriz. Kendim yaptım ben bunu, karanfili, tarçını, portakal kabuğu hep ayarındadır. İşin sırrı bunu yaparken Recep, kaynamaya başlamadan ocaktan almaktır. Yoksa alkolü uçar gider, Hatırlar mısın vakti zamanında garibanın biri risotto yüzünden işinden olmuştu, ha işte o risotto fokur fokur kaynadığı için zerre alkolü kalmaz mesela.
Haydi şimdi sıcağından normaline geçelim şarabın. Ortama şarap geldiğinde klasiktir, önce Sideways geyiği atılır, seyretmiş miydin sen? Bak burası çok acayip, şimdi açıyorum ya bir şişe kırmızı, bunu yarın açsaydık farklı bir şarap içecektik. Üzümden yapıldığı doğrudur aferin, ama bir kokla, bir dilinde gezdir, sana da tadı gelmiyor mu şişenin ağzındaki mantarın, meşenin, kirazın, Bozcaada’nın?
Kafanı şişirdim Recep biliyorum. Yemeği yaparken muhabbeti de kısık ateşe koyarım ben böyle, biraz da demlenmeye başlarım ki sofraya oturduğunda sohbet biraz koyulaşmış olsun. İlk açlıkla mezeye yumulan adamların muhabbetinden de hiç hayır gelmez. Doyunca rehavet çöker otururlar öyle, geceleri de kısa sürer. Bizimki uzun sürsün Recepçiğim, içkilerin şahını getiriyorum şimdi.
Türk Rakısıdır bu, çok kültürde rakı vardır aslında ama en güzeli bizdekidir. Neden biliyor musun? Hem peynirin kavunun, hem balığın turp otunun, hem de kuzu şişin adananın yanında bu kadar iyi giden başka rakı yoktur. Başka içki yoktur hatta. Bak bu şişe taa Tekirdağ’dan geldi, kadehleri soğuk tutmak için içine koyduğumuz bu bakır şeylere de ehlikeyf denir, onlar da Mardin’den geldi. Mardin nere Tekirdağ nere be Recep, bir düşün bak bu zıkkım ne kadar bizden olmuş, haydi şerefe!
Dur camı açayım biraz, hava girsin içeriye. Bu meret açık havada da ayrı güzeldir aslında, içtikçe içilir. Denizli’nin köylerinde düğüne gittin mi hiç? Oralarda delikanlılar çay bardağıyla içtikleri rakıyı dudaklarına götürüp meylettikleri kızlarla göz göze gelmeye çalışırlar. Kızın da gönlü varsa başıyla onaylar, oğlan fondip eder rakıyı. Ben düğünlerde biraz çok içerim afedersin. Ama daha havaya kurşun sıkacağım diye damadı vurmuşluğum yok. Niye, çünkü benim silahım yok be Recep, çok içsem ne olacak. Yakında belinde iki tabancayla dolaşan adamlar çıkacak ya piyasaya, asıl o zaman seyreyle cümbüşü. Bak bilemedim şimdi, damatla gelin aynı anda vurulsa belki daha iyidir, düğün gününde dul kalmaz kimse. Yok lan, aileler çok üzülür o zamanda. Ama kanunu hazırlayanlar da benim kadar salakça düşünmüştür belki, belli olmaz.
Bir kendi düğünümde içemedim çok. İçtiysem de anlamadım koşturmaktan zaten. Hanım da içememişti ama keşke o biraz daha içseymiş. Daha 23’ünde sevdiceğim çünkü. Oy kullanmaya hakkı var, devlet evlenmesinde bir sakınca görmedi, ha desek çocuk yapma hakkımız var ama bu yaş hadisesi 24’e çıkarsa bir sene hanımla birlikte Karga’ya gitme hakkımız yok. Tam detayını da bilmiyorum, benim yaşım tutuyor hamdolsun, kendi karımın velisi sayılır mıyım acaba?
Sıra geldi son ikrama Recebim, bir acı kahvemi içeceksin, yanında nane likörü verdim. Önce likörü iç, hem sindirime yardımcı olur hem de ağzındaki ezmenin, rakının tadını temizler. Ben sana bir taksi çağırıyorum, güzel güzel gidersin evine. Biliyorsun zaten, içen değil, içkili direksiyona geçen yapar kazayı.
Haydi, kendine çok iyi bakıyorsun, bir ara buluşup Arkeoloji Müzesine gideceğiz, unutma. Oradan artık Antrepo olur, İstanbul Modern olur, Pera Müzesi olur, gezeceğiz. Seninle şu sanat hadisesini netleştirmemiz lazım artık. Baktığında gördüğün şey nedir, yüzde kaçı aslında kendi iç dünyandır, sanat eseri için nasıl konuşulur, bir üzerinden geçeriz.
Gel ben de seni öpeyim, taksin bekliyor, haydi kal sağlıcakla...
ziya.kamaci@gmail.com