’dan Kadıköy için Fikirler


Söyleşi: Lale Altunel
Kadıköylü bir grup plastik sanatlar üreticisinin kurmuş olduğu oluşum olan 216, Anadolu Yakası’nı harekete geçirmek üzere bir süredir çalışmalarını sürdürüyor. Kadıköy ve Kadıköylü sanatçılar mevzubahis olduğunda biz de hemen olay yerinde bittik. Lale Altunel’in mikrofonu uzatmasıyla heyecanla anlatmaya başladılar.
 
Ayça Telgeren: Senelerdir Anadolu Yakası’nda yaşayıp ve üretimhaneleri yani atölyeleri de Anadolu Yakası’nda olan bir grup sanatçıyız biz. Kendi içimizde irtibatımız vardı şu vakte kadar. Bir şekilde görüşüyorduk ama bu iletişim çok yeterli bir iletişim değildi. Kendi atölyelerimizin içinde bir şekilde kendi üretimlerimizi kendimize saklamış gibi bir durumumuz vardı. 216’nın temel çıkış noktası bu oldu aslında. Herkesin atölyelerinin kapılarını birbirine açması ve arkadaş olmaktan ziyade sanatçı olarak da birbirimizi tanıyabilmemiz ve bununla beraberde bir güç oluşturabilmek. Anadolu Yakası’nın en büyük eksikliği; söz söyleme eksikliğiydi. Anadolu Yakası’nda oturan sanatçılar ya da Anadolu Yakası’nın yerleşenleri, üretimlerini sürekli Avrupa Yakası’na taşımak mecburiyetinde hissediyorlar. Çünkü sanki İstanbul’un kalbi orada atıyor, bütün etkinlikler orada oluyor. Müzeler orada, kültür sanat mekânları orada, büyük galeriler orada, konserler orada yapılıyor. Biz yaptığımız her şeyi ya da yapmak istediğimiz şeyleri sürekli Avrupa Yakası’na taşıyoruz. Ama aslında işin üretildiği nokta burası ve bizi etkileyen yaşamda burada. Burada yaşamayı seçmek bir tercih çünkü.
Lale Altunel: Daha sakin bir yer bir de..
AT: Kesinlikle daha sakin bir yer, hem de yaşam anlamında da bir gerçekliği var. Gündelik yaşamınız var. Sokağa çıktığınızda başka kıyafetler giyme ihtiyacı hissetmiyorsunuz. Buranın ev hali…
Yasemin Erdin: Edit’lenmemiş bir durumda Kadıköy, hiç sakin bir yer değil aslında. Burada insanlar bir parça daha oldukları gibiler. Karşı taraf hem karışık hem de her şey öyle gözükmesinin iyi olduğu düşüncesiyle, bir yabancıya biz böyleyiz der gibi, Turkish delight tadında. Buradaysa her şey cilalanmadan biraz daha gerçek yaşam gibi. Yani gerçek İstanbul, gerçek insan…
AT: Makyajsız… Sonuçta bu nokta da bizi bir araya getiren, toparlayan şeylerden biri oldu. Bu mekânların hareket ihtiyacı. Sanatın burada da konuşulduğunu, burada da uygulandığını, fiziksel olarak bu imkânı sunan bir şekle dönüşmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sanki kalp orda da biz buradan sürekli o kalbe kan pompalıyoruz. Anadolu Yakası olarak bir şekilde oraya katılmaya çalışıyoruz ama aslında buranın da bir gerçekliği var ve bu bizim hoşumuza giden bir gerçeklik.
LA: Hep oraya geç kalıyormuşuz gibi…
AT: O zaten çok acayip bir duygu, ama İstanbul’da zaten her şeye geç kalıyoruz, geri kalıyoruz. Tüm bu noktalar itibarıyla 216 bir araya geldi. 216 olmadan evvel bir araya geldi ama kendisini 216 diye tanımlamasının sebebi bu.
LA: Anadolu Yakası’nın tamamı mı yoksa sadece Kadıköy mü?
YE: Anadolu Yakası’nın tamamı ama Kadıköy’den başlamak zorundayız çünkü, hepimizin atölyesi burada ve bu yakanın da merkezi.
AT: Kadıköy’ün bu anlamda soyunduğu bir rol de var. Ortaokul yıllarımdan beri buradayım ve bu bölgenin katman katman nasıl değiştiğini, birçok hareketin başlangıç noktalarının burada kıvılcımlandığını ama o kıvılcımın sürekli karşı tarafa taşındığını, burada hiç ateş olmadığını, buradan oraya kıvılcımların sıçradığını gördüm. O noktada burası hep bir taşıyıcı.
SE: Bir türlü 15 dakikalık vapur durumunu kabullenip buraya geçmiyorlar ama biz bir şekilde tamam yarım saate ordayım deyip koştura koştura o tarafa gitmeyi bir şekilde kabullenmiş durumdayız. Bu dinamiği biz bir şekilde bu tarafa almaya çalışmak istiyoruz. Bizim gittiğimiz kadar birazcık başkaları da bu tarafa gelsin ve bu tarafta bir şekilde ayaklanabilsin istiyoruz.
AT: Ötesinde, İstanbul’un buna ihtiyacı var. Yaşayan insanlar her gün artıyor. Avrupa Yakası’ndaki mekanlar yığın yığın yüklenilmiş durumda, daha ne kadar taşıyabilir? Burada başka bir alan var. Daha açık bir alan, yeni bir alan. İnsanların buna şehrin, özellikle de Kadıköy’ün kimliğini ortaya koymak adına ihtiyacı var. Bu fikri hangi arkadaşımızla paylaştıysak, “Aslında bizim senelerdir aklımızda olan, isteğimizde gönlümüzde yatan bir şeydi,” diye yaklaştı. O yüzden bir araya gelişimizde çok hızlı gelişti.
LA: Sanatçıları kimler?
AT: Seçil Erel, Ayça Telgeren, Yasemin Erdin, Zeynep Akgün, Sevgi Yanar, Sayat Uşaklıgil, Erdal Kara, Ali Yılmaz..
YE: Bireysel ya da başka gruplara dahil olarak, olduğumuz ve yapmaya çalıştığımız bir akış var. 216 oluşumu ne bunu baltalıyor ne bunu değiştirip yapı haline getiriyor. Herkes zaten birey, herkesin kendi hayatı var. Burada bütün bunlara saygı duyularak, projeler üretip, projelerde bir araya gelmek adına düşünülüyor. Öyle ki her projede herkesin olması gerekmediği gibi, bazı projelerde daha da genişlemek için başka sanatçılarda projeye davet ediliyor.
AT: Anadolu Yakası’nın önemli bir sergi mekânı henüz oluşmuş değil. Var tabi irili ufaklı kültür sanat merkezleri ama bu kültür sanat merkezlerinin sanatsal anlamda söylediği çok fazla bir şey yok. Bunlar sadece mekânlarını açıyorlar, sergi geçiyor, sonra da toplanıp gidiyor ama, ne bu işin seyircisini daha katılımcı kılmak, ne sanat piyasasına katkıda bulunmak, ne de yeni bakış açıları sunmak noktasında zayıflığı var. Yaklaşık on iki on üç yıldır, Hasanpaşa Gazhanesi çok da ilginç bir şekilde saklı kalmış bir alan. Otuz iki dönüm bir arazi olmasına rağmen, dışardan çok kolay fark edilebilen bir alan değil, endüstri siti olarak ilan edilmiş. Kültür merkezine dönüşüm süreci on iki on üç senelik bir çaba ile başlıyor ve en güzel kısmı da herhangi bir kurumun üstten indirmeci bir tavırla yaklaşması yerine, orda yaşayan halkın böyle bir ihtiyaçları olduğunu farkına varmaları ve bunu talep etmeleri. Çok uzun seneler boyunca rant getirecek kullanım şekilleri de düşünülmüş alanla ilgili ama oradaki insanlar ihtiyaçlarına sahip çıkarak buna müsaade etmemişler. Çok ciddi bir sivil örgütlenme Gazhane Çevre Gönüllüleri Kooperatifi, çok uzun bir yol koşa koşa artık bu günkü haline gelmiş durumda. Biz de bir seneye yakın süredir onlarla iletişim içerisindeyiz. Toplantılarına katılıyoruz.
LA: Bir projeleri var sanırım, sponsor bulunamadığı için uzun zamandır uygulanmayı bekleyen öyle değil mi?
AT: Evet. Yapılan görüşmeler ve halkın ihtiyaçları sonunda 8000 kadar imza toplamışlar. İhtiyaçları halktan öğrenmeye çalışmışlar ve sonrasında İTÜ’ye bir avam proje çizdirmişler. Sponsor yok, çünkü aramıyorlar. Birçok örneği var işte, Silahtarağa, santralistanbul. Dönüşüm şekli ancak bir üniversitenin, kurumun ya da bi bankanın bünyesinde… Böyle olduğu zaman orayı yaptırıyorsunuz ve anahtarı direkt birilerinin eline teslim ediyorsunuz. Ama oradaki ihtiyaç bu değil. Orda anahtarı kendilerinde olan bir kültür sanat merkezine ihtiyaç var. Ancak o noktada verimli hale gelecek bir durum. Yoksa öteki şekilde orası çok şık bir alana dönüşür ve oradaki insanların evleri para etmeye başlar, orayı satar, orası Cihangir’e dönüşür, Galata’ya dönüşür. Olayın biricikliği ve bizi en çok etkileyen durum bu oldu, halkın ihtiyaçlarıyla şekillenmesi. Bir de burada ihtiyaç duyduğumuz kültür sanat merkezi anlamında o boşluğu doldurabilecek alana sahip ve uygulamaları gerçekleştirebilecek özerkliği de var. Bu 216’ya mutlaka orada bulunması gerektiğine dair bir düşünce verdi. Çünkü zaten Kadıköy’de yaşayan sanatçılar olarak biz de oranın yaşayanlarıyız. Bu oluşum içerisinde hem onlara destek vermek adına hem buranın anlamlı bir şekilde dönüşmesi adına, bizim de içinde yer almamız gerektiğini düşündük ve heyecanla projeler üretmeye başladık. Çevre Gönüllüleri’yle görüştüğümüz süre içinde oranın halkıyla da daha yakın temasa girebilme şansımız oldu. Birçok projemiz var aslında ama en yakındakinden bahsedelim. 2009 yılı içinde 6 Haziranda orada tek günlük bir etkinlik olacak. 216 olarak da orda stand açacağız. Bilgilerimizi paylaştığımız bir gün olacak. Eylül ekim ayları içerisinde de yaklaşık 3 haftalık bir festival yapmayı planlıyorlar. Bu arada 2010 sürecinden de bahsetmek gerekiyor. Çünkü Gazhane Projesi geçtiğimiz sene İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2010’a devredildi. Buradaki mimari proje gerçekleştirilsin, kültür merkezine dönüşsün şeklinde. 2010’un da prestij çalışması olacak.
Projelere gelirsek, öncelikle bir “kırkyama” projesi var. O bölgenin istekli kadınlarının katılım sağlayabileceği dev bir kumaş resim olacak. Yaklaşık 2-3 ay boyunca sürecek, eklendikçe büyüyecek, bitecek ve eylül ekim gibi sergileme imkanı bulacağız. Bununla beraber Hasanpaşa Gazhanesi’nin kültür sanat mekanına dönüşmesi yeterli değil. Sonuçta orası yine kapısı, etrafında duvarları olan bir mekan. Siz sadece mekanın içini çekip çevirir adam edersiniz ancak bu proje eğer etrafına yayılmazsa, Hasanpaşa sokaklarına Fikirtepe’ye... kabullenilmez ve sahiplenilmez. Ve orada yapıcı ve kalıcı bir şey oluşturamazsınız. 216’nın projelere bakış noktası bu. Öyle projeler olsun ki, atölyelerimizden çıkarıp tuvallerimizi götürüp oraya asmayalım. Bu çok üstenci bir yaklaşım ve çok da geçerli bir yaklaşım değil. Çok bireysel çok kişisel. Ama eğer orada beraber üretirsen bunu, oradaki insanların fikirlerini değerlendirerek bir üretim yaparsan, orada kalıcı bir dönüşüm yatırımı yapmış olursun. Gazhane’nin duvarlarının dışına taşarak, Hasanpaşa cadde ve sokaklarını da bir sergi mekanına dönüştürebiliriz ve oranın esnafıyla, çalışanıyla işbirliği içine girebiliriz.
LA: Oradaki sokaklar uygun mu buna sizce?
AT: Ne açıdan soruyorsunuz?
LA: Mesela kaldırımı bile bozuk. Yürürken yoldan yürümek zorunda da kalabiliyorsunuz.
AT: Kadıköy’ün Moda ve Bağdat Caddesi dışındaki temel yapısı aslında bu şekilde. Çok kozmopolit bir yapı, ekonomik seviyesi ortada. Bir mekanı kıymetlendirmeye başladığınız zaman, kaldırımı da yapılır, insanı da toparlanır eğitim almaya başlar. Sanatın bu noktada çok ciddi işlevi ve sorumluluğu olduğunu düşünüyoruz. Yani oraya gelen insan kaldırımının bozukluğunu düşünmeden, etrafına bakıp burada gerçekten çok hoş şeyler var demeye başladığı anda hakikaten bir dönüşüm geçirecek. Bizim oraya koyduğumuz şey sanatın en temel rollerinden bir tanesi olacak; tahammülü ve paylaşımı arttırmak.
SE: Ben özellikle çocuklarla ilgileniyorum. Onlara bunun onların yaşamları için de bir eğitim olduğunu hatırlatabiliriz. Bizim için en önemli şeyin bu projenin birleştirici yanı olduğuna inanıyorum. Bunun dışında Yasemin’in bir Bellek Defteri projesi var. Onu da kendi anlatsın.
YE: Hasanpaşa Gönüllüleri’nin 13 yıldır oluşturduğu ve alttan gelen bu mücadeleye bir tür övgü ve dikkati çekmek adına bir proje. Resim sanatında da portre geleneğinde olan yüceltici, onore edici, belgeleyici bir yapı var. Bu yapıyı kullanarak temsili bir kütük defteri yapmayı planlıyoruz. Burada birçok sanatçıya da bir çağrımız olacak zaten 216 olarak. Bunu bir defter haline getirmek ve bu defteri, sonra da bu akışı de içeren bir tür kitaba, bir belgeye çevirmek istiyoruz.
AT: Oluşturacağımız projelerin bütün süreçlerini yazılı ve görsel kayıtlar altında tutup, bir yandan da o arşivi oluşturmak projenin bir parçası.
LA: Hem sanatçıların işleri içinde kalıcı bir belge olacaktır di mi?
AT: Kesinlikle. Az önce dediğim gibi 32 dönümlük bir arazi ve bölgenin yeşil alan ihtiyacına da bir yandan karşılık verecek. Hakikaten bölgenin akciğerleri olacak. Sadece Hasanpaşa’nın değil, Fikirtepe’nin, Yeldeğirmeni’nin, Kadıköy’ün merkezinin böyle bir alanı yok, böyle bir park mekanı yok. Fakat bu mekanın salt park olarak kalmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bir açıkhava müzesi, bir park müzesi şekline dönüştürülebilir. Bu da orda gerçekleştirilecek heykel sempozyumlarıyla peyderpey sağlanabilir.
YE: Değeri siz kendi kendinize vermeseniz kimse size o değeri vermez. Kadıköy’de bu kadar yaşayan, üreten, varolmak için sanatla uğraşan insanların bu bölgeye değer vermelerini sağlayıp bu birleştiriciliği yapamasak, kimse dışardan bunu yapmaz. Beklememek gerek. Beklendiği takdirde, o zaten sizin olmaktan çıkıyor. Biri gelip üstten size bunu yaptırdığında, siz onların dediği şeyi iyi yapmak zorunda kalıyorsunuz.
SE: Size sadece 2009 ve Gazhane içinde yapacağımız projelerden bahsettik ama bizim her şeyi Kadıköy’de yapmak gibi bir durumumuz yok. Gazhane’yi merkez aldığımız için bu projeler çok önemli ama bunun dışında Moda’da gerçekleşecek projeler olacak 2009 yılı içinde. Onun dışında birtakım fuarlar, organizasyonlarla görüşme halindeyiz. Hem 2009 hem de bundan sonrası için başka projelerimiz var. Bizim amacımız bunun sürekliliğini sağlamak şu anda. Bu ana oluşum içinde bir araya gelen insanlar var ama çok esnek bir yapı kurmaya çalıştık. Bu oluşuma grup demek de yanlış bence. Ben gidebilirim , ya da başka sanatçılar gelebilir. Tabii belli disiplin, belli standartlar çerçevesinde.
YE: Ürettiğimiz proje herkese yakın gelmeyebilir, parçası olmak istemeyebilir. Bununla bağlantılı bir şey. Gerektiğinde başka katılımcılara açık bir yapı. Keyifli olan tarafı, bir araya gelmekle gerçekten daha büyük, daha gelişmiş işler yapabilme imkanı doğdu. Sanatçı egoyla temellenen bir şey. Hepimizin korumaya çalıştığı egoları var. Ancak 216 benim şimdiye kadar hiçbir grupta görmediğim kadar yumuşak. Hepimiz birimizin yaptığı projeyi, hatta işlerimizi nasıl gelişebilir bu diye samimiyetle üstünde düşünüp, konuşup, üstüne bir taş bir taş daha koyup geliştiriyoruz. Bu sadece grup içerisinde birleştirici bir gücü ileriye götüren bir ivmenin ötesinde, kişisel olarak da ileri götüren bir ivme oluyor. Çünkü ezmekten çok farklı, yükseltmek üzerine kurulan bir şey.
AT: Türkiye’deki sanat camiasını, sanat piyasasını gözden geçirmek gerekirse burada bir pastadan bahsediliyor. Ama bir yanlış var aslında; burada bir pasta yok, bir dilim var. Hem de oldukça ince bir dilim var. Ve bütün oylar, oyunlar, bu dilim üzerinde hareket etmek, dilimden bir parça almak ve bu dilimi çok fazla başkalarıyla paylaşmamak üstüne. Çünkü sanatın sadece ideolojik, ilkesel bir şey olmasının dışında bir de ekonomik tarafı var. Kazanacaksınız, ürettiğinizin ekonomik karşılığını alacaksınız ki üretmeye devam edeceksiniz. Ve bu çok gerekli bir yapı. Çok romantik yaklaşmak yanlış olur. Sadece üretmenin tadından zevk alıyorum vs. falan filan. Çünkü geleceği olmaz ya da sürekli başka ekonomik zeminlerle beslemek gerekir ama aslında yapılması gereken o dilimi büyütüp bir pasta haline getirmek. O noktada bizim bir araya geliş sebeplerimiz ve yan yana duruşumuzda bunun da katkısı var. Bunun bir sektöre dönüşmesi lazım. Bu piyasanın gelişmesi, büyümesi lazım. O yüzden Anadolu Yakası’na ihtiyaç var. Bu yüzden bir araya gelip kolektif bir şeyler oluşturmak lazım ki pazar içindeki değeri artsın. Pazar, piyasa belki sanat için çok soğuk kelimeler ama gerçekliği de olan kelimeler. Sanatı yaşam içinde kıymetlendireceksiniz ve bunun ekonomik gücünü ve kıymetinin de olduğunun anlaşılmasını sağlayacaksınız.
LA: Ama bu oluşum öyle bir amaç gütmüyor sanırım.
AT: Hayır, temel amacımız tabii ki bu değil ama bunun da farkındayız. Ayrıca kurumların bu anlamda üretilen şeye katkı sağlaması gerekiyor. Mesela Kadıköy Belediyesi’nin bu anlamda bir desteği ve koruyuculuğu olması gerekiyor.
SE: Tüm bunlar ancak sponsor olursa belli bir noktaya taşınabilecek. Parasal destek de manevi desteğin yanında bir gerçeklik olarak var. Gerçekten maddi destekle gerçek büyüklüklerine ulaşabilecek projeler bunlar.
 

 

lale_altunel@hotmail.com