Analog Pazar Sıkıntısı


Sarp Keskiner
Gün bitti ve geçmiş olsun… Kusur benim ki, bahar temizliği şenliğinin son gününü yıllardır ısrarla gözlerimi kaçırmak suretiyle varlığını yadsıdığım kaset kutularına adadım…
 
Müzik ve kitap konusunda kusursuz bir arşivci olmam gerekiyor; zira geri dönüp bakmam gerekenler var veya yeniden işleyebileceklerim için kaynaklarımı bir el uzatışta bulmam şart. Üstelik olduğu yerde biriken şeyler sinirimi fiskeliyor. “Kasetler” kelimesi ise her seferinde eyvahlar ile beraber çıkageliyor, çünkü CD’den önceki zamanda arşivciliğe başlamış bir adam olarak bu kasetlere ne kıyabiliyorum, ne de onlarla beraberce bir yaşam düşlüyorum bundan sonra.
 
Netten indirilecekler indirilmiş ve gereğince arşivlenmişken kasetler çoktan kabine dışında kalmış mikacıklar… Kıyamıyorum, çünkü birçoğunun CD baskısı yok veya varsa bile CD baskısına para vermeye değmeyecek müzikler. Bununla beraber kimi albümlerin bırakın CD edisyonunu, artık plak baskısı bile yok.
 
Hal böyleyken, kutuları kucakladım ve salonu olası bir felakete hazır hale getirdikten sonra elemelere başladım. İlk iki saati, Nasreddin Hoca’nın karpuzu gibi “değmiş, değmemiş” konduramamaları ile geçirdikten sonra battal boy poşette gözle görülür bir şişmanlama meydana gelmeye başladı. Hediye edilecekler bir kenara ayrıldı ve saklanması elzemler klasmanı belirginleşti.
 
Öğlen teneffüsünün akabinde, son kalan kutuya giriştim… Kapağı açtım ki, isimsizler; dolgu kasetler, zamanında benm arkadaşlarıma ve onların bana bir heves doldurduğu toplama albümler…
 
African Soul”: Bunu hayal meyal hatırlıyorum, bir genel seçim gecesi radyonun alt katındaki odada arşive gelen günlük CD’lerden hazırlamaya çalışmış, en nihayetinde de kim nerede kaç oy aldı diye takip ederken parçaların sırasını kaçırmıştık. Bundan on beş yıl önce Türkiye sınırları içerisinde bu gibi albümlere rastlamak mucize olduğu için şarkı sırası, kim söylemiş de çalmış veya hangi ülkenin adamıymış gibi detaylar muazzam önemliydi… Kaset kapağına pilot kalemle yazılmış yazılar akmış, Ebenezer Obey olmuş “Ebenezer Oley”. Bu da iyi, Ebenesor Oley de olabilirmiş…
 
Caz Müziği – Güzel Değil”: Bu benim el yazım değil; yazı sekreter etiketlerinden makasla kesilmiş bir çıkartmanın üzerine keçeli kalemle yazılmış… Çıkartmanın kenarından Pamuk Prenses bakıyor bana, tek gözü ile… Neymiş bu çirkin caz müziği bir duyayım diye koydum kaseti teybe, Replikas’ın taş gibi “Aya Bak Yıldıza Bak” demosu çıktı! Çirkin böyleyse, caz da bu ise her caz çirkin kesilsin vallahi!
 
Ölmeyen… 2”: Etiket tarumar olmuş; ölmeyen ölmüş de leşini kaldırmak bana kalmış. Etiketin sağ üst köşesinde bir not: “No 5”; ama sol alt köşede “No: 8” yazıyor, üstelik yanına da el yazısı ile “Güzel Tangolar” ibaresi eklenmiş… Kutunun dibinden kasedin diğer yan yüz etiketi göz kırpıyor, aldım baktım. “Ölmeyen Slowlar – 2”. Türk alfabesinde W var mıydı, hani yasaktı falan derken altına elle düşülmüş bir not: “Bakara Suresi”.
 
Röportajlar”: Burhan Öçal Türkiye’ye döner dönmez onunla Roll için bir röportaj yapmıştım. O yıllarda ya minik kasetli eserek gazeteci teypleri vardı ya da walkman boyutunda olup normal kasetle çalışan ve yaz sıcağında kendi tasarrufu üzerine psikedelik kayıt teknikleri geliştiren cihazlar makbuldü. Kasetin üstündeki tarihlemelere göre, bir ay kadar sonra Chris Farlowe ile yaptığım röportajı kaydetmişim diğer yüze. Ne ki, nasıl olmuşsa Farlowe ve Öçal çal deyince beraber sohbet etmeye başlıyor ve ben de araya girmeye çalışan hevesli genç gibi bir belirip bir kayboluyorum bu sohbette… Öçal Kırklareli’ndeki bir kahveyi konu ederken, Farlowe aynı esnada ona niçin Nazi nesneleri kolleksiyonu yapmaya başladığı ile mukabele ediyor…
 
Hem yoruldum, hem sıtkım sıyrıldı.
Kaldırdım bunları, çöpe attım.

www.myspace.com/leomalandro
info@kargamecmua.org