Hataya Övgü

Uran Apak

Hatalar mükemmeliyetçiliğin piç çocuklarıdır. Hataların babası mükemmeliyetçilik, anası da özgürlüktür. Mükemmeliyetçilik plan yapar, ölçer, sınırlar koyar. Sınırlar dahilinde hareket etmek için çabalar. Hayatı değiştirme gücüne sahiptir, ancak hayatın dışında kalır hep, çünkü hayat hatalara kucak açmaktadır her an.
Mükemmeliyetçilik her zaman kendini zorlar, çoğu zaman da kendinden bunalır. Böyle zamanlarda özgürlüğü çağırır utanarak. Suçluluk dolu, çılgın ama sessiz bir haykırışla çağırır özgürlüğü. Ve özgürlükle çiftleşirler. Yasaklarla dolu ama aşkı barındıran bir çiftleşmedir bu. Mükemmeliyetçilik tüm savunmasızlığıyla çıplak kalır ve seviştikçe erir.
Özgürlük mükemmeliyetçiliği yargılamaz. İskelede aşkını bekleyen bir kadındır özgürlük. Mükemmeliyetçilik dünyayı dolaşır ‘Özgürlük’ isimli bir gemiyle, mükemmeli her zaman başka bir limanda, başka bir denizde arar. Ancak yanında taşıdığı özgürlüğün ismidir yalnızca, aklı ve kalbi her zaman kendini iskelede bekleyen kadındadır aslında; hem kendi annesini hem de çocuklarının annesi olacak kadını düşler melankolik güverte gecelerinde.
Sonunda kıyıya döner ve açlığının her kırıntısı bir tutku kıvılcımıyla parıldar, kendini unutana değin, kendini paralaya paralaya sevişir iskeledeki kadınla. Hataların doğması uzun sürmez. Planlarımızı ufak ufak aksatan ve sonunda onları büsbütün suya düşüren hatalar. Bize, olmasını istediğimiz şeyi değil, olanı sevmeyi öğreten hatalar…
Planımız adada biraz gezmektir. Dönüş vapurunu kaçıracağımızı bile bile bir bisiklet kiralarız. Kaybolacağımızı bile bile orman yoluna süreriz bisikletimizi. Engebeli ve çamurlu yollarda ilerlerken aniden karşımıza çıkan dikenli çalıları tek elimizle savuşturmaya yeltenir, parmaklarımızı kanatırız. Bunların hepsi birer hatadır ama hepsi bir araya geldiğinde maceranın formülüdür. İçindeki çocuğu dinleyen hata yapar arkadaş! Çünkü çocuk, maceraların en cesur kahramanıdır. Hata olmadan deneyim olmaz. Hata olmadan bilgi olmaz. Hatalar bize dünyadaki cehennemi yaşatırlar. Yanlış kadını, yanlış erkeği sevmek, yanlış insanı yaralamak, yanlış insanı öldürmek, yanlış insandan çalmak, yanlış yoldan gitmek. Katmanlar halinde üst üste yığılmış suçluluk; bu kadar hata yapmaya cesaret edebilen maceracı, suçluluğun bataklığından çıkma gücüne de sahip midir?
Denge diye bir şey olmasaydı bu güç söz konusu bile olamazdı. Ana, baba, çocuk ve kutsal ruhun oluşturduğu dörtgendir denge. Denge hayatın içindedir – çünkü her zaman bir denge vardır, gece ile gündüz, erkek ve kadın, yalan ve gerçek arasında. Tüm zıtlıklar birbirine saldırır ama asla mutlak bir hâkimiyet kuramaz bir diğerinin üstünde. Denge hayatın dışındadır – çünkü hiçbir an tam bir denge hali içinde olmaz hayat. Zıtlıkların her an sürmekte olan savaşı dengeyi hayatın dışına atar. Ancak denge teker teker anlarda değil, tüm anların toplamında varlığını sürdürür. Denge hayatın hem içinde hem de dışındadır.
Bilge karganın altı kez ötmesine kulak asmayıp orman yoluna saptım bisikletimle. Orman garip bir sisle kaplıydı, ağaçların tepeleri görünmez olmuştu. Bir süre sonra yol da kayboldu, bisikletimden inip ağaçların arasından yürümeye başladım, bir yandan da bisikleti ellerimle sürüklüyordum. Yürüdükçe kim olduğumu, nereden geldiğimi, nereye gittiğimi unuttum. Hatta altı dakika boyunca kendimi Alice isimli küçük bir kız sandım. Sonra o adı da unuttum. Ellerimin altındaki bisiklete baktığımda bir ceylana dönüşmüş olduğunu gördüm hayretler içinde. Hava kararırken dalgaların kıyıdaki çakılları yumuşakça yaladığı bir koya çıktım. Ceylan hafifçe havayı kokladı ve ormanın içine geri koştu. Soğuk akşam rüzgarı tüm vücudumu titretti ve beynimi karıncalandırarak hafızamı yerine getirdi. Vapuru kaçırmış olmalıydım. Bilge karganın uyarısını dinlemediğim için suçluluk duydum bir an. Bu suçluluğun belirmesiyle kaybolması bir oldu. Bu maceradan geriye elimde ne kalmıştı? Bir serseri geometrisi, iflah olmaz bir romantiğin çarpık felsefesi. Pişman değildim. İçimde bir oğlan çocuğu fısıldıyor, okumayı yeni sökmüşçesine şu cümleyi yavaşça, mırıldanarak söylüyordu: ‘Evren, yapılan hataları telafi edecek şekilde sürekli kendisini yeniden örmektedir.’
Kendimi tanımak için hata üstüne hata yapmam gerekiyordu. Şimdi geçmişe baktığımda yaptıklarımın bazıları hatalı, bazıları doğru geliyor bana. Şimdinin üzerinden zaman geçecek, tekrar geçmişe bakacağım ve hatalı gözükenlerle, doğru gözükenler yer değiştirecek. Hatalar ve doğrular sürekli yer değiştirecek, ta ki köşe kapmaca oynamaktan yorulup birbirlerinin içinde eriyene dek.

 

uranapak@gmail.com