DOĞUMUNDAN İKİ YÜZYIL SONRA DARWIN[SİZLİK]
HİLMİ İLKSEN MAVİTUNA
Yıldönümlerine verdiğimiz önemin sebebini tek celsede açıklayamacak olsak da diyebiliriz ki her yıldönümü, bir şeyi/kişiyi tekrar gündeme getirmeye, üstündeki ölü toprağını eşelemeye bir vesiledir. Hayatın akışına kapılmış biz yaşayanların, bu akışla aşınmış ya da aşınmakta olanlara karşı duyduğu bir suçluluk duygusu bu anmalarda çoğunlukla bakidir, bu nedenle yıldönümü anmalarının ya da kutlamalarının alttan alta bir telafi etme duygusu taşıdığını düşünüyorum – çoğunlukla eskimiş olana yeni bir nefes vermek. Gelenek, tutuculuk, tarih; bütün bunların üstünden atlayabildiğimi varsayarak devam ediyorum ve esas konuya yaklaşıyorum. Bu sene bilim tarihi açısından iki önemli yıldönümü söz konusu, bu yazı da bu ikisi için yazılıyor: Charles Darwin’in doğumunun 200. yıldönümü ve onun en meşhur eseri Türlerin Kökeni’nin yayınlanışının da 150.si. Benim bu yazıyı yazmaya başlarken aklımdaki soru ise şu, Darwin’i niye anıyoruz, Darwin’e ne yaptık da anıyoruz onu? Darwin sanki her yerde; sığ politik gündeme (Schmitt) kısa bir bakış attığımızda bile Darwin’in Türkiye’de zaten epey güncel olduğunu görüyoruz. Öyle mi? Güncel olan Darwin mi? Stephen Jay Gould, türkçe çevirisi Tübitak Yayınları’ndan yayınlanan “Darwin ve Sonrası – Doğa Tarihi Üzerine Düşünceler”in önsözünde, Amerikalı genetikçi H.J. Müller’den bir alıntıyla başlıyor işe, Müller 1959 yılında bir konuşmasında “100 yıllık Darwinsizlik yeter!” diye hayıflanıyor. Elli yıl sonrasında Müller’ın içi artık rahat olabilir diyebilir miyiz?Yorumcuları arasında Darwin’in kendisinin de tam anlamıyla anlaşılmak istemediğine de dair bir mütabakat mevcut; Darwin’in teorisi ve bu teorinin uzanabileceği uygulama alanlarıyla, döneminin çoğu bilimadamıyla karşı karşıya gelmesi yüksek bir olasılıktı, kaldı ki bu teorinin devrimci niteliği tam da uzandığı alanlardan dolayı, Batı düşüncesinin/metafiziğinin bir dizi önkabulünü sorgular hatta yıkar nitelikteydi. Darwin’in Weber’in daha sonra “dünyanın büyüsünün bozulması” diye adlandıracağı hissiyata dair bir sezgiye sahip olduğunu da söyleyebiliriz, Türlerin Kökeni’ni yayınlamakta neden kırk sene beklediği veri toplama vs. gibi nedenlerin yanından Darwin’in bu sezgisine bağlanabilir, hatta Darwin teorisini insan dair genişlettiği Türlerin Kökeni’nden sonra yayınlanan “İnsanın Türeyişi”nde bile tasvir ettiği olguların acımasızlığına karşılık okuyucuyu bir anlamda teselli edecek retorik araçlar da kullanmıştı. Darwin’in bu sezgisinin teorisinin devrimci niteliğiyle de doğrudan ilişkilidir. Neydi bu devrimci nitelik? Kimse kendinin ne kadar devrimci olduğunu söyleyemez, söylerse de şüphe edelim ama Freud bize yardım edebilir burada. O Darwin’in insanlığın küstahlığına büyük bir darbe indirdiğini, ve Kopernikus’tan sonra kronolojik olarak ikinci büyük devrimci olduğunu söyledi, Gould’dan aktarıyorum:
“Zamanın akışı içinde insanlık, bilimin ellerinden gelen darbelerle iki kez, naif öz sevgisinin incinmesinn acısını yaşamak zorunda kalmıştır. Birincisi, Dünya’nın evrenin merkezinde olmadığını, akıl almaz büyüklükte bir dünyalar sistemi içinde br nokta olduğunu anladığında. (...) İkincisi, biyolojik araştırmalar özel yaratılmışlık ayrıcalığını elinden alıp soykütüğünü hayvanlar alemine düşürdüğünde.”
Darwin’in evrim teorisinin insanın soykütüğünü hayvanlar alemine düşürmekten çok daha fazlasını yaptığını, Freud’un bunu anlamaktan uzak kaldığını, ama her konuda ahkam kesemeyeceğimizi geçerken belirtelim ve bu işi Stephen Jay Gould’a bırakalım, ilerleme fikriyle boğuştuğu satırlarda şöyle söylüyor Gould:

“Tohumdan itibaren yeniden yetiştirilmesi mümkün olsa aynı dal grubunu asla üretmeyecek muazzam bir yaşam ağacında, Homo Sapiens’in daha dün ortaya çıkmış minik bir filiz olduğunu kabul ettiğimiz takdirde (..) bu devrim tamamlanacaktır.” (s.39)
İnsanın doğayla ve diğer canlılarla olan ilişkisini baştan tanımlıyor bu devrim, artık insanlığın doğaya göre konumundan bahsetmenin hiç de mümkün olmadığını, göreliliğin bizden talep ettiği mesafenin insanla doğa arasında olamayacağını söylüyor. Darwin’in teorisinin bu yorumunun ki Gould etkisi aşikar, apokaliptik bir dönemde yaşadığı hissiyle belki de insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar yüz yüze olan biz yirmi-birinci yüzyıl insanları için elzem bir yorum olduğunu düşünüyorum. Bununla önerdiğim ise kesinlikle yeni bir “doğa metafiziği”, bir “doğayı koruyalım, o bizim dostumuz” çevreciliği değil, çok daha temel ve kökensel bir bakış kayması.
Darwin yirminci yüzyılda hiçbir teorinin belki de erişemediği bir mertebeye erişti, kapitalizmin teyidi de Darwin’de arandı, anarşizmin, feminizmin, anti-kapitalist hareketin de kendisini Darvinci tanımladığı birden fazla an oldu yirminci yüzyılda. Bununla beraber Darwin’in sayılamayacak kadar çok akımın metodolojik aleti olmuş olması bugün “Darvinci devrimin” gerçekleşmiş ya da gerçekleşmekte olduğu anlamına kesinlikle gelmemekte. Darwin evet bir Whig, bir Malthusçu, bunun yanında bir anarşist, Marx’ın Engels’e “teorimizin dayanağı” dediğini adam olduğunu da hatırlatalım, ama bir de yorumların karmaşasında sıyrılıp bakalım. Benim tezim insan-doğa ilişkisini sorun edinmeyen, hatta bu ilişkiyi merkeze almayan bütün bu söz konusu teori ya da sosyal bir ayağının eksik kalacağı hatta ayaksız kalacağı. Doğaya yaşamın tüm çeşitliliği perspektifinden bakmak ki buradan manzara kesinlikle toz-pembe olmayacaktır, Darvinci devrimin bize işaret ettiği ve umarım bizi götüreceği nokta. Bu noktaya olan mesafemiz de, ne kadar insan-merkezli düşündüğümüzle doğru orantılı. Dolayısıyla 200 yıllık Darwin’sizliği yaşıyor gibiyiz.
Utkan’la uzun uzadıya Darwin yazmak konusunda sözleştik, bu yazıyı daha genişletmiyorum o yüzden, sadece “teori kardeşim inanmıyorum işte!” diyen insanların televizyonda olduğu bir ülkede, Darwin’i daha iyi anlatmak için çaba gösteren Evrim Çalışkanları’nın varlığından ne kadar mutlu olduğumu belirtmek istiyorum. Tartışmazsak yokuz ya o yüzden.
Ayrıca Açık Radyo’da her Çarşamba 19:30’da Rahmi Öğdül’le Darwin konuşuyoruz, son bir aydır, en az bir yayın dönemi sürmesini planladığımız programın adı ‘Yaşamın Tüm Çeşitliliği: Doğumundan 200 Yıl Sonra Charles Darwin ve “Türlerin Kökeni”’, bu programda, “yaşadığı tarihsel dönemi dikkate alınarak doğa bilimci Darwin’in yaşamını ve yapıtlarını gözden geçiriyor; evrim kuramının, yeryüzüne, yaşama, insana dair anlayışlarımızı nasıl kökten değiştirdiğini” anlamaya çalışıyoruz, hepinizi bekleriz.
ilksen57@gmail.com