Proudpilot Pike Yaptı


Tayfun Polat
Peyote’den memleket için çok hayırlı hareketler dizisine devam. Replikas’ın muhteşem Zerre albümünden sonra, bastıkları ikinci albümde sıra Proudpilot’a geldi. Monsters Exist albümü mayıs başında çıktı. Pis bir Kadıköylü olarak gidip canlı dinlemediğimiz ama myspace sayfaları sayesinde bir süredir merakla takip ettiğimiz Proudpilot’la bir araya gelip muhabbet etmek için de vesile doğmuş oldu. Pınar ve Ekin Üzeltüzenci kardeşler ve Kaan Akay’la hasbıhal ederken eğlendim açıkçası ben. Buraya yansıtamayacağım kadar komik bir iletişimleri var. Müziklerini şiddetle tavsiye ederken sıcakkanlı muhabbetlerine de denk gelmeniz dileğiyle, huzurlarınızda alternatif müzik sahnemizin en heyecan verici grubu Proudpilot.

Tayfun Polat: 2000’de bir iki kayıt dinledik. Sonra yok oldunuz. 2-3 sene önce tekrar ortaya çıktınız. Sanki müzikal anlamda da bir değişiklik oldu bu arada. O zaman gitar vardı. Daha hard-core, punk kafası vardı.
Ekin Üzeltüzenci: O zaman da gitar yoktu aslında. Sendeki kayıtta vardır. (Diğerlerine) Bülent’li olan session’dan bahsediyor.
TP: Aslında siz anlatın hikâyeyi istiyorum. Web sitesinde de ayrıldık, birleştik falan diye yazmışsınız ya…
Pınar Üzeltüzenci: Evet, yazdık, onlar çok olay oldu. 2000 sonlarında Proudpilot olarak çalmaya başladık. Ama bir tane konser verdik, Mimar Sinan’da. Şarkı yapmıyorduk o zamanlar, stüdyoya girip doğaçlama çalıyorduk. Bir iki hoşlandığımız şey olmuştu, onları şarkı yapmıştık. 2001’de grup dağıldı bir şekilde.
EÜ: 2003’de.
PÜ: Öyle mi ya, bana çok kısa geliyor o süreç.
Kaan Atay: Ya, ben tuvalete gideceğim.
TP: Hikâyeyi biliyorsun zaten.
KA: Evet.
PÜ: Sonra Kaan İngiltere’ye gitti. Ekin Fransa’ya gitti. 3-4 aylığına. Ondan sonra koptuk. Ben çalışmaya başladım. (Ekin’i göstererek) Kardeşim bu benim zaten. Biz onla kopamayız da, müzik yapmayı bıraktık. 2006’da tekrar bir araya geldik. Geliş o geliş. Biz de büyüdüğümüz için biraz, daha şarkı gibi şarkı yapmaya karar verdik. Doğaçlama yapmıyorduk artık.
EÜ: Konser verelim istedik. Hemen de konser oldu zaten.
PÜ: Myspace’e koyduk birkaç şarkı.
EÜ: Doğru, myspace o zamanlar yeni yeni parlıyordu. Herkes profil açıyordu. Herkes birbirine kolay ulaşıyordu. Dolayısıyla bizi beğenen insanlar olduğunu gördük. Bu da itti bizi biraz. Ciddileşti işler. Düzenli olarak stüdyoya gitmeye başladık, konserler vermeye başladık.
TP: Ama üç sene içerisinde bir albüm çıkaracak seviyeye gelmek de şanslı bir durum…
PÜ: Doğru, şans bu.
TP: Ben Peyote’yi çok takdir ediyorum ama yine de ikinci albüm olarak Proudpilot seçimi ayrı bir takdir konusu.
PÜ: Ticari kaygıları olmadığı için, sadece sevdikleri işlere yatırım yapacaklarını görüyoruz artık.
TP: Üçüncü albümü çok merak ediyorum ben.
EÜ: Biz de merak ediyoruz.
PÜ: İlginç gelişmeler olabilir.

TP: Peki başlangıçtan itibaren böyle bir tarzı seçmenizin sebebi nedir? Bu noise aşkı nereden geliyor?
EÜ: Tam olarak noise diyemeyiz belki bu müzik için.
TP: Ama kayıtta bile çok fazla reverb var mesela. Vokallerde özellikle. Yani evet, noise diyemeyiz belki ama…
PÜ, EÜ: Gürültülü, evet.
TP: Siz nasıl tanımlıyorsunuz?
EÜ: Biz tanımlamıyoruz.
PÜ: Sadece rock diyebiliyoruz, bir çeşit rock.
EÜ: Kayıtlarda tam olarak istediğimiz gibi bir sound oldu. Bizi yansıtan bir şey oldu, en başından beri. Hayalini kurduğumuz durumlar falan yok. Nasılsa öyle oldu.
PÜ: Planlı programlı olmadı hiçbir şey. Üçümüz vardık. İyi anlaşıyorduk. Ekin klavye çalıyordu, Kaan davul çalıyordu, ben de bas çalıyordum. Şeker, un biraraya gelince böyle bir şey oldu.
TP: Kayıtlar ne kadar sürdü?
EÜ: 3,5-4 gün. Mix uzun sürdü. Gökhan Deneç mix’i yaptı, o kaydetti. Gökhan Goralı gitar çaldı, bir şarkıda gitar var. Albümü dinledin mi?
TP: Dinledim tabii, canlı da dinlemek istiyorum.
KA: Bir şey kaçırdım mı?
PÜ: Albümü falan anlattık işte.
TP: Peki siz alternatif müzik sahnesini nasıl buluyorsunuz?
KA: Kendi adıma konuşmam gerekirse çok iyi bulmuyorum. Hareketlenmeler var. Arada çok iyi işler yapan insanlar ve gruplar da var. Ama garip şeyler de oluyor. O kadar sağlam, oturmuş, emin adımlarla ilerleyen bir scene olduğunu düşünmüyorum.
PÜ: Ama bu iş böyledir bir yandan da.
TP: Zaten çalacak iki tane sahne varken sağlıklı olması da beklenemez.
KA: Tabii. Ama herkes her şeyi çok iyi biliyor gibi geçiniyor bu aralar. Bu mp3’ler falan çıktığından beri. Herkes çok fazla müzik dinleyip, bütün müziklere hakimmiş gibi davranıyor. Her şey hakkında bilgisi var gibi, herkes çok rahat davranıyor, çok rahat konuşuyor. Herkes çok rahat müzik yapmaya başladı.
PÜ: Bu kötü bir şey değil aslında.
KA: Kötü bir şey değil ama hazımsız bir şekilde yapıldığı zaman garip sonuçları da olabiliyor. Keşke daha çok mekân olsa, daha çok insan bir şeyler yapsa.
TP: Aşağı yukarı her ay bir konser veriyorsunuz. Ama muhtemelen her müzisyen gibi başka işlerle uğraşıyorsunuz. Bu işten nasıl bir beklentiniz var?
EÜ, PÜ, KA: Hiç, parasal bir beklentimiz yok.
EÜ: Para kazanınca şaşırıp mutlu oluyoruz.
PÜ: Kazandığımız paralar da komik paralar zaten.
KA: Tam olarak içgüdüsel bir şey bizim için müzik yapmak. Ve bu şekilde devam edecek.
TP: Peki nasıl geçiniyorsunuz?
PÜ: Ben yıllarca dergicilik yaptım. En son Rolling Stone kapanınca çeviri işi yapmaya başladım. Bir de okuyorum.
KA: Ben de müzik dükkânlarında çalıştım senelerdir. Hâlâ da öyle.
PÜ: Bu işin tek olayı, çocukluk hayallerimizin gerçek olması.
EÜ: Gerçekten mutlu edebiliyor.
PÜ: Keşke hayatımızı bununla geçirebilsek. Ama belki de bu yüzden anlamlı oluyor.
KA: Daha samimi bir şeyler çıkmasının sebebi de bu belki de.
PÜ: Evet, tek para kaynağımızın bu olmaması, bizim içimizden geldiği gibi, duygusal biçimde davranmamıza neden oluyor.
KA: Bu satardı, bu satmazdı, gibi şeyler işin içine girince daha farklı olabilir, ki öyle.
TP: Peyote’de bu satsın diye bir beklentisi yok herhalde.
KA: Herhalde öyle deliler gibi satacağını düşünmüyorlardır. Ama bir kitlenin alması, desteklemesi lazım tabii. Ama Peyote bu işten ne kadar para kazanır bilemiyorum.
TP: Gasoline niye yok albümde peki?
EÜ: Gasoline, Without, Unsaid gibi myspace’e ilk koyduğumuz şarkılar o döneme ait. Ondan sonra başka şarkılar yapmaya başladık. Albümdeki sound’un daha tutarlı olmasını istedik.
PÜ: Kendi kendilerini elediler. Bizim gözümüzde eski parçalardı. Onları tekrar ısıtıp ortaya sürmek gibi olacaktı.
KA: Bir de uzuuun bir süre myspace’de kaldılar. Herkes o şarkıları dinledi, dinledi. İnsanlara dinlemedikleri bir şeyler sunmak istedik.
TP: Yurtdışında size olan ilgi nasıl ya da var mı?
KA: Yakın arkadaşlarımız ve çevremizdeki insanlar merak ediyorlar, almak istiyorlar. Thrill Jockey’de satılacak inşallah. O olmadan da bir şey söylemek zor.
PÜ: Oraya buraya gönderme çalışmaları başladı. Ama Thrill Jockey dışında somut bir bağlantı yok. Onlar dağıtacaklar işte Amerika’da. Oradaki tepkilere göre belki yeni yollar açılabilir.
EÜ: Konserlere gelip beğenen turistler oldu (gülüşmeler).
TP: Siz kimleri beğeniyorsunuz burada?
KA: In Between’i çok seviyoruz. Kim Ki O seviyoruz. Hard-core, punk sahnesinden Lifelock dinliyorum.
PÜ: Replikas, Nekropsi, zaten onlar babacan.
EÜ: Klaustro’yu seviyoruz. Çok yakın, iyi geçindiğimiz müzisyen arkadaşlarımız var.
TP: Zaten Peyote klan gibi oldu değil mi?
EÜ: Oraya gelip giden bir kitle var. Hepsi de müzik yapıyor. Herkes herkesle iyi geçiniyor, iyi anlaşıyor.
PÜ: Aslında burada çok duymadığımız başka gruplar da var. İzmir’de mesela, evlerinde çok güzel müzikler yapan insanlar var. Ankara bu aralar bir durdu ama İzmir bayağı canlı.
TP: Çoğu müzisyen yeni çalışmalarını doğrudan internete koymayı düşünüyor artık. Sizin vizyonunuz nasıl?
PÜ: Yayınlayacak plak şirketi yok. Haklılar. O yüzden internetten yayınlamak güzel bir çözüm bence.
KA: Duygusal olarak ben hâlâ plak çalan biri olarak, keşke hâlâ herkes CD alsa, plak alsa, endüstri bu kadar da internete kaymasa diye düşünmüyor değilim.
EÜ: Önemli olan insana ulaşmaksa, internette yayınlamakta ben bir sakınca görmüyorum. Daha bile güzel hatta.
PÜ: Daha çok insana ulaştığın kesin. Ama romantik tarafı da var tabii.
KA: Bir noktada insanları küstürebilir de. Ya da bundan para kazanmaya çalışan insanlar oluyor. Madalyonun iki yüzünü de düşünmek gerekiyor.
PÜ: Bir yandan bilgi kirliliği de oluyor. Seçmek de zor.
EÜ: Çok çabuk tüketiliyor bir de.
KA: Oturup da bir albüm dinlemek diye bir şey yok artık. Winamp’da tık, tık, tık geçerek dinleniyor. O yüzden de hiçbir şey sindirilemiyor. Çok iyi albümler de kaynıyor arada bence.
PÜ: Hazır bilgiye alışık bir kitle var ve kolay kolay hazmedemeden başka bir şeye geçiyorlar.
KA: Müziği bilgisayar hoparlöründen dinleyen bir nesil sözkonusu şu an. Evlerinde ne deck, ne CD player, ne pikap var. Bence müzik dinlemek başka bir olay. Böyle dinozor gibi konuşacağımı da hiç tahmin etmezdim on yıl önce. Babam gibi konuşuyorum bazen ama cidden öyleymiş.
TP: En son ne diyorsunuz?
PÜ: Albümümüzü…
TP: Alın!
PÜ: Almayın, alırsanız…
TP: Konserlere gelin.
EÜ, PÜ: Konserlere gelsinler, evet yani. (Gülüşmeler).
PÜ: Ondan sonra karar verirler alıp almayacaklarına. tayfunpolat@hotmail.com