Akıl Hastanesi Günlüğü - BilmemKaç
Viktor Pilatan
HATAMLA TANI BENİ
…Çok kıllanıyorum. Sanki herkes bana karşı her yerde. Yalnız hissediyorum. Derdimi danışacağım kimse yok gibi. Başıma bir şey gelse kimse beni savunmayacak, benim yanımda olmayacak gibi sanki. Arkamdan neler diyorlar kimbilir? Kesin ciddiye de almıyorlardır fikirlerimi, arkam sağlam değil, ünlü ve parıltılı tanıdıklarım yok diye. Ama gururum öyle önemli ki bir şeyler paylaşmam mümkün değil ama niye karşılıksız destek yok ki? Kuru bir naberden fazlası lazım bazen. Ama ben bunu veremedikten sonra. İstemeye hakkım var mı? Kim mi dediniz? Ha evet evet Tanrınızım ben her şeyi bilen ve gören…Ama çok sıkılan…
Önce direk klişelerle gireyim olaya. Evet hatasız insan olmaz. Hata yapmak tecrübe edinmektir. Tecrübe edinmek daha iyi bir insan olmaktır. Hata yapmaktan kaçınmamak riske girmek, son kağıdı görmek lazımdır. Ama bu klişeleri kullanmak, aynı hatayı tekrarlamak, öğrenmeyi, değişmeyi, gelişmemeye inat etmek eşşekliktir. Çok vardır böylelerinden her yerde. Neyse. Aklıma gelen bir kaç hatadan bahsedeyim şimdi, çok akademik biri gibi onlara numaralar vererek.
1) Hataların en tatsızı. Çocuk yetiştirme döneminde hem çekirdek ailenin hem de toplumun yaptıkları. Çocukların yetişirken kendi yaptıkları hatalar da mevcut ama girişte dediğim gibi bunun töleransı göğe kadar. Mesela bana hatırlatırdı annem çirkin ördek yavrusu çizgi filmini ilk izlediğimde sinirden kendimi kaybettiğimi beni zor sakinleştirdiklerini. Kızgınlığım hala geçmiş değildir ona yapılanlara. Ama o yaşta ihtiyacım var mıydı buna bilemiyorum.
Şimdi öncelikle çocukların yanağından makas almak çok yanlıştır. Hatta terbiyesizliktir. Bunu bırakın.
Asıl derdim benim çocuklara söyletilen şarkılarla. En klasiğini düşünelim. Donan ufak bir kuşla ilgili olanı. Hani eve götürürsün ötme beklentisiyle ama kendine gelince gider felan… Şimdi bu nasıl bir zihniyettir. O yaşta çocuğu anlamsız bir beklentiye sokuyorsun. Kuşlar zaten ötüyor her türlü evde olmalarına gerek yok bunun için, kendi doğasında daha güzel şakıyor. Sen onu zapturapt altına almaktan bahsediyorsun. Kaçmak için pırpır ediyor. Ve senin de ellerin boş kalıyor. Düşünün yani o yaştaki bir çocuğa ellerin boş kalması ruh hali öğretiliyor. Sonrası Ne? “Gözümde yaşlarla” diye devam mı edecek? Çocuk lan; 2 dakika sonra unutacak ama işte. Ruh hastalığı engel tanımıyor.
Tabi bunun nedenlerine baktığımızda çocukların bir yetişkinin bir yerini yırtsa olmayacağı kadar rocknroll olmaları sorun. Hiç bir statüko bunu istemez. Sonunda o yaştan çocukları suçluluk ve terkedilme hisleriyle doldurup yılanın başını küçükken ezmeye çalışıyorlar. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Şimdi bu ortamda sakat ama misal “Sen kalk da ben yatam” diye de bir mantık var. Yani sen 6 7 yaşında birinden başka birisi yerine ölmesini ve onun canlanmasını istiyorsun ve bunu gönülden kabul etmelerini istiyorsun. Bu yeteri kadar hastalıklı değil mi? Bir de şimdi ağlata ağlata marş okutuyorlar sağda solda yine o yaştaki çocuklara. Ah be abi hakkaten…
Çocuk mevzuunu kapatmadan Cengiz Üstün’ün “Adamlar”ı ile tanışmak için elime geçen fırsatı kullanayım: “Clementine vardı ya eskiden, çok korkardım ben. Ama Yakari’nin ormanı da az değildi hani.”
…Sistem kötüdür
2) Hakemler de insandır ve onlar da hata yapar. Tabii ki. Yalnız bu bahsedeceğim hata tam olarak hakemlerle ilgili değil. Takip edenler bilir, bir Chelsea – Barcelona maçı oynandı geçenlerde. Hani Barcelona’nın son dakikada attığı golle finale çıkma hakını kazandığı. (Golü atan İniesta istediğiniz kadar abartıyor deyin Zidane’ın o yaştaki halinden kat kat iyidir.) Bu maçta hakemin bariz hataları iki tarafı da etkiledi. Yanlış bir kırmızı kart, verilmeyen penaltı vb. Bunlar önemli değil. Benim derdim tek taraflılıkta. Çünkü tutum diyalektiği algılamayı engelliyor ve böylece bu güzel oyundan alacağınız zevki düşürüyor. Nedir?:
Maç bitince be oldu? Herkes dedi ki güzel futbol kazandı. Barcelona’nın finale çıkması iyi oldu. Mınakodumun Chelsea’si felan. Ben de Liverpool veya Barcelona’yı eskiden beri daha çok sevmişimdir. Ama niye haklarını teslim etmiyoruz? 2 maçta da o rüya takım Barcelona’ya top oynatmayan, insanüstü bir sabırla karşı kaleye giden takımın suçu neydi? Asıl olay Chelsea gibi harika savunma yapan takımların olması sayesinde Barcelona gibi harika hücum yapan takımları seyredebilmemiz. 80 sonu 90 başı o muhteşem Milan takımı da her maçını 1-0, 2-0 kazanıyordu. Kısaca savunmalar ne kadar iyi olursa hücum ve hücum oyuncuları o kadar iyi olacaktır. Bu yüzden iyi savunma yapan bir takıma futbolu çirkinleştiriyor demek hatadır. Bu tarzı seçen takımlardan nefret etmek de.(Aslında bu oyunda ve her oyunda ve sanatta nefret-sevgi hisleri kolaycılık sanki. Bilmeyi, öğrenmeyi, gelişmeyi engelleyen sanki. Misal bendeniz yaşlandıkça nefret etmeyi değil eskiden sevmediklerimi-bir futbolcu veya müzisyeni- tanımayı ve anlamayı öğreniyorum. Bu da beni ziyadesiyle mutlu ediyor.) Onların yaptığı futbolun daha iyi olması yolunda bir hizmettir. Ha illa birine küfretçeksek futbolu panayıra çeviren, determinasyonu eksik cambazları dünya yıldızı ilan eden zihniyete edelim.
…Sistem kötüdür
3) Finallere yaklaşıyoruz ya NBA’den de iki kelam edeyim mi? Çünkü onların şu çok demokratik olan draft sistemi, aslında hata kabul etmeyen baskıcı bir durum. İlgilenenler bilir Michael Jordan’ın önünde 2 kişi seçilmiştir 1984’te. İlk seçilen Hakeem Olajuwon’a laf edilmez. Portland Trail Blazers ise Sam Bowie’yi seçmiştir. Hem Bowie hem de onu seçen takım görevlileri için hayatın cehenneme dönmesidir bu. Hata mıdır? Tartışılır. Takımında hali hazırda Clyde Drexler (Jordan’la karşılaştırmıyorum ama güzel adam diye bir şey var. bana Zidane mı diye de sorsanız ben Bergkamp derim) bulunan bir takımın doğal bir hareketi de denebilir. Aslında şu da sorulabilir. Bir önceki yıl Portland Drexler’ı 14. sıradan seçtiğinde Bulls 5. sıradan Sidney Green’i seçmiştir. Bulls cici, Portland kötü müdür? Sonuçta Michael Jordan bu kadar iyi olmamalıydı.
…Sistem kötüdür
Yerim dar diğer “kendimce” hataları hızlı geçeyim, ki bunların asıl zararı sanadır;
4) İnatçı olmamak.
5) Kapitalist olmak.
6) Sosyal Darwinist olmak.
7) Her daim anne-baba sözü dinlemek. (bu madde 18 yaşaltı için geçerlidir.)
8) Yüzde 92.
9) Yüzgöz olmak. Yalnızlıktan korkmak. Empati gösterme kıtlığı. Döverim bak.
10) Milliyetçi, militarist olmak.
11) Woody Allen filmleri seyretmemek.
12) Estetik ameliyat. (Nothing estetik about that)
13) Gereksiz teknolojiyi baştacı etmek, onu kullanmak.
vb…
Son olarak bir de aşkta, sevmede hata yoktur. ( herhangi bir şeyin aşkından bahsediyorum.) Her türlü iyidir. Bir fili, bir insanı, bir manzarayı, 80’lerden bir pop şarkısını, bir abajuru veya bir pası sevmekte hiç bir yanlış olamaz.
Not: Darwinius masillae ya da İda, aramıza hoş geldin.
kendihayat@gmail.com