Bu Hareketi Yay!
Bazı Kargalar
Bu Hareketi Yay!
YouTube’un yasaklanmasının 1. yılında, bir süredir sansüre karşı etkin kampanyalarla gündem oluşturmaya çalışan Sansüre Sansür platformunun yeni kampanyası üzerine Deniz Tan ve Fırat Yıldız ile söyleştik.
Sansüre Sansür Yay Hareketi’ni anlatır mısınız? Ne tip etkinlikler düşündünüz?
Sansüre Sansür Yay! Hareketi, adını yaymaktan alıyor. Amacımız, elimizdeki malzemeleri ve “sansür her yerde karşına çıkabilir” mesajını sanal ya da gerçek ortamda, yayabildiğimiz kadar yaymak. Elimizde öncelikle yönetmen arkadaşımız İlkay Kopan’ın hazırladığı videolarımız var. Bu videoları 11 Mayıs günü tüm bloglar üzerinden yaymaya başladık. Videolardaki mantık, kitapçıda, markette, her yerde “Bu yere erişim engellenmiştir” mesajının çıkması. Bu mantığı koruyarak, basılı malzemeler hazırladık. Yer kısmını da nokta nokta ile boş bıraktık, isteyenin kullandığı yere uygun şekilde boşluğu doldurabilmesini hedefledik. Bu malzemeler hem sitemizden indirilebiliyor, hem de özellikle öğrencilere biz kargo aracılığıyla gönderebiliyoruz. Şu anda poster ve sticker’larımız var ama gerilla bir hareket olduğundan herkes istediği gibi malzemeleri çeşitlendirebiliyor: Pankart, amerikan servisi, bardak altlığı... Önerilere açığız. Tek istediğimiz malzemeleri kullandıklarında ya da gerçek hayatta bunlara rastladıklarında bir fotoğrafını çekip bize göndermeleri. Böylece hareketin ne kadar yayıldığını sitemizde gösteriyoruz. Bu hareketin en önemli özelliği konuyu internetten çıkarıp gerçek hayata taşımamız zira.
Sansüre Sansür Yay Hareketi’nin bir yaptırım gücü olacak mı sizce? Yoksa sadece konuya dikkat çekmek mi amaçlanan?
Birincil amacımız dikkat çekmek, konuyu gündeme taşımak ve unutulmamasını sağlamak. Ama bunu yeteri kadar güçlü bir şekilde yapabilirsek elbette ki kamuoyu baskısı yaratmış olacağız ve bu şekilde, bir yaptırım gücümüz de olabilir. En azından konunun uzmanlarına, hukukçulara, medyaya, derneklere harekete geçmeleri yönünde bir baskı uygulamayı başarabiliriz diye umuyoruz.
Yay Hareketi'ni 11 mayıs'ta başlattınız. Bu tarihe kadar gelen tepkiler nasıl? Yeni fikirler var mı?
Tepkiler çoğunlukla çok olumlu. Birkaç itiraz ve eleştiri dışında, hemen hemen her yerde destekle karşılaşıyoruz. Öncelikle bloglar çok güzel bir destek veriyor. Yavaş yavaş köşe yazarları da “Bu köşeye erişim engelenmiştir” gibi başlıklarla hareketimizden bahsetmeye başladı. Yeni fikirler elbette ki var. Hareketin güzel yanı da bu zaten, her zaman yeni fikirlerle beslenip, büyüyebilmesi. Mesela en güzel katılımlardan biri Eurosport’taki spiker Dağhan Irak’ın televizyonda haftanın kurtarışlarını anlatırken “Bu gole erişim engellenmiştir” demesi oldu. Bu tip doğaçlama katılımlar çok güzel ve harekete büyük ivme kazandırıyor. Bunun dışında tişört fikirleri, çeşitli şirketlerden enteresan öneriler, malzemelerin ilginç kullanımları söz konusu...
Bir de, sitenizin açılışında gördüğümüz "Bu siteye erişim kendi kararıyla engellenmiştir" hareketi vardı. Bunu yapan kaç site olduğuna dair bilginiz var mı? Bir yararı oldu mu?
O Sansüre Sansür Hareketi’nin doğmasını sağlayan ilk tepkimizdi. O tepkiden sonra, herkesi bu çatı altında toplamaya ve tepkinin ana merkezinin Sansüre Sansür olmasına karar verdik. Blog kapama hareketine, bir hafta içerisinde bizim bildiğimiz 500’ü aşkın site katıldı ama bilmediklerimiz olduğunu da tahmin ediyoruz. Bu sitelerin arasında zargan.com, sinema.com ve forzabeşiktaş gibi büyük siteler ve pek çok, irili ufaklı blog ve web sitesi vardı. Hareketin yararı, konunun sadece banner’larla ya da imza kampanyalarıyla değil, bambaşka bir şekilde gündeme taşınabileceğini göstermesi, bir hafta gibi kısacık bir sürede yerli-yabancı pek çok basın organının ilgisini çekmesi ve tabii ki Sansüre Sansür inisiyatifini doğurması oldu.
AB ve ABD gibi "liberal" ortamlarda sansür durumları nedir? Geçmişten günümüze aldıkları yolu nasıl anlatabilirsiniz? Ve de Çin tabii ki...
Sansür ufak ölçekte her yerde var tabii ki... Ama sivil inisiyatif, gelişmiş toplumlarda daha iyi işlediğinden, tepki de hemen gösteriliyor. Kanada’da mesela bir site kapama olmuştu ve halk hemen tepkisini gösterince, geri adım atıldı. Çocuk istismarı ise her yerde kapama sebebi, ama biz zaten bunu sansür olarak kabul etmiyoruz zira bu evrensel boyutta, çok ciddi bir suç ve cezai yaptırımı var. Bunun dışında, telif hakları nedenli sorunlar yaşanıyor. Ama onda da kapama yerine sitelerle özel anlaşmalar yoluna gidiliyor. Internet konrolü zor bir kanal olduğundan evet, her ülke kendi yollarını geliştirmeye çalışıyor ama her siteyi kapamak ya da yasaklamak olmuyor genelde çözümleri. Bir evrim bilimcisinin sitesi kapatılmıyor mesela. Çin ise apayrı bir konu. Büyük yatırımlarla, Google Çin’e özel bir arama motoru yapmış, yani “uygun” siteler arasında arama yapabiliyorsunuz sadece.
YouTube 1 yıldır engelli ama yaygın bir şekilde girilmeye devam ediliyor. Bu yasağı koyanlar kolayca delinebildiğinin farkında mı? Farkındaysa sadece bir güç gösterisi olarak mı algılamalıyız bunu?
Farkında olmalılar ki başbakanımız bile girdiğini ifade etti. Youtube’a giriş istatistiklerimiz yasağa rağmen hala çok üst sıralarda. Yasaklı sitelere nasıl girilebileceğini herkes öğrenmiş durumda. Yine de hadi Youtube’a girersin ama öyle arada bir girdiğin ufak bir site yasaklıysa uğraşmayabilirsin. Dolayısıyla, tunnel’lara rağmen, bu yasaklar bir şekilde etkili oluyor. Bilinçli bir güç gösterisi mi bilemiyorum ama insanları bununla yaşamaya alıştırdıkları kesin. Mesela arkadaşımız İlkay Kopan anlattı, filmi çekerken bir kitapçıda Dostoyevski kitabının olduğu yere bir bant çekiyorlar, “buraya erişim engellenmiştir” diye ve müşterilerden biri “Aaa Dostoyevski de mi yasak” diyip, arkasını dönüp gidiyor. Böyle bir kanıksama hali oluştuyor bu yasaklar.
Sansür mekanizmaları nasıl işliyor memlekette? Bu kurullar kimlerden oluşuyor ve neye göre alıyorlar bu kararları?
Şu anda bölgesel mahkemelere yapılan başvurularla yasaklar konuyor. Mesela Youtube üzerinde birden çok mahkemenin verdiği bir engelleme kararı var. Ya da Digiturk Blogger’i telif hakları nedeniyle kapattırdığında, İstanbul mahkemeleri değil, Diyarbakır mahkemesinin kararı vardı. Digiturk neden Diyarbakır’da açmış mahkemeyi bilemeyeceğim ama kapama kararı çıkana kadar farklı mahkemeler denenmiş olabilir. Dolayısıyla, bir kurul olduğunu söyleyemeyeceğim. Kapattırmak istiyorsanız, mahkemeye gidiyorsunuz, mahkeme haklı bulursa kapatıyor. Bir de tabii re’sen kapanan siteler var. Yani şikayet olmaksızın, hakim ve savcıların kendi değerlendirmeleri sonucunda gerçekleştirdiği kapamalar.
Mesela kimse Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin kapısına "Bu mahkemeye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir," yazılı bir banner yapıştırmaya cesaret edebilir mi? Ederse ne olur?
Edebilir, bu o kişinin cesaretine ve gerilla ruhuna kalmış. Ama bunu yaparsa ne olur, onu bilemiyorum. Yapmasa daha iyi olur bence.
Kamuoyunda sansür konusunda bilinç yaratmak istiyoruz. Peki bunun dışında nasıl somut adımlar atılabilir. Mesela, engelleme kararlarını iptal ettirmek için toplu bir dava dilekçesi ile mahkemeye başvurulabilir mi? Böyle çalışmalar var mı?
Tabii ki başvurulabilir, onları da bir yandan araştırıyoruz. Ama tabii dava açmak, hele ki zararını birebir belgeleyemediğin bir durumda biraz karışık. Sansüre Sansür olarak, hukuçu desteğine ihtiyacımız var, bu konuda neler yapabileceğimize ışık tutması ve bize yol göstermesi açısından. Ama biz diğer derneklerin bu konudaki çalışmalarını takip ediyoruz. Özellikle Internet Teknolojileri Derneği bu konudaki çalışmalarını sürdürüyor. Sanırım Türkiye’deki yargı yollarını denediler ve sonuç alamadılar. Şu an AİHM’e gidilmesi söz konusu.
Televizyon yayınlarındaki sansürün de önemi olmalı. Yıllardır televizyonda yayınlanan filmlerde "erotik" sahneler sansürlenir, yaklaşık on yıldır Kemal Sunal "eşşeoğlueşek" diyemiyor ve şimdilerde ise her filmde içinden duman çıkan bir blör görüyoruz. Bunlara da aynı şiddette tepki gösterilmeli mi? Kısacası sadece internetten kelli mi bu hareket?
Tabii ki sadece internet değil odağımız zaten biz de bunu anlatmaya çalışıyoruz, bugün internette kapatılan bir site, yarın bir sinema filmi, bir kitap olacak diyoruz. Filmlerimizde verdiğimiz mesaj da o: “Bugün internetine sansür, yarın hayatına sansür.” Biz sadece internet kapamalarına karşı sesimizi çıkararak, ortaya çıktığımız ve internet ortamını iyi bilen insanlar olduğumuz için odağımız internet ama elbette ki, her tür sansüre karşıyız. Filmler bugün ekstra para vererek aldığımız şifreli Digiturk kanallarında bile kesiliyor. Bu tehlikeli bir durum. Biz internet üzerinden yola çıkarak, insanları sansüre karşı bilinçlendirmeye çalışıyoruz, tepkimiz başlattığımız nokta burası sadece. Zira bir yerlerden başlamak gerekiyor. Internet sansürüne tepki yeterince kuvvetli olursa, diğer noktalara da yansıyacaktır bu diye düşünüyoruz. Daha önce de dediğim gibi bu kanıksama halini kırmaya çalışıyoruz çünkü internet kapamalrı yüzünden olan şey bu. Bir şeyin “müstehcen” bulunduğu için yasaklanmasına alışıyoruz. Yarın belki bir kitap “müstehcen” diye toplatıldığında şaşırmayacağız, ki zaten bu bile olmaya başladı. Metin Üstündağ’ın “Pazar Sevişgenleri” kitabına dava açıldığını okudum mesela. Çok geç olmadan tepkimizi göstermek lazım, biz sesini çıkarmaya alışık olmayan bir toplumda bir kıvılcım yakmaya çalışıyoruz, bunu da en iyi bildiğimiz mecrada yapıyoruz.
info@kargamecmua.org