YAYIN
Türk Edebiyatı ve Türkçe iki büyük ustasını yitirdi geçtiğimiz günlerde. Memlekete sözlük yapmayı öğreten ve Türkçe’ye kattığı yeni sözcüklerle, sözlükleriyle yaşayacak Ali Püsküllüoğlu ve Türk Edebiyatı’nın en önemli eleştirmeni Fethi Naci peş peşe gittiler o ülkeye. Hâlâ elinizin altında yoksa Püsküllüoğlu’nun bir sözlüğünü kütüphanenize yerleştirmek ya da Naci’nin bağımsız kaleminden herhangi bir eleştirisini okumak için bu gidişler vesile olur belki.
En azından birkaç kişinin şu hayatta en çok korktuğu karakter olduğunu bildiğimiz Sadako’nun yaratıcısı Koci Suzuki’nin dört kitabı birden Doğan Kitapçılık’tan yayınlandı; “Sarmal”, “Halka”, “Düğüm”, “Doğum Günü”. Japon korku edebiyatının son yıllardaki en dominant kalemi, her biri sinemaya da uyarlanan kitaplarıyla Türkçe’de. Kitaplarının atmosferinin sinemaya yansıması yepyeni bir sinema dili oluşturarak korku sinemasında Japon ekolünü tüm dünyaya kabul ettiren usta kalemin, en ürkütücü romanı da “Halka” olsa gerek. Sadakoooo…
Neyzen’in yergi ve taşlamaları yıllar sonra “Hiç” adlı kitapta bir araya getirildi. Kapı Yayınları tarafından basılan kitap, dipnotlar ve gerekli açıklamalarla Neyzen’in dünya görüşüne en çok ihtiyaç duyduğumuz günümüzde, onu hatırlamak, anlamak için ve zamanlama açısından da önemli bir eser. “Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden, / Softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü. / Kara bir kinle taassub pusudan çıktı yine, / Yurdu şâhâne cehâlet yeni baştan bürüdü.”
Yaşayan en önemli felsefecilerden ikisi, Jürgen Habermas ve Jacques Derrida ile 11 Eylül saldırısı sonrası uzun söyleşiler yapan Giovanna Barradori’nin, bu söyleşileri kitaplaştırdığı “Terör Günlerinde Felsefe – Jürgen Habermas ve Jacques Derrida ile Diyaloglar”, YKY’den çıktı. Habermas ve Derrida gibi farklı düşünce sistemleri kuran iki büyük filozofun; terör, küreselleşme, konukseverlik, iletişim, hoşgörü gibi konuların günümüz felsefesindeki konumlarını yorumlamaları, aynı konu etrafındaki görüşlerini ilk defa yan yana sunmaları açısından da ilginç bir çalışma.
Kadıköyünün gri sokaklarından çıkan mevsimlik beat pulp neşriyat “Kadıköy Underground Poetix”in ilk sayısı sürüme girdi. Dolu dolu 265 sayfayı 3 ayda bitirmek kolay değil açıkçası. Pop-art, ironi, kolajlar, sürrealizm, sibernetik, happening’ler, yol filmleri, aktivistler, şairler, öfkeli genç adamlar, saykodelia, beat, durumcular, budizm, Amerikan yerlileri, devrim, getto’lar… Şenol Erdoğan’ın Garipler ile Beat Şairlerini bodoslama karşılaştırdığı yazıya özel ilgi. 6:45’e saygılar…
SİNEMA
Marvel’in en testisli karakteri Hell Boy’u Guillermo Del Toro’nun yönetimiyle daha da sevmiştik. Süper kahramanlar arasında tarzıyla ayrı yer edinen Hell Boy, yine Del Toro tarafından çekildi. “Hell Boy II – Altın Ordu” vizyonun en bol aksiyonlu filmi. İlk filmi izleyenler bunu kaçırmayacaktır ama yine kısaca konuya da girelim. Efsanelerin eski tanrıları ve karakterleri dünyayı ele geçirmek için harekete geçer ve Hell Boy ile arkadaşlarına da insan ırkını kurtarmak düşer. Ron Pearlman, Selma Blair, Doug Jones yine başrollerde.
Disney ve Pixar’ın son harikası “Wall-E” yolda. Şimdiden yeni bir kült animasyona dönüşen Wall-E’nin hikâyesi şöyle; dünyayı temizlemek için yaratılan bir robot olan Wall-E, insanlık dünyayı terkettikten sonra 700 yıl bir yalnızlığın içinde yaşar. Günün birinde bir arama robotu dünyaya iner ve Wall-E ile Eve arasında bir aşk başlar. Eve, Wall-E’yi Axiom adlı koloniye götürür ama meraklı ve sakar robotumuz içim hikâye yeni başlamaktadır.
Frédéric Beigbeder’in bizde de çıkış yaptığı “4,900” kitabının sinemaya uyarlaması olan “99 Frank” Jan Kounen tarafından yönetildi. Dünyanın en büyük reklam ajanslarından birinde çalışıp paraya para demeyen ve hatta insanların ne istediğine bile karar veren Octave (Jean Dujardin), ajansın en güzel ablası Sophie’ye (Vahina Giocante) aşkı ile ve çok önemli bir müşteri görüşmesi öncesi stresiyle kafayı çizer. Kendi kampanyasını sabote etmeye ve böylece sistemi eleştirmeye kara veren Octave’nin macerası hayli eğlencelik.
Hüseyin Karabey’in yönettiği “Gitmek” aldığı ödüllerle gündeme gelmişti. Ayça Damgacı ve Hama Ali Khan’ın oynadığı film, biri Türk diğeri Iraklı iki tiyatrocunun aşkını anlatıyor. İstanbul’da bir film setinde birbirlerine aşık olan Ayça ve Hama Ali’nin ilişkisi, Hama Ali’nin Irak’tan gönderdiği film-mektuplarla sürmekteyken Irak İşgali başlar. Film Ayça’nın Hama Ali’ye gidişini, bu gerçek hikâyeyi konu alıyor.
ALBÜM
Artık sıkıldınız belki bu adamı duymaktan ama biz dinlemekten bıkmıyoruz. Adamımız Beck yine sürpriz bir hareketle “Modern Guilt” diye bir albüm yayınladı. Her bilinçli scientolojist gibi (sarkasm her eve lazım) yine kralından bir prodüktör seçti. Gnarls Barkley’den tanıdığımız Danger Mouse’la kotardıkları albüm, tını olarak “Guero”yu hatırlatıyor ve kesinlikle bir önceki “The Information”dan daha iyi. Modern bir altmışlar albümü de diyebileceğimiz Modern Guilt’de Cat Power’da konuk. Ama sesi pek duyulmuyor.
Her ne kadar Sopranos dizisinin jenerik müziğinden tanınsa da Alabama 3, ‘90’lar Londra’sından çıkmış en enteresan gruplardan biriydi. Nisan ayında çıkan best of “Hits and Exit Wounds” bunu gayet güzel kanıtlıyor. Rob Spragg ve Jake Black’in rave zamanlarından kalma A3, türler dışı ama bir yandan da oldukça tanıdık ve dans ortamlarından eksik olmaması gereken bir grup oldu. Sanki pro-LCD Soundsystem gibi.. “Too Sick To Pray”, “Mao Tse Tung Said”, “U Don’t Danse To Tekno Anymore” gibi eğlenceli isimli hitlerle dolu albüm, ıskalayanlar için yeterlidir.
Swastika Eeeyes! Bu aralar neden ağzımıza takılıyor bu şarkı derken yeni Primal Scream albümü “Beautiful Future”ı ellerimizde buluverdik. Karga ortamlarında pek sevilmeyen “Riot City Blues”dan sonra, bu sefer daha bir “Screamadelica” tadlarına dönüşü işaret ediyor Bobby Gillespie ve adamları (ki yukarıdaki adam Kevin Shields de yer yer onlardan biri). Josh Homme (iyi seçim), Linda Thompson (bir Fleetwood Mac cover’ıyla) ve CSS’ten (ki onlarında yeni albüm düştü ortama) Lovefoxx’un da şenlendirdiği albümü daha sindirmedik ama ilk izlenimler olumsuz değil. Scream gene en iyi bildiği sularda.

19 yaşına kadar cankilik, hapis, manken aşkı, evsizlik gibi hikâyeleriyle Texas’ın sıradışı müzisyenlerinden biri olan Micah P. Hinson, 4. albümüyle artık bu geçmişiyle değil, muazzam yapıtlarıyla anılacak. “Micah P. Hinson and The Red Empire Orchestra” yine davulları ve yaylılarıyla bir önceki “The Opera Circuit”in devamı niteliğinde gözüküyor. Günümüzün en damar şarkıcısı ve şarkıyazarı, ne kadar evlense de (!) sesiyle bizi yaralamaya devam ediyor. Oyunbozanlık gibi olmasın ama saf akustik ilk iki albümün hâlâ daha hastasıyız. Başlayacaksanız onları atlamayın.
Kısa zaman önce bahsini geçirdiğimiz yeni Brian Eno-David Byrne ortaklığı albüm artık netleşti. “Everything That Happens Will Happen Today” adını taşıyacak albüm, 18 Ağustos’ta (4 Ağustos’ta da bedava bir şarkı; iştah açıcı niyetine) everthingthathappens.com adresinden yayınlanacak. İlerleyen zamanlarda CD formatında da yayınlanacak iş, ikilinin “My Life in the Bush Ghosts” şaheserinden 27 yıl sonraya denk düşüyor. “Eno’nun elektronik parçaları üstü Byrne söz-vokali elektronik gospel,” diye tanıtılan albümün referansları o kadar iyi ki, tövbe deyin.
David Gilmour, “On An Island” projesinin son ayağında, bu sefer canlı albüm arifesinde. “Live in Gdansk” adını taşıyan ve albüm turnesinin son konseri Polonya’da yapılan canlı kayıtlardan oluşacak albüm (set?) tam bir koleksiyoner fetişi durumunda. 4 farklı versiyon, CD, CD artı DVD, CD artı DVD artı belgesel artı extra 12 şarkı seçenekleriniz arasında. Tabi unutmadan bu canlı kayıtlarda Polonya Filarmoni’nin de önemli katkısının olduğunu belirtelim. Pink Floyd hayranlarını biliriz, buna yüz çevirmeyeceklerdir.
SERGİ
Çağımızın vakanüvisti kabul edilen Martin Parr’ın 156 fotoğraftan oluşan retrospektif sergisi “Assorted Cocktail” başlıklı sergisi pazartesi günleri hariç 30 Ekim tarihine kadar santralistanbul’da ziyaret edilebilir. Magnum Photos’a bağlı ve belgesel fotoğrafçılığın en önemli isimlerinden biri olan Parr, fotoğraflarının alışılmış ve tanıdık olanı kendine özgü farklı bakış açısıyla sunmasıyla Magnum fotoğrafçılarından ayrılıyor.
DUYURU
Kadıköy Belediyesi desteğiyle Gazhane’de 3 hafta sürecek uluslararası bir kültür sanat festivali gerçekleştirilecek. 30 Eylül – 19 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek festival, Berlin’li bağımsız alternatif sanat oluşumu Trans Yapıt’ın organizasyonu. Kadıköy’e yepyeni ve devasa bir kültür alanı da kazandıracak bu projeyle ilgili yurtdışından katılımlar oldukça fazla. Ancak Türkiye’den katılım henüz çok düşük. Performans sanatları, konserler, plastik sanatlar (özellikle heykel), video-art, sokak sanatı vb. alanlarda başvurular bekleniyor. Tüm etkinliklerin ücretsiz olacağı festivale başvuru için www.trans-yapit.eu adresinde biraz dolaşmak yeterli.
WEB
kargamecmua sticker’i gelecek.