Ev yapımı iş


Raife Polat
Sabah kalkılır –çok erken değil, ama çok geç de değil. Güzel bir kahvaltı edilir. Belki biraz fazladan yayılınır. Sonra yavaş yavaş bilgisayar açılır. Fonda yazdığım yazıya uygun bir müzik olabilir. Mesele yazı değil de başka bir projeyse sessizlik de tercih edilebilir. İnternet, telefon, kitaplar ve başka kaynaklar hep el altındadır. Ama bununla birlikte mutfak, balkon, yatak, başka bir koltuk, yok bu da değil öbür koltuk / sandalye de hep el altındadır. Kafanı dağıtman gerektiğinde kedinle oynayabilir, çiçeklerinle ilgilenebilirsin. Mutfağa girip yemek pişirmek de iyi bir fikirdir çoğu zaman. Çay molası, kahve molası, kurabiyeli, kekli, böreklidir. Yazı yazıyorsam şarap da güzel gider bazen.

Sabahtan geceye kadar çalışılabilir. Ama tıkanıldığında yürüyüşe ya da alışverişe çıkmak iyi olabilir. Belki bir arkadaşa da uğranılabilir. Biraz kitap okunabilir, sadece ve sadece müzik dinlenilebilir. Ya da daha güzeli, iş yarına bırakılabilir.

Bazen günün yarısında sergi gezilebilir, sinemaya gidilebilir, bir performansa dahil olunabilir, yarısında da çalışılabilir. Bazen gece daha iyi çalışılır, gündüz aylaklık edilebilir. İşinin evde, evinin işte olması durumu budur yani; özgürlüktür.

Ben bu özgürlüğe bir süre ara verdim anne olunca. Yeniden ev dışında çalışmaya başladım. Kendi işimdi, rahattı ama ev gibi değildi işte. Sonra döndüm dolandım evime kavuştum yeniden. Şimdilerde evde çalışma özgürlüğüm, oğlumun varlığıyla biraz çetrefillense, sık sık;
  • anne, hani çay, hani kurabiye vardı ya, hani neydi o çayın adı?
  • beş çayı.
  • hıh, tamam…
gibi diyaloglar geçse de ben çalışırken aramızda, evde çalışmak gibisi yok hâlâ!!

Bir kere ev bulaştıysa her yerinize, başka türlü çalışmanız, yaşamanız da mümkün olamıyor zaten. Ama oğlum, kedim, çiçeklerim, arkadaşlarım, evet kocam da, kimse şikâyetçi değil bu durumdan. Hem işime, hem evime, hem kendime, hem insanlarıma zamanım var.

Fi tarihinde, sonradan bırakacağım master’im sırasında hocam olan Türkel Minibaş “domestik” bir yapım olduğunu söylediğinde çok şaşırmıştım. Sabah evden çıkıp akşamın / gecenin bir vakti eve giren bir insan olarak bu söylediği çok abesle iştigal bir durum gibi gelmişti bana. O zaman ailemle birlikte yaşıyordum daha, kendi evim bile yoktu. Kendi evim olunca “ev”, “evde olma”, “evi hissetme”, “evi yaşama” durumu gitgide daha keyifli ve vazgeçilmez bir durum oldu benim için. İşi bile eve taşıdım sonunda. Ve çoook daha verimli oldum evde. Şimdi o an olduğundan daha çok şaşırıyorum bu tespite o yüzden; nasıl da en içimi görebilmiş Türkel Hanım diye. info@kargamecmua.org