YİMEK YEMEK
Yimek demeyi özledim... Ayrıca yimek yemeği de. Hiç kırsal hayatım olmadı, sürekli şehir ve şehirciklerde yaşadım. Doğal olarak ailemden bağımsız bir yaşama geçtiğimde de her yaşıtım gibi dışarının harika yemeklerine kendimi kaptırdım. Kafamız soru işaretleri ile doluydu. Aynı maliyete geliyorsa neden evde yemek yapayım, annelerimiz neden bu kadar lüzumsuz işlere girişiyor –gerçi bunu söyleyip, sefil bekar evimizden annemizin ya da ailemizin evine ziyarete gittiğimizde ilk işimiz buz dolabını karıştırmak oluyor nedense. “Telefon ve internet ile o kadar alternatif varken ne yapacağımı neden düşüneyim?”, “Bu kadar kafam güzelken şuradan bir sosisli, bir de kaşarlı kavurma almak varken neden tüm bu işlere bulaşayım?..”, “Bu cümleyi daha fazla uzatırsam neden siz bu yazıyı okuyasınız?” gibi devam edebilirim.
Esas işim olmasına rağmen yıllar içerisinde üzerime düşen üşengeçlik bulutu ile ben de yemek yapmaktan vazgeçtim ve sokakta yediğim her şey yemek olmaya başladı. Oysa ki yemek yemek evde tek veya tercihen toplu halde yapılan, ana yemeklerin bir kişiden, salatanın başkasının elinden, tatlının da misafirlerin cebinden çıktığı derin anlamlı bir ritüeldir. Esas olan doğru sosyal davranış ev yemeği yapmak için insanın kendine vakit ayırmasıdır. Bir önceki gün en yakın büfeden aldığımız bol yağlı kızartma tabağını toplu halde yerken saldığımız mutluluk hormonu ile birkaç saat ile birkaç dakika arasında değişkenlik gösteren hazırlık sürecine sahip yemekleri yapıp yememizden sonra saldığımız hormonlar arasında dağlar kadar fark var.
Bir dönem yabancı uyruklu fastfood firmalarına karşı korkunç bir savaş başlamıştı, belki hatırlarsınız. Bu savaşta emperyalist yemek düzenine karşı olanlar çok daha komik bir bölgeyi kendine taraftar seçtiler, o da yerli fastfood. Sonrasında zaten psikopatlar, deliler, manyaklar gibi onlarca çeşit sandviç hayatımıza girdi. Peki ne fark etti? Hiçbir şey. Daha fazla acı, daha fazla zevksizlik.
Tembelliği hayatımızın temeli haline getirdiğimiz andan beri en büyük bahanemiz; yemek yapmanın yorucu, masraflı ve bunaltıcı olduğu oldu. Oysa ki ev yemeği yapmak kadar kolay bir şey yoktur. Biraz bayat ekmek, biraz yağ, salça ve yoğurt bile yaratıcılığınızın sınırlarını zorlayan tatlar çıkartabilir size. Üstelik ev yemeğinin yarattığı tüketim ihtiyacı mantıklı ve sağlıklı üretimin daha fazla artmasını sağlayacaktır. Çünkü hazır yemekler yedikçe değişen ve tersine evrim geçirdiğini düşündüğüm ağız tadımız, aslında o hazır malzemelerde kullanılan (tabii ki temiz ona bir şey demiyoruz) çabuk ve kısa yoldan ulaşılabilmesi için doğal yapısı bozulan ham maddelerin hepsi bize gerçek saf tadı unutturuyor. Sade bir şeyler yemek neredeyse imkansız hale geldi. Bir şeyin tek başına tadını almak yerine karışık tatlar almak daha çok tercih edilir oldu. 30’una gelenler bilir bugün marketlerden aldığımız pilicin tadı ve kokusu ile geçmişte yapılan ve eve gelindiğinde illaki bir tütsüden geçen piliçlerin arasında ki tat farkını.
Belki cılkını çıkartmamak gerektiğini düşünebilirsiniz. O ne ya, altı üstü yemek dersiniz. En son ne zaman dostlarınızla toplanıp evinizde güzel bir ziyafet verdiniz düşünün. O güzelim masayı hazırlamanın bile yarı bir keyfi olduğunu, gelen konukların ya da o günün önemine göre seçilen tabak, çanağın, market alışverişinde son anda görülen malzeme değişiklerinin yansıdığı mönünün, genelde her seferinde minik bir övgü alabilmenin umudu ile yapılan deneysel eklemelerin. Ve üç buçuk saat masada oturup arka fonda tatlı bir müzikle muhabbet etmenin verdiği keyfi yaşamaktan daha güzel ve dinlendirici kaç şey biliyorsunuz hayatta?
info@kargamecmua.org