Maksat Spor Olsun


C. Övünç Üster

Spor dediğin rekabet içerir. Rakibi yenmek asli hedeftir ve insanı devam etmeye, daha iyi olmaya zorlayan en önemli faktörlerden biridir rakip. İstediği kadar salon sporu olsun, oturma odasına taşındığında pek çok branşı layığıyla yapamazsınız. Evde oynandığı zaman, futbol için kale, masa tenisi için masa çok küçüktür; olmaz. Amma er / hatun kişinin burasına geldiyse; mesela ayaktayken ayaklarını göremez veya uzanmışken bile pantolonunu ilikleyemez bir halse söz konusu olan, her tavsiyeye kulak kabarır, hepsi en az iki kere denenir.
Sayın okuyucu: Bire bir denenmiş, sorulmuş, araştırılmış ve işlevselliği ispatlanmış doneler doğrultusunda hazırladığım, hem eğlenceli hem vücudunuza faydalı tavsiyelere uymaktan çekinmeyin (Elbette ilk önce doktorunuza danışın ve kontrolünüzü yaptırın, sonra elinizi o dondurmalı profiterolden ve 70'lik bira bardağından çekin, üstünüze rahat bir şeyler giyin).

MÜZİK FAKTÖRÜ!
 Tüm sportif faaliyetlerinizi düzenli bir temposu olan müzikler eşliğinde yaparsanız bu hem zihninizin hem de bedeninizin duruma alışmasını destekler. Vücudumuzdaki kas hücrelerinin de hafızaları vardır ve tekrarlanan görevleri her defasında biraz daha iyi becerirler. Hem müzik süper bir gıdadır.
 KOFTİLER
 Dambıl mambıl
 Spor salonunda yapabildiğiniz her şeyi kendi evinizin salonunda da yapabilirsiniz elbette; eğer evinizin salonunu kullanmıyorsanız. Spor salonu aletleriyle çalışmanın en zor kısmı da zaten bu: alet edevata yer buldunuz diyelim, ortamda yeterince hava olması da şart, hatta mümkünse filtre edilse, hatta rekabet duygusunu veya motivasyonu artırmak için şöyle arkadaşlar bir araya gelsin üç-dört kişilik gruplar halinde çalışılsın… Bence hiç uğraşmayın, direkt bir spor salonuna yazılın. “Evde vücut geliştirmek” gibi bir ısrar varsa ortada, en temizi bir spor salonuna taşınmanız, yoksa olmaz.
 Aya Yoga
Ayağa kalkın ve salonun ortasına gelin. Eğer öne ve arkaya rahatça birer adım atabiliyorsanız ve bunu yaparken açık kollarınız sağa sola çarpmıyorsa (buna zemin alanı da dahil) o zaman eviniz yoga yapmanız için uygun… Tabii tek başınıza olmak kaydıyla. Öyle “sehpaları kenara çek, halıyı kıvır”la olacak iş değil bu. Asıl ideal olan, yogayı ağaç altında filan yapmak, açık havada, güneşi gerçekten selamlayarak. Bunun için açın bahçe kapısını, yayın matınızı 80 senelik ceviz ağacının yamacına ve yükselin oracıkta (yani çimlerin üzerinde). Eğer böyle bir imkânınız yoksa yoga değil, yoga-fit’le ilgilenmeyi deneyebilirsiniz ama onun öğrenmek için de bir spor salonuna yazılmanız lazım, videoyla filan olmaz bu işler.
İpatlama
 İlk bakışta yeni bir fiil gibi duyulsa da aslında dönmekte olan bir ipin üzerinden atlama prensibine dayanan bu egzersiz, müthiştir. İnsanın (haftada en az dört gün on beş, yirmi dakika) ip atlaması koşuluyla, aşk-kulplarından, koltuk altı sarkmalarına kadar pek çok derdine derman bulunabilir, biraz sıkarsanız Geri Halliwell gibi karnınız bile olur. Sonuçta ipli ya da ipsiz; 
 Ayrobik
 Sevgili spor severler! Hafta içi her gün, Türkiye saatiyle 10.00’da, VH1’da Aerobic kuşağı olduğunu biliyor muydunuz? Üstelik tam bir saat boyunca! Arada dinlenme / reklam araları veriliyor, soluklanıp bir yudum su içebiliyorsunuz. Göz ardı edilmemesi gereken faktör şu: Şarkıların videoları o kadar absürd olabiliyor ki görüntülerin dikkatinizi dağıtması işten bile değil. Önemli not: Programda Aerobik yapmaya uygun müzikler var sadece, tayt giymiş adamın eşliği yok.
HARBİLER
Sabaha kadar dans!
Bir seneyi aşkın süredir sağ omzumdaki eklem / kas ağrısı bana göz açtırmıyordu. Ağır, hafif; herhangi bir eşyayı yukarı kaldıramıyordum. Sonra pek çok bardak şarabın ardından Bedük eşliğinde iki buçuk saat delicesine dans ettim. Sonuç: Omuz ağrım yok oldu! Bakın buradan söylüyorum; hiç bir dans etme fırsatını kaçırmayın. Ne kadar dengeli, ritme uygun, estetik, aestetik, gülünç görünme riski taşıyan figür varsa hepsini deneyin, gerekirse şarkı söylerkenki gibi gözleriniz kapayın. Yeter ki kendinizi serbest bırakın; bırakın gün ışığı içeri girsin. Uyanın, perdeleri açın, hafif bir kahvaltı edin, çayınızı içerken televizyonu açın ve VH1’ın Aerobic köşesine hoplaya zıplaya dalın. Her gün yapın, iki ayda midenizdeki baklavalar 4’ün altında olursa gelin dava açın bana; ben size baklava alırım, yeriz.
 Pilates’in toplusu
Ben henüz denemedim ama deneyenler pek memnun. Çok fazla alana ya da hareket etmenize gerek yok. Ayaklarınız yerdeyken, belinizi topun ortasına denk getirerek sırt üstü uzanıyorsunuz ve amacınız boynunuzu aşırı kasmadan öyle durabilmek. Başlangıç aşamasında sadece bu çalışma bile vücudunuzda kullanmadığınız onlarca kas grubunu aynı anda çalıştırır, güçlendirir, üstelik hacmen geliştirmez. Amacınız vücudunuzu geliştirmek bile olsa kardiyo çalışmanızı koşu bandı yerine pilates topuyla yapabilirsiniz. Bu çalışmanın en işe yarar tarafı - tıpkı yogada olduğu gibi - vücudun sadece dış kaslarını değil, iç organları çevreleyen kasları da güçlendirmesi. Yirmi milyon muymuş neymiş; bildiğin top yani. Ama daha sıkı ve kaymaz plastikten. Bence denemeye değer; olmadı deniz topu niyetine…
Barfisk
“Nö, börföks mö?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet yanlış okumadınız: Bar- fiks! Bir insan evladının vücudunun üst bölümünü güçlendirmek, kaslandırmak, inceltmek için yapabileceği en ideal çalışmadır kendisi. Birden abartılı sonuçlar beklememeli, ilk başlarda sadece kollarınızla asılı durmanız bile yeterli. Hem bazı uzmanlar barfikste kendinizi yukarı çekmenin değil, aşağı indirmenin kas gruplarını daha fazla çalıştırdığını söylüyor; yani ihtimaller sayısız. İsterseniz bir maymun olduğunuzu hayal edip çalışmanızı yarı meditatif yarı eğlenceli bir hale bile getirebilirsiniz. Yeter ki düzenli çalışın, tekrar ediyorum DÜZENLİ! Hele makul bir fiyata ayak kancası da bulabilirseniz, o kıçı kırık boruyla yapabileceklerinizin sayısını ikiye katlarsınız.

Kafanızı çalıştırın; spor yapın. ovunchster@gmail.com