Dermansız Dertlere Tek Çare: “Kocakarı Devaları”


Zekeriya S. Şen
Adem ve Havva kendi bencilliklerinin büyüleyici cazibesine kapılarak günah işlemeleri sonucu, onlar (ve dolaylı yönden bizler) için tertemiz yaratılan bir dünyaya yerleştirildi. Ortalıkta zerre kadar bir hastalık ve pislik yokken, her şey saf ve tazeyken. Daha sonra ilk cinayet, ölüm ve elbette hastalıklar nüksetmeye başladı. İnsan geliştikçe, evrimleştikçe yanında bilinçli veya bilinçsiz birçok unsur taşıdı. Hastalık her zaman ilelebet vardı ama bir kozada kendi halindeydi, ortaya çıkması ise insanların gelişimiyle, doğayı yok saymasıyla başladı. Adeta bizler geliştik hastalıklar çoğaldı, evrimleşti, tarih yazdı.

Bu gelişimimizle elbette hastalıklara karşı açılan savaşlarda gelişti, savaşlar kazanıldı kaybedildi ancak bu mücadele insanlığın varlığı boyunca hiç bitmeyecek gibi. Medikal sektör korkutucu bir düzeye geldi, resmen amacından saparak bir ticari çarka dönüştü, yakaladığı herkesi girdabına çekti.

Tüm bu gelişimlerin gölgesinde bazı efsaneler, ritüeller, şifasal inançlar baki kaldı ve hâlâ varlığını tahminimizden daha büyük bir yüzde ile sürdürüyor. Hastalıkların günümüz olanaklarıyla çözümlenemediği zamanlarda devreye resmilik kazanmış hatta çoğu kültürde öncelik tercihi olan kocakarı ilaçları devreye girer. Tarih süresince var olan bilumum kültürden türeyen bu kocakarılar ortaya attıkları doğal, üfürük, psikolojik tedavi yöntemleri ile etrafına şifa saçmıştır veya öyle olduğuna inanılmıştır. Her şeye dramatik çözüm bulan Ortaçağ Avrupa’sı ise bu kocakarıları bir dönem cadı olarak lanse edip bol bol yakıp, kazığa geçirmiştir. Her sözlükte argo veya kaba söz olarak lanse edilen kocakarı kelimesine fazla takılmayıp bunu bir bilgiç, çevresinde olup biteni öncelikli algılayan, birikimi ve varsa bilimiyle sorunlara çözüm arayan kişi olarak tanımlayabiliriz. Aslında kocakarılık çoğu kültürde bir unvan, bazen saygın bazen ise alaycı sınırlara sokulabilen bir unsur, aslında modern tıbba evde yapılan tarifli ilaçların uygulayıcısı. Hatta modern tıbbın bittiği yerde başlayan kendine özgü kuralları olan farklı farazi bir bilim dalı desek yanlış olmaz.
Artık günümüzde modern tedavinin çaresiz kaldığı veya en ufacık şeyde tonlarca para vermemek için devreye giren kocakarı tedavileri alternatif bir deva. İşin güzel yanı ise bu tedavilerin hazırlanışlarının kolaylığı, bazen ultra fantastik karışımların cazibesi, ekonomik olması ve hiç kuşkusuz bir yere gitmeden evde yapılır olması. Bu da elbette kocakarı tedavilerinin tercih edilmesinin nedenleri arasındadır. Duruma göre biyolojik ve doğal yöntemler uygulandığı gibi boş inanış ve büyü yoluna da girildiği kaydedilmiştir. Yeri gelir umacı olur, üfürükçülük olur, yeri gelir kırık-çıkıkçı olur ama hepsi sonunda kocakarı ilacı ve bu ilaçlar dilin kendisi kadar eski. Aynen fal gibidir, kalem ve mürekkepten eskidir, hem onsuz kalmamak hem de inanmamak lazım. Ancak şu bir gerçek ki her toplumda bu kocakarı ilaçları vardır ve sıklıkla gündelik hayatta kullanılmaktadır. Hepimizin kulağında küpe olan kendince büyüklerinden öğrendiği bir kocakarı ilaç reçetesi vardır. Bu evde yapılan ilaçların türleri ve çeşitliliği o kadar geniştir ki yani saymakla bitmez kocakarı ilaçları…
Şimdi gelelim başlı başına efsaneleşmiş birkaç kocakarı tedavisine (yer sınırından dolayı bazı devalara ve bekli de sizin çok iyi bildiklerinize burada yer verilememiş olabilir zira çeşit çok, bunun için şimdiden affınıza sığınıyorum):
  • Soğuk Algınlıklarında: Hemen nane, limon kabuğu ve bir tutam zencefil kaynatılır ve bu yavaş yavaş içilir / Soyulmuş iğdeler uzun uzun kaynatılır ve elde edilen sıvı süt ile karıştırılıp hastaya verilir (anekdot: tadı o kadar kötüdür ki hasta olan bu sıvıyı içmektense hemencecik iyileşiverir) / Bir fincan sıcak çayın içine bir çorba kaşığı karabiber karıştırılmasıyla elde edilen sıvı içilir / Yoğun bir sarımsak tüketimi gerekir / Balıkyağı tüketilebilir / Sirke ve sarımsak karışımı içilebilir
  • Alkolik Durumlarda: Naneli limon suyu
  • Karın Ağrılarında: Kuru çay çiğnemek / Baldan veya şekerden yapılan şerbet içmek / Ocakta ısıtılan sıcak tuğlayı havluya sarıp karın bölgesine yerleştirmek
  • Diş Ağrılarında: Gaza bandırılan pamuğu ağrıyan dişin üzerine yerleştirmek, buradaki önemli nokta gazı yutmayıp sürekli tükürmek / Bol buz ile ağrıyan dişi duyarsızlaştırmak
  • Baş Ağrısında: Bol bol kolonya heba etmek / Bir bezle kafanın ağrıyan kısmının sıkılması / Kolonya olmayan yerde sirke sürmek / Bol bol fıstık ezmesi yemek / Karanlıkta oturmak / Bol bol su içmek veya en son çözüm olarak evde ses yapan herkesi dışarı atmak
  • Zehirlenmede: Parmak atıp kusturmak / Zehirli bölgeyi kesip zehri emmek / Bol şekerli veya tuzlu su içmek
  • Arı Sokmalarında: Bölgeye soğuk cisimler özellikle bıçak değdirilmesi / Sokulan bölgeye taze inek dışkısı sürülmesi / Sokulan bölgeye alkol dökülebilir / Son çare olarak arılardan uzak durulabilir
  • Gece Görmekte zorlananlar: Bol bol havuç yemeliler
  • Sivrisinek kaşıntıları için: Maydanozun yaprakları iki parmak arasında ezilir, çıkan su, sivrisinek sokması yüzünden kaşınan yerlere sürülür.
  • Bademcik ve Boğaz Ağrılarında: Karamış yaprağı ısıtılır ve ağrıyan yere sarılır / Havaciya denilen bir bitki tereyağı ile ısıtılıp içilir / Toz haline getirilmiş keten tohumları kafi miktar su ile lapa kıvamında pişirilip, sıcak iken tülbent arasında boğaza sarılır
  • Bağırsak Kurtlarında: Hastaya çiğ kabak çiviti yedirilir / İki çorba kaşığı benzin içilebilir / Her gün bol bol su dolu karınla zıplanabilir
  • Yanıklarda: Yanık üzerine tükürülebilir / Bal, zeytinyağı ve eritilmiş mumdan yapılan bir karışım sürülebilir / Zeytinyağı ile kireçten yapılan bir karışım sürülebilir / Zeytinyağı, balmumu, pudra karışımı ağır ateşte kavrulur ve soğuyan lapa yanığa sürülebilir / İnce ince doğranan çiğ patates yanık üzerine konulabilir / Diş macunu sürülebilir (özellikle Colgate markasının bu durumlarda çok iyi sonuç verdiği söylenmektedir)
  • Reflü (boğaz ve midede asit nedenli yanma): Haftada bir tek zeytini çekirdeğiyle yutmak. Üretilen fazla asit bu zeytin çekirdeği tarafından emiliyor ve rahatlık sağlıyor.
  • Mide ülseri: 100 gram damla sakızı, 100 gram nöbet şekeri, bir kilogram kudret narı, 100 gram kantron çiçeği bir havanda dövülerek elde edilen karışım su ile tüketilir.
  • Sarılık: 100 gramdan oluşan biberiye, ısırgan otu, altın otu, aylık kökü, enginar yaprağı, yarım kilo bal ve 50 gram polen karışımı, bir kilo zerdeçal hepsi güzelce karıştırılıp kaynatıldıktan sonra tüketilir.
  • Böbrek taşı düşürme: 100 gramı ayrık kökü, mısır püskülü, kiraz sapı, avokado yaprağı, at kuyruğu, ardıç tohumu, üvez yaprağı ve böğürtlen kökü hepsi güzelce karıştırılıp kaynatıldıktan sonra tüketilir.
  • Prostat: 100 gram kereviz tohumu ile hazember kökü ve 100 gram selvi özü hepsi güzelce karıştırılıp kaynatıldıktan sonra tüketilir.
  • Kabızlık: 100 gram sinameki, biberiye, ısırgan otu ve keten tohumu bağırsakları en iyi çalıştıran otlar arasında. Kısacası herhangi birini fazlasıyla tükettiğinizde tuvalet yatağınız olur.
  • Hıçkırık için: Tutabildiğiniz kadar nefesinizi tutun / Baş üstü su için / baş parmağınızla boğazınızı gıdıklayın ve büyük olasılıkla kusun / Hıçkırığı umursamayın psikolojik olarak geçecektir / Su içerken birilerine kulaklarınızı çektirin / Derin derin nefes alın / Hiç beklemediğiniz bir anda birisinin sizi korkutmasını sağlayın.
  • Siğil: Isıtılan iğne ucu ile siğil dağlanır / Siğil patlatılıp içindeki kötü kan akıtılır / Üzerine bir demir para sürün ve bu demir parayı dört yol ağzına bırakın / Siğilinizi ölü bir bedene değdirin / Bir karıncanın siğilin etrafında dolaşmasını sağlayın sonra da bu karıncayı öldürün / Siğilin üzerine limon suyu dökün / Olmamış bir inciri koparın ve yatağa uzanarak bu incirin sütünü siğilinize sürün.
  • Morarma / Darbe ve Ağrılarda: Çiğ bir et darbe alınan kısmın üzerine konulur / Ağızda çiğnenen ekmek lapa olunca ağrıyan bölgeye yayılır / Haşlanmış soğan sıcakken moraran bölgeye sarılır / Mısır ununun yağla kavrulup, tuz eklenmesiyle yağlı hamur denilen bir karışım hazırlanır ve sıcak iken bir lahana yaprağına konarak ağrıyan bölgeye sarılır / Yatmadan önce mor olan bölgeye bal sürün ve üzerini yara bandı ile kapatın sabaha morluk gidecektir.
  • Uğursuzluğun devası: Evde bulunan bir bebeği geğirtin hatta bu da yetmiyormuş gibi üzerinize kusmasına izin verin / Yolda yürürken tura yüzü dönük bir demir para bulun.
  • Uyurken kramp girmesini önlemek için: Yatmadan önce yatağınızın altına bulabileceğiniz kadar güve yumurtası serin.
  • Evdeki paslanmayı gidermek için: bir süngere bol bol kola dökün ve paslı bölgeyi iyice silin. Pas çok kısa bir süre sonra yok olacaktır.
  • Bitlenmeyi önlemek için: Kafanızı kazıyın / Saçlarınıza periyodik olarak sivrisinek ilacı sıkın / Periyodik olarak köpeğinizin şampuanı ile yıkanın / Saç köklerinize ekşi limon suyu sürün
  • Göbek Düşmelerinde : Üç yol vardı 1) Kupa vurulurdu. 2) Karın açık sırt üstü yatılırken hastanın göbek çukuru, küçük parmakla uygulanan basınçla döndürülürdü. 3) Su dolu bardağa konan bir iğneyle batıl bir uygulama yapılırdı.
  • Kesiklere: Çiğnenmiş tütün basılabilir / Temiz bir taşa kesik yapıştırılabilir / Kartuli bastırılabilir
  • Çıban / Uçuklarda: Çıban veya uçuğu temizlemek için soğan ve maydanozun kavrulmasından elde edilen bir karışım sürülebilir / Pişmiş soğan çıban veya uçuğun üzerini kapatacak şekilde yerleştirilebilir / daha iğrenç bir yöntem olarak kabul edilen sülük çıban veya uçuğun üzerine yerleştirilebilir, sülük tüm pisliği emip şişer ve sonra düşer (sakin kendiniz çıkartmaya çalışmayın) / Çıban veya uçuğun üzerine reçine sürülebilir
  • Kulak Ağrılarında: Çocuk emziren kadının sütünden kulağa damlatılabilinir / Közde pişirilmiş sarımsak kulağı saracak şekilde konulabilir / Sıkılmış pırasa suyu kulağa damlatılabilir / Ağrıyan kulak yağlı hamur ile sarılabilir / Ağrıyan kulak üzerine ısıtılmış kiremit satılabilir / En kötü ve son çare olarak tüm gece ağrıyan kulak üzerine yatılabilir

Önemli Not: Bu tedavilerin hepsi kocakarı ilaçlarıdır ve birebir denenmemiştir. Bazı yöntemlerin denenmesinde sakınca olabilir ve kargamecmua olarak sorumluluk alınmamaktadır. muzik@tikabasamuzik.com