EV OLİMPİYATLARI

Murat MRT Seçkin

Sabah perdenin arasından sızan ışık her zaman olduğu gibi ilk kez sidikliye vuruyor. Doğal olarak tuvalete kesinlikle gitmelisin uyarısı eşliğinde gerinerek ısınma hareketlerine girişiyor ve ilk parkur olan sabah tuvaleti için startı alıyorsunuz. Üşengeçliğinizden dolayı bir süredir temizlik yüzü görmeyen banyonuzun birkaç gün önce tuvaleti sızdırması sayesinde su basması bahanesi ile temizlenmiş olmasına şükredip tuvalete oturduğunuzda ilk fatura gelmeden bu su meselesini masrafsız nasıl çözebilirim sorularını soruyorsunuz. Bu sayede günün ilerleyen saatlerinde illaki işinize yarayacak beyninizi de hafiften çalıştırmaya başlıyorsunuz. Sifonu çekerek tamamladığınız ilk parkurdan başarıyla çıkıp yatağın yanına sere serpe uzanmış çalar saate göz atıyorsunuz. Uygun bir rakam görürseniz uyanıklık sonrası şekerleme parkuru için vaktiniz kaldığını görüyorsunuz –ki bu parkurda genelde başarısız oluruz- ve yatağa kendinizi bırakıyorsunuz. Her nedense çoğu yarışmacının başına gelen şey sizin de başınıza geliyor ve iş günlerinde yaşadığımız akut uyku durumunun tam tersini tatil günlerimizde yaşıyoruz… uykunuz kaçıyor. Mutfağa doğru ilerleyerek sigara altı parkuru için hazırlıklarınız yapıyorsunuz. Sürekli dışarılarda gezinmekten dolayı neredeyse boş olan buzdolabından biraz yoğurt ve çekmeceden de bir tane grissini çıkararak bu parkuru da pek yaratıcı olmayan bir yöntem ile geçiyorsunuz. Salona doğru ilerleyip hemen kumandayı alıyorsunuz ve sabır parkuruna da burada başlıyorsunuz. Önce işe yarar bir şey bulmak ile başlayan kanal yarışı sonunda en kötünün iyisini bulmaya yönelik bir arayışa dönüyor. Zappara, zippiri ya da ona benzer ismi olan herhangi bir uzun metraj dedikodu programına odaklanarak yarışı başarıyla atlatıyorsunuz. Bir süre sonra karından gelen guruldamalar eşliğinde artık gerçekten bir şeyler yemenin gerekliliğine karar veriyorsunuz ki saat zaten öğlen vakitlerine gelmiştir. Gazete-yumurta-ekmek adını verdiğimiz bu parkurda ödül ani bir kararla cüzdan ve ayakkabısına sarılıp en yakın bakkal-markete gidenin olacak. Ama tabii ki biz yalnız insanlar olarak hazırlayacağımız süper kahvaltı ile hava atacağımız ya da gönül alacağımız kimsemiz olmadığı için bu madalyayı biraz zor görüyoruz. Elimiz telefona gidiyor ve dışarıdan bir şeyler söylüyoruz. Bu sırada “Bugün ne yapmalıyım?” sorusunun asla yanıtlanmayan çok şıklı cevaplarını da bulmak için çok çaba gösteriyoruz. Yemeğimiz geliyor ve gün içerisindeki ilk insani ilişkimizi teşekkürler, kolay gelsin ve üstü kalsın eşliğinde başarıyla yaşıyoruz. Arkasından televizyon eşliğinde yemeği götürüyoruz. Üşenmezsek bir ara bilgisayarı açıp şöyle bir bakınıyoruz ki tüm hafta boyunca şu gün bir izin yapsam da kendi işlerimi aradan çıkarsam diye hayıflandığımız aklımıza geliyor. İçimizden yaşasın, evet, harika sesleri yankılansa da aslında hiç bir şey yapmayız. Biraz ekrana bakar, posta kutumuzu toparlar ardından çiftli koltukta televizyonun karşına uzanır ve onlarca film alternatifi varken tuhaf kanalların tuhaf programlarına kendimizi kaptırırız. Kafamızdan hâlâ “Bugün ne yapsam?” diye geçerken çalan telefonunuzdan konuşan arkadaşınızın sesi size akşam olduğunu hatırlatır, gün biter, tatil biter, uykunuz gelir ama yine de madalya sizindir, çünkü evde olmak hiçbir zaman sıkıcı değildir.

info@kargamecmua.org