Rahatsızlık İyidir


Burak Bayülgen

To My Mother and Father isimli kısa filmi ile ödül koleksiyoncusu olan Cenk Evrenol ile Burak Bayülgen netten söyleşti. Bu arada film !f İstanbul Türkiye’den Kısalar programı kapsamında KargART’ta da gösterilecek bu ay.

Burak Bayülgen: University of Kent’te film çalışmaları eğitimi almış birisi olarak sinemayla teorik olarak da ilgilenen bir yönetmensin. Sinema çalışmaları eğitiminin pratik anlamda korku filmi yönetmenliğine ne gibi katkıları olabilir?
Can Evrenol: Şimdi burda “Sinema Çalışmaları” denince bir şey ifade etmiyor tabi. Dersin adı “Film Studies”. Bilmiyorum Türkiye'de var mı böyle bir bölüm. Bir kaç sene önce ben Bilgi'de okurken yoktu. (Ama tesadüfen aldığım, Selim Eyüboğlu'nun seçmeli FTV205'i muhteşemdi.) Birçok farklı yelpazede filmle tanışmama sebep olduğu için çok seviyorum Film Studies'i. Bazı klasikler olsun, akımlar olsun... Film dilinden çok film tarihi konusunda yararlandım bu bölümden. Bir kısmı zaten izlediğim bildiğim şeylerdi ama tabii bir sürü yeni şey de öğrendim. Ancak bu bölümü herkese çok tavsiye eder miyim bilmiyorum. Keza mezun olduğumda elime bir kere bile kamera almamıştım. Ama daha önemlisi Kent Üniverstesi'ndeki kütüphaneydi. Ordan çıkmıyodum. Fantastik film edebiyatını orda anladım desem yeridir. Fantastik, korku, bilimkurgu ve geceyarısı sineması kitaplarının hepsini en az bir kere elime alıp karıştırmışımdır orada herhalde. Her hafta kütüphaneden birkaç film izlerdim illa.

BB: Korku sineması yönetmenlerinin hemen hemen hepsi için “fanatik film seyircisi” de demek mümkün. Senin için de bu geçerli midir?
CE: Evet geçerlidir tabii. Kendimi bildim bileli hayatta en sevdiğim şey sinema herhalde.

BB: Ağızlarımızı açık bırakan son filmin To My Mother and Father dünya genelinde ödüllere doymuyor. Bu filmin senin filmografindeki yeri ve önemi nedir? Diğer filmlerinle kıyasladığında nasıl buluyorsun?
CE: Bu benim kısa filmlerime çok güzel bir final oldu aslında. Diğer filmlerimin meyvesi gibi görüyorum ben bunu. İlk defa gerçek anlamda bir ekip çalışması ortaya çıktı çünkü. Daha önce yaptığım kısa filmlerde yüzde 70-80'i benim olmak üzere 2-3 kişinin sırtına binen bir yük söz konusuydu. Bu sefer ise gerçekten bir grup sanatçının canla başla çalıştığı gerçek bir 7. sanat eseri oldu. Onların bu emeği ortaya koymalarının sebebi ise her birinin önceki kısa filmlerimden bir şekilde etkilenmiş olmasıydı diye düşünüyorum. Etkilenmişler ki bu senaryoya da inanıp, omuzlarını verdiler. Ve diyebilirim ki ilk defa senaryoyu yazarken kafamda oluşan filmi yüzde 90 hayata getirebildim. Atmosferiyle, renkleriyle, efektleriyle ilk defa bu kadar istediğim gibi oldu her şey. Yine eksikler var tabi, ama önceki filmlerimde çok daha fazla eksik vardı. Önceki kısa filmlerim için bu  yüzde 50 - 60'tı herhalde. Çekim aşamasında bir savaşa girip, sonra çıkıp, elimde neler var, nasıl montajlarım da, bunları nasıl bir film haline getirirm diye bakıyordum. Bu sefer çok daha planlıydı.

BB: Filmlerinin hepsini izledim. Kanımca başı sonu olan sıradan hikâyelerden ziyade anı yaşatan söylemler üzerinde duruyorsun ki bu hayranlık uyandıran bir yön. Filmlerindeki üslubun hakkında sen neler diyebilirsin?
CE:
Evet, sanırım bir öykücü değilim. Daha çok atmosferler, durumlar ve hisleri tercüme etmeye varıyor yazdığım senaryolar. Ama şimdilik böylesi daha güzel zaten.

BB: 13. Cuma filmleri üzerine yazmış olduğun bir de tezin var. Daha akademik bir gözle bakılan Jason’ın genel bir seyirciye göre ne gibi farklılıkları var?
CE: O tezde ben Jason'ı çok başarılı ve garip bir hamburger olarak inceledim aslında. Bir hamburger, yani bir ürün Jason. Fast food, basit, lezzetli. İlk filmin sonuna, son anda eklenmiş bir sahneden doğan, sonra seyircileri sinemaya çekmek için girmediği hal kalmayan, ölümsüz bir modern öcü. Sanırım en çok da geçirdiği değişimleri seviyorum. İlk başta sadece gizemli bir katilken, filmler ilerledikçe zombiye dönüşmesi, cehenneme gitmesi, beden değiştirmesi ve en sonunda gelecekte bir uzay gemisinde yarı cyborg Uber-Jason'a dönüşmesi! Muhteşem bir hayal gücü, ve bir popüler kültür miti. Jason X'i izledikten sonra karar vermiştim zaten bu tezi yazmaya.

BB: Türk korku sineması yavaş yavaş kendine ait bir dil oluşturmaya başladı. Sen de başarılı bir yönetmen olarak bu dile ne gibi katkılarda bulunabileceğine inanıyorsun?..
CE: Maalesef çok yüzeysel bir korku filmi anlayışı var bizde şu an. Zaten korku filmi olmayan bir kültürde, Okul ve Büyü gibi filmler daha doğmadan Türk korku filmini sırtından bıçakladılar bence. Bugün kime Türk korku filmi deseniz size dudak bükecektir. Seyirciyi zıplatmaya çalışan, sanat yönetmenliği, görüntü yönetmenliği ve anlatımı pek zengin olmayan, karanlık olmaktan çok uzak bir dil var evet. Ama bundan bir dil diye bahsetmek abes bence. Ben kendim çok iyi korku filmi yapıyorum diye bir iddiam hiç yok. Önce bir sanat filmi yapmaya çalışıyorum. Ama içinde dehşet olsun istiyorum illa. The Others, Shining veya The Blair Witch gibi hakikaten seyircinin yüreğine korku salan bir film yapabilir miyim bilmiyorum. Ama ben belki korku filminin seyirciyi zıplatmak değil de, başka türlü bir şey olduğunu anlatma katkısında bulunabilirim bazı izleyicilere. Heavy Metal müzikteki gibi, Mozart'ın Ağıt'ındaki gibi, Zeki Demirkubuz'un İtiraf'ındaki gibi, Haneke'nin filmlerindeki, Fulci'nin bazı sahnlerindeki gibi bir şey benim için korku filmi. Bir dehşeti, bir trajediyi, fantastiği anlatan bir film. Yoksa Testere filmleri değil... Korku filmi yapmayı beceremeden korku-komedi yapmak hiç değil... 

BB: Sanırım sırada uzun metrajlı bir film var, değil mi?...
CE: Evet, bakalım daha kesinleşmeden pek bahsetmek istemiyorum ama işler yolunda giderse bu ilkbahar bile çekilmesi söz konusu...
BB: Başarılarının devamını diliyorum. Bu arada senin ve filmlerinin Türkiye’deki korku sineması üzerine emek sarf eden kişileri daha da kaynaştırdığının farkındasındır umarım… burakbayulgen@yahoo.com