Palace, Oldham ve Bonnie’nin Kadıköy Molası


Utkan Çınar
Will Oldham 15 yıla yakın zamandır İndie’den Country’e, Folk’a yaptığı albümlerle Amerikan müziğinin en sağlam adamlarından biri oldu. Meraklılar onu Palace Brothers döneminden, tembeller Johnny Cash’in coverladığı devasa şarkısı “I See a Darkness”tan tanıyor. Seçtiği son mahlas Bonnie “Prince” Billy olarak yaptığı işler ise hem uluslararası alanda tanınmasını sağlarken, her albüm giderek olgunlaşan tarzı ve ince dokunuşlarla yaptığı yenilikler, benim gibi Alt. Country sevenleri her daim mutlu ediyor. Ve Oldham İstanbul’u seviyor. Geçtiğimiz günlerde memleketteki 3. konseri için buralardaydı. Hatta Kadıköy’e de gelmişken bir gidip hatrını sormamak olmazdı.
Haber geldiğinde Karga’daydım. Oldham da Oyun Atölyesi’nde İnceSaz konserindeydi. Tabii ki yorgun olarak çıkacaktı ve çok az zamanım vardı. Neyse ki mekanın sessiz bir köşesinde röportajlardan hazzetmeyen (al benden de o kadar!) ama müzik konuşurken gözleri parlayan biri buldum karşımda.
Sohbetimiz sessiz sakin başladı. Öncelikle seyirciyi nasıl bulduğunu sordum. Biliyorsunuz daha önce Cat Power ve Lambchop gibi güzel insanların konserlerinde tatsız durumlar yaşanmıştı. “Bu kez çok daha farklıydı.” dedi. “Ama bu konuda bir açıklama yapmak için hazırlıklı değilim”. “İyi” dedim. Albüme dönelim o zaman. Beware kanımca son yıllarda yaptığı güzel işlerden biri daha. Daha country, daha kulağa yatkın. Chicago’da bir ayda kaydettiğini söylüyor. Yine farklı bir ekiple tabii ki. Bunu hayatta yaptığı her şeyde değişiklik arayışı olarak yorumluyor. Tabii bir de geçen yıl çıkardığı iki canlı albüm vardı. Genelde çok rastlaştığımız bir şey değil tabii ki Dave Matthews’u bir yana bırakırsak: “Albümlerin şimdiden çok gelecek için varolduklarını düşünüyorum. Şimdi aynı yıl çıkmış gibi görünebilirler sana. Ama gelecekte dinleyiciler bunları, birini diğerinden önce, farklı yıllarda, farklı günlerde duyacaklar. Ne zaman çıktıkları çok da önemli değil şimdilik.. Belki bir tane daha düşünüyorum şimdi, geçen yaz kaydettiğimiz bir şeyler. Miksajını bekliyoruz.”
Muhabbeti biraz da film ve oyunculuk işlerine getirmek istiyorum. Bundan 2-3 sene evvel festivalde seyretme şansını bulduğum Old Joy harika bir tecrübeydi benim için. 2 eski arkadaşın iki gün süren kamp hikayesini Yo La Tengo’nun güzel müzikleriyle anlatan bir Kelly Reichardt filmi. Şimdi de geçen sene Wendy and Lucy ’de beraber çalıştılar Michelle Williams’ın başrolünde olduğu (ki bu abla da Dawson’s Creek gibi bir işten çıkıp Amerikan Bağımsız sinemasının yıldızlarından biri olma yolunda.) O filme müzik de yaptığını anlatıyor: “Old Joy çok güzel bir tecrübeydi benim için. Çalışmayı sevdiğim bir şekilde gerçekleşti. Aynı her albümde farklı isimlerle çalışmak gibi. Çekimler sırasında ne kadar elimizde temel alabildiğimiz bir senaryo olsa da, bizim yararımıza veya zararımıza çalışan güçlerle karşılaştık. İşe katılan insanların arasındaki dinamikten doğan “göreceli” organik ve doğal bir tecrübeydi. Harikaydı.” Son yıllarda sinemayla haşır neşir olsa da aslen müzisyen değil oyuncu olarak sanat hayatına başlamış biri Oldham. Aktörlükten müziğe geçişini soruyorum: “Bir aktör olarak hayatı idame ettirmek..(uzun bir duruş)…hiç tatmin edici değildi. Devamlı yaratabilmek konusunda tatmin edici değildi. Farklı işler, roller arasında çok fazla zaman vardı. Aynı rolde çalışırken ise katılımınız çok az ve kısıtlı.”
Biraz geyiğe vurmalı. En sevdiğin filmler? Hemen elini montunun cebini atıyor ve hazırladığı listeyi bana gösteriyor. Açıkçası çok fazla bildiğim işler yok aralarında. Bozuntuya vermeyeyim diyorum. Yine de bilenler için Giant, Reds, Honeys From Heaven, The İnnocence gibi isimler veriyor. Neyse ki sonunda o ünlü Handke kitabından uyarlama Wim Wenders yapımı “Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi”nde bir ortaklık kuruyoruz. (Konuyu futbola getirmiyorum ama.)Bu listeyi sürekli sürekli taşıyıp taşımadığını merak ediyorum. Ama bunda kültürel bir farklılıklarımzın sonucu olarak sarkastik bir tavır sergilediğimi düşünüdüğünü seziyorum. “Hayır” diyor. “Los Angeles’lı bir arkadaşım geçenlerde bir film tanıtımı yapıp yapamayacağımı sordu. Tek bir film seçemedim. Belki böyle bir liste çıkarıp sadece fragmanlarını gösteririz dedik.”
Son yıllarda her müzisyene sorduğum şeye geldi sıra. Bütün bu İnternet, Mp3 muhabbetinden sonra geçim durumları ne vaziyetteydi: “Geçinebiliyorum. Geçen yıl 2 canlı albüm yayınlamamım sebeplerinden biri de onların albüm olarakç ıkmasını istememim yanı sıra hala onlar için potansiyel bir kitlenin bulunduğunu bilmem. Belki bir kaç yıla insanlar albüm almayacaklar artık. Bilmiyorum ama belki de müziğin kaderi para karşılığı downloaddur. Söylemesi zor bir kaç yıla geçimimi sağlayıp sağlayamayacağımı. Ama şu ana kadar sağladım.” Ya konserler? “ Konser ve albüm satışı kaynağı benim için yarı yarıya. Turneler zor. Sadece zor değil yazma vaktinizden de götürüryor. Turnelerde hiç vakit olmuyor. Olsa bile tutarlı olmuyor. Her geceyi bir barda geçirmekten hoşlanmıyorum. Hatta nefret ediyorum. İğrenç bir şey.”
. Son olarak David Pajo’yla görüşür görüşmediğini soruyorum. Yeah Yeah Yeahs’le turnede olduğunu öğreniyorum. Sonra İncesaz’ı beğendiğini söylüyor. Kadın vokalist ve kabak kemane çalan müzisyeni sevdiğini söylüyor. Buralı başka insanları da dinlediğinden bahis açıyoruz. Konuşmaktan en çok zevk aldığı şeylerden bir olduğu kesin. Eski Zeki Müren işlerini dinlediğini söylüyor bir kaç senedir. Aşık Veysel tabii ki. Neşet Ertaş. İki Bülent’i de sevdiğini öğreniyoruz. Ersoy ve Ortaçgil. Mare Nostrum.
Obama’nın son basın toplantısından bahsediyor. Sorunca tabii ki. Son 8 yılda gördüğümüz her şeyden farklı olduğunu söylüyor. “Eskiden Bush’a bir soru sorulduğunda, biraz bekler, sonra verdiği cevap da aslında soruyla pek alakalı olmazdı. Her zaman. Sen de ağlamak isterdin. Obama da bekliyor, düşünüyor ama cevap vermeye başladığında gerçekten o soruyu düşünüp cevapladığını hissediyorsun. Bu çok güzel. Harika bir duygu. Bir hayalin gerçekleşmesi gibi. Şimdilik böyle hissediyorum.”
Ayrılırken Pete Doherty’nin yeni albümden pek hazzetmediğimiz konusunda anlaşıyoruz. PJ Harvey’ninkinden de. Bence ilk şarkı güzel. Bill Callahan’ın yeni işini tavsiye ediyorum. Gene bekleriz
khgv@hotmail.com