Müzikte Öte ve Beri
“Müzikten daha ötede bir şeyler arayan kulaklar içindir yaptıklarım.” Richard Wagner’in benim için dûstur haline gelmiş olan bu cümlesi özgürlük ve sınır üzerinden müziği ya da sesi sorgulamanın anahtarı gibi. Bir yandan da müzik içinde özgür ifade biçimlerinin oluşturulmasının ilk at(d)ımı.
Müziğin sınırında dolaşmayı kendine görev bilip takipçilerine yeni özgür ifade alanları açan bir çok müzisyen, maalesef müzigi ile değil söylemiyle anılmakta. Birkaç örnek vermek gerekli: Bugün Karlheinz Stockhausen’in yapıtlarından daha çok 12 Eylül saldırıları için yapmış olduğu tuhaf (!) açıklamalarıyla gündeme gelmesi, Helikopter String Quartet’te müzikten daha fazla prodüksiyonun devasalığının mevzu bahis oluşu… Bir de söylemin arka planda kaldığı, müziğin ya da sesin özne olduğu biçimler var. Giacinto Scelsi’nin Uaxuctum’u gibi... Eser kendi varlığıyla sınırları aşan bir özgür ifade biçimini koşut kılıyor.
Sınırdaki müziğin tarihsel serüvenindeki bu ayrımlar ya da arayışlar bizler için bugün tınısal olarak fazlasıyla derin özgürlük alanları açmakta. Sadece yeni müziğin icra alanları için söylemiyorum. Bugün her türde ortaya konulan icraların tınısal kökenlerinin oluşturulmasında bu arayışların rollerinin yadsınamayacak ölçüde olması söz konusu.
Uzatmadan konuya girmek isterim.
Sınır dedikten sonra olumsuzlamadan bunu aktarmaya gayret ediyorum aslında. Çünkü sınırdaki ötesini de görendir bir yandan. Yani özgürlüğü bilen... Gün geçtikçe fazlasıyla ihtiyaç duyduğumuz bu konuma sahip müzisyenler aksi gibi sınırlardan vazgeçip içerilere, daha içerilere konumlanıp geçmişini, gelecegini vesayet altına alıyor. En tuhafı ise alternatifin de bu merkezi benimsemesi. İcraların standartlaşması, sound arayaşındaki konservatif ezbercilik, sanat ve tasarımın “müfredatı” benimsemesi, bugün sınırın da bize ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Her ne kadar biraz buruk bir başlangıç yazısı olsa da bugün hem elektronik müzikte hem de avangard müzik akımlarındaki hareketlilik umut verici aslında… Varlar ve inadına ipleri göğüslemekteler. Daha önceden okuduğum kargamecmua yazılarında adından sıklıkla bahsedilen isimleri tekrar zikretmemek adına farklı birtakım örneklerle pekiştirmek isterim bu meraklı sınır bekçilerini...
İsveçli besteci ve multimedia sanatçısı Åke Parmerud, çalışmalarıyla yeni ses ortamının farklı mimarlarından biri. Yeni müziğe imajiyla da renk katan sanatçının alışılagelmiş akademik tavırdan uzak duruşu ise özellikle farklı seslerin peşinde koşan bir çok dinleyicinin ilgisini cekebilir. Ben bu çılgın adamı Alper Maral’ın evindeki statik hoparlarlörlerden dinledigim Grains of Voices (1994-1995) yapıtıyla tanıdım. Yaklaşık 18 dakika olan, dünyanın birçok farklı bölgesinde yaptığı alan kayıtlarından oluşan yapıtı, bugün bile halen iki kez üst üste dinleyebilmiş değilim. Dinlemek icin www.parmerud.com
Bir diğer önemli sınır bekçisi ise 1944 Romanya doğumlu avangard besteci Iancu Dumitrescu ve ismi geçtiğinde anılmassa olmaz Hyperion Ensemble. Kendisi 2003 yılında MIAM’da organize edilmiş olan “Spectral Müzik Günleri”nde inanılmaz bir konser vermişti. Bu sayede ufak bir kesim ile tanışmış olan Dumitrescu abinin bende bıraktığı izlenim, müziğinde bizleri uzay boşluklarına atan tuhaf yapıların peşinde oluşuydu. Dumitrescu’nun adıyla beraber sıklıkla duyduğumuz bir başka Romen besteci de Ane Marie Avram’dır ki, kendisi Iancu Dumitrescu’nun müstakbel eşi olmakta. Özellikle elektroakustik müziğin derinliklerini keşfetmek isteyenlere tavsiye ederim.
Söyleminiz her ne olursa olsun müzikal yoğunluğun altında kalıyor olması bazı müzisyenlerin benimsediği ve önemsediği bir yol. Bu yolun tam aksi istikametinde söylemin ya da sloganın metinleştirildiği müzikler ise başka bir yazının konusu. Dolayısıyla sesin doğasında özgürleşmiş ya da saflaşmış, içine dönmüş, özgürlük deyince aklına geleni uygulamaya kalkma yanılsamasına kapılmamış müzisyenler daha fazla ilgi alanıma girmekte. Bu sadece müzikte var olan sistemlerin yıkılıp yerine yenilerinin konulması üzerinden oluşmuyor. Hatta o sistemler içinde var olarak bu aykırılığı benimsiyor olması muhtemelen daha meşakkatli bir durum. Mesela Muharrem Ertaş... Kaç kez soluduğu dünyanın ötesindeki diyarlardan seslendi bize acaba? Bunu yaparken hiç de sistemlerle işi yoktu oysa ki. Tekrar düşünmek lazım belki K.R.T. Vasitodinigrat olgunluğunda bir gamelan yönetmenin ne demek olduğunu...