Sarıkız’ın, Çilli’nin, Kınalı’nın suçu ne?

Deniz Sözüdoğru

Geçtiğimiz yılın Ocak ayından itibaren Biyogüvenlik Kurulu’nun önce üç GDO’lu (genetiği değiştirilmiş organizma)[1] soya, sonra da 13 GDO’lu mısır çeşidinin yem amaçlı olarak ithaline izin vermesiyle, Türkiye yavaş yavaş bir genetiği değiştirilmiş organizmalar cehennemine dönüştürülmeye çalışılıyor. Kamuoyu görüşüne sunulmasına ve kamuoyu rızası alınamamasına rağmen süreç, bilimsel komite raporları ve bu işten ekonomik çıkarları olan biyoteknoloji şirketleri ve ithalatçı firmaların lehine işledi…

Peki şimdi ne olacak? Genetiği değiştirilmiş ürünlerin en fazla üretildiği Amerika kıtasından, tonlarca karbon ayakizi bırakmak pahasına, GDOlu mısırlar “ucuz” olduğu gerekçesiyle Sarıkız, Kınalı kuzu ve Çilli yesin diye Türkiye’ye gelecek. Ne bunları yiyen Sarıkız’ın eti, sütü, peyniri, yoğurdu ne de Çilli’nin yumurtası eskisi gibi olacak… Ne tür sonuçlar doğuracağını bilmediğimiz bu organizmaları yiyen hayvanların gıdalarını çocuklarımıza, bebeklerimize yedireceğiz.
 
Tüketicilerin ne tükettiğini bilme hakkı vardır. Fakat ülkemizde henüz GDO’lu ürünlerin etiketlenmesi konusunda bir uygulama yok. Marketten alacağımız sütün, yumurtanın, etin, yoğurdun, peynirin GDO’lu yemlerle beslenmiş hayvanlardan elde edilip edilmediğini bilmek ve buna göre tercih etmek bir özgürlüğümüz elimizden alınmamalı.
 
Biyogüvenlik Kurulu Sosyo Ekonomik Bilimsel Komite’sinin “GDO’lu yemle beslenmiş hayvanlardan elde edilen ürünlerin de GDO etiketi taşıması gerekir” kararına rağmen Biyogüvenlik Kurulu bu yönde adım atmamış ve tüketicilerin tercih hakkını ortadan kaldırmıştır. Oysa bu durum Biyogüvenlik Kanunu’ndaki “Tüketicilerin tercih hakkı ortadan kalktığı durumlarda GDO’lu ürünlere izin verilmez” hükmüne ters düştüğü için yasaya aykırıdır.


 
Dünya Tarımı nereye gidiyor?
Dünyadaki çiftçilerin %99.5’u GDO’lu üretim yapmamaktadır. Demek ki dünyayı doyurmak için aslında GDO’lara ihtiyaç yok. 2008 yılında Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler’in girişimiyle Dünya Tarım Raporu olarak anılan 2 bin sayfalık devasa bir rapor yayınlandı. Yüzlerce bilim insanınca tam üç yılda hazırlanan bu raporun amacı, 21. yüzyılda dünya tarım politikalarının ne olması gerektiğine dair yol haritası oluşturmaktı. Dört gözle beklenen bu rapor GDO’lara dair iki temel sonuç ortaya koydu: 1. GDO’lar verimi arttırmamaktadır; 2. GDO’lar açlığa çare değildir. Yani GDO ve biyoteknoloji lobilerinin savunduğunun aksine GDO tarımın bu yüzyıldaki çözümü değildir.
 
Yapılan araştırmalar GDO’lu ürünlerin üretilmesi, ekilmesi veya ithal edilmesi sürecinde ek bir ekonomik değer oluştuğunu göstermiyor. Aksine, daha fazla biyoteknoloji şirketlerine bağımlılık yaratıyor. Sanılanın aksine GDO’lu üretim genelde verimi arttırmaz, hatta azaltır. Zaten yansıtılmaya çalışılan imajın aksine ticareti yapılan mevcut GDO’lu tohumlar verim arttırmaya yönelik değil yabancı ot öldürücü kimyasal ilaçlara dayanıklı veya salgıladığı toksinlerle yabancı böcekleri öldürmeye yönelik olarak tasarlanmışlardır. Bunun amacı da tek parseldeki yüzlerce hektarlık tarım alanında monokültür (tek ürün yetiştirilmesi) üretim yapan tarım şirketlerinin işini kolaylaştırmaktır.
 
Greenpeace başlattığı Tarım kampanyası ile GDO’ların soframıza gelmesini durdurmak istiyor. Bir imza atarak GDO’ya “Hayır” demek mümkün. GDO’larla ilgli daha fazla bilgi ve imza atmak için www.yemezler.org adresini ziyaret edebilirsiniz.


 

[1] GDO, yani genetiği değiştirilmiş organizma, bir canlının genetik özelliklerinin insan eliyle laboratuvar ortamında değiştirilmesiyle elde edilir. GDO, dünyamız ve canlılar üzerinde yapılan tehlikeli bir deneydir. GDO’lar genellikle bir canlı türünün doğal hayatta sahip olmadığı bir özelliğin bir başka canlıdan gen aracılığıyla aktarılmasıyla elde edilir. Örneğin mısıra zehir salgılayan bir bakteriden gen transfer edilerek mısırın böcek öldüren zehir üretmesi sağlanır.

deniz.sozudogru@greenpeace.org