The Chap: Çat, Pat, Pop


Tayfun Polat

Önemli müzik şahsiyeti Hilmi Tezgör sayesinde tanıdığım ve bu tanışmanın memnuniyetini her daim taşıyacağım iki müzik grubu var; (aslında her ikisinin de birbirlerine ne kadar benzediklerini de şu an fark etmiş durumdayım) ilki Young Marble Giants, ikincisi ise The Chap. Young Marble Giants ile ilgili Sayın Tezgör’ün kargamecmua’nın 3. sayısında kaleme aldığı (ve kitabımızda da yer alan) yazısı zihin açacaktır. The Chap’i ise geçen ay son albümleri We Are Nobody’nin çıkmış olmasını vesile ederek, dilim döndüğünce, ben yazacağım. Hadi bakalım.

The Chap, 2000 yılında Londra’nın kuzeyinde; Keith Duncan, Panos Ghikas, Claire Hope, Berit Immig ve Johannes von Weizsacker’in bir araya gelmesiyle kurulmuş bir topluluk. Elemanların isimlerinden ve sayfada göreceğiniz resimlerinden (fotoğraf olduğunu biliyorum, kafiye olsun diye) anlaşılacağı üzere; çok kültürlü, renkli, enteresan, tuhaf, aslında yaşını başını almış ama içlerindeki muziplik suretlerine yansımış bir grup insan. Müziklerini ifade etmek içinse başka sıfatlar gerekiyor. Rock, pop, experimental, indietronica gibi janrlar ile grubun müziği yaftalanmış. Gelgelelim, The Chap’in müziği hem bunlar, hem de e) şıkkı olabiliyor.
 
Birkaç EP ve demo sonrası 2003 yılında çıkarttıkları ilk albümleri The Horse’un aynı adlı 33 saniyelik açılış şarkısında The Chap’in müziğiyle tanışabilirsiniz aslında. Bilhassa ve fazlaca kirletilmiş bir lo-fi bas-gitar, sonunda “The Horse,” denmesi için ritmi tekrarlar. 2. şarkıda ortam elektriklenir, elektroniklenir, cesaret ve ılımlılık sözleri tekrara girdiğinde The Chap’in gel-gitlerine artık alışsanız iyi olur. Çünkü gelecek şarkılar hem cesur hem alçakgönüllüdür. Albüm elektronik altyapılar, folk gitarlar, bass-line’ların sürüklediği down-tempo tınılar, bu düşük tempoyu kaldıran, bağıran, içine kapanan, çıldıran vokaller, gitar feed-back’leri, dans ritmleri, yanar döner ışıklar, tam sakinleştik derken gerilimli keyboard’lar, hoppaaa, bahar mı geldi yine, yok yahu bu gitar kasım ayından kalma, ama bu adam elindeki oyuncak tabancayla önüne geleni dekmanlamaya başladı derken “BITSS!!” isimli kayda kadar gelir. Şimdiye kadar dinlediğim en orijinal kayıtlardan biri olan “BITSS!!”, açıkçası benim için The Chap’in esas başladığı yer. 12 dakikalık kaydın tuhaf gerilimi, bilimum ses kiri ile yavaş yavaş gelmeye başlaması ve ritmin yükselişi, 6. dakikadan sonra artık gidişata karar verildiğinin sanılması, akabinde ise kemanın şarkıyı ele geçirmesi ve dinleyip dinleyebileceğiniz en azgın şarkılardan biri olarak finale koşması. Çoğu The Chap şarkısındaki gibi sözler de olsa, grubun müzikal kafalarının bir özeti gibi aslında bu kayıt. Deneysel mi dediniz? Bu ilk albümde The Chap’in deneyselliği üzerine yeterince fikir sahibi olabilirsiniz. Aslında grubun ne menem bir müzik yaptığını anlatmaya çalışırken, yukarıdaki müzikal ve müzik dışı sıfatlar (müzik dışı olanlar sayfalarca çeşitlenebilir) ve her daim karışık şarkı trafikleri, tüm The Chap albümlerini tanımlayabilir.


 
2 yıl sonra gelen Ham, “Baby I’m Hurtin’” (bence grubun en iyi şarkısıdır), “Arts Center” ve “Now Woel” gibi kayıtlarla grubun süksesini iyice arttırır. 2008 tarihli 3. albüm Mega Breakfast ise grubun adını iyice duyuracağı “Proper Rock”, “Ethnic Instrument” ve “Caution Me” gibi hit’ler içerir. Özellikle adını andığımız bu 3 şarkı deneysellikten hiç taviz vermeden de pop ve dans şarkıları yapılabileceğini dünya aleme ispatlarlar. Grubun en iyi albümüdür de diyebiliriz Mega Breakfast için. Ardından Builder’s Brew isimli bir mini albüm (ki remix’ler de içerir) sonrasında 2010 tarihli Well Done Europe gelir. Her The Chap albümü kadar enteresan olsa ve şarkıların trafikleriyle yine baş döndürse de, Well Done Europe için grubun pop’a en çok bulandığı çalışma diyebiliriz. Ablaların vokal yükünü almalarıyla yer yer Stereolab’e de yaklaşır sound. Ama işte, en pop oldukları durumda Stereolab’e benzeyen bir gruptan bahsediyoruz. 2011’de We Are The Best adlı toplama albümü yapacak kadar kayıtları da birikmiştir bu arada The Chap’in.

Ve gelelim bu yazıya vesile olan son albüme. Toplamayı ve mini albümü saymazsak, grubun 5. stüdyo albümü olan We Are Nobody, grubun müziğinin benzersizliğini vurgulamaya çalışan bir isme sahip ama açıkçası (muhtemelen alışkanlıktan) The Horse, Ham ve Mega Breakfast albümlerindeki deneyselliği arayanlar için hayal kırıklığı. Hiç kötü bir albüm değil. Ama alışmış kudurmuştan beter işte. Grubu hiç dinlemediyseniz, iyi bir başlangıç yeri değil. Deneysellik beni yorar diyorsanız, memnun kalırsınız, o ayrı. “Hands Free”, albümde eski tatları alabilecek tek kayıt gibi. Bu nedenle de ayırdık bir yere. Sonuçta The Chap, Karga çatısı altında kredisi çok fazla olan bir grup. Son iki seferdir daha kolay dinlenir albümler yapıyorlar diye de tükenmez bu kredi. Seviniz, sevdiriniz.

tayfun@kargart.org