YAYIN

Bülent Diken ve Carsten Bagge Laustsen’in hazırladığı Filmlerle Sosyoloji Metis Yayınları’nın Tarih Toplum Felsefe Dizisi’nden arkadaşımız Sona Ertekin’in çevirisiyle yayınlandı. Slavoj Zizek tarafından da övülen kitap, film analiziyle toplumsal teoriler üretme, bu teori dahilindeki belli başlı alanlarla hesaplaşma ve bir sosyal teşhis çabası olarak sunulmuş. Filmleri boş kafayla seyretmeyen herkesin okuması gereken bir yapıt.

Gene Metis Yayınları’ndan bir Perec eseri: Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır Da Neyin Nesi? Usta yazarın 1966’da 30 yaşında yazdığı ikinci kitap olan bu eser, 96 sayfalık bir anti-militarist bakış. Savaşa karşı, Cerzayir’e gitmek istemeyen bir askerin ve ona yardım etmeye çalışan gençlerin hikayesini konu alıyor. Perec zordur ama şu zamanda anti-militarist her şeye atlamak lazım. Tam da bu zamanda…
FİLM
Klip yönetmenliği sahasında oldukça yetenekli bir isim olan Mark Romanek sinemaya hep utangaç yaklaştı. NIN’in “Closer”, Bowie’nin “Jump They Say”, Johnny Cash’in “Hurt” ve Red Hot Chili Peppers’ın “Can’t Stop” gibi hafızalarada yer almış klip işleriyle tanıdığımız Romanek, 25 yıllık kariyerine Static ile başladıktan sonra bu yıla kadar sadece 2001’deki Robin Williams’lı One Hour Photo’ya imza attı. Yeni filmi Never Let Me Go, Kazua Ishiguro’nun aynı isimli kitabından uyarlanan distopik bir hikâye. Keira Knightley, Carey Mulligan, Andrew Garfield gibi yeni nesil meşhur oyuncuların yer aldığı film, insanların organ bağışçısı olarak klonlandığı distopik bir İngiltere’de geçiyor. Genelde oldukça iyi eleştiriler aldığını da belirtelim. Romanek’in yakında Ben Stiller’lı korku-komedi The Voices’ın da yönetmen koltuğunda olması bekleniyor.
Eski dogmacılardan kim kaldı? Thomas Vinterberg henüz 29’unda çektiği muazzam Şölen ile radarlara girmiş ve her yeni filmini merakla beklediğimiz bir yönetmen olmuştu. Sevgili Wendy ve A Man Comes Home gibi güzellikler yaratsa da Şölen’in tadı bir ayrıydı. Aşması zor. Yeni işi Submarino çoğu zaman yaptığı gibi işlemeyen aile ilişkilerini odak alıyor. Alkolik bir anne, kazayla ölen bir bebek kardeş, biri evsiz alkolik biri uyuşturucu satıcısı iki kardeş; babalarının cenazesinde karşılaşırlar ve olaylar gelişir. Vinterberg bu konularda ustadır. İzlemek lazım.
DİZİ
Bu yıl hayatına başlayan dizilerden en kralı kuşkusuz Boardwalk Empire. Her zaman sevdiğimiz Steve Buscemi’nin başrolde olduğu ve pilot bölümü Martin Scorsese tarafından çekilen Empire, 1920’lerinin içki yasaklı Amerika’sında kaçakçılar ve devlet görevlileri ilişkileri ekseninde geçiyor. Mafyalaşma ve sodomlaştırılmış bir ortam. Ayrıca Buscemi’nin yanında Funny Games’in Amerikan versiyonundan hatırlayacağınız Michael Pitt, Trainspotting’den hatırlayacağınız ve büyük bir oyuncuya dönüşen Kelly MacDonald ve Snatch’te Turkish’in yancısı Tommy olarak tanıdığımız Stephen Graham Al Capone rolünde harika. Eğer bu kalitede giderse The Sopranos’un başarısını tekrarlayıp uzun süre devam etmesi muhtemel.
ALBÜM

Son zamanlardaki haberler David Gilmour ve Roger Waters’ın aralarının uzun süredir olmadığı kadar iyi olduğunu söylüyor. Bu henüz bir turne veya albüm gibi bir şeye evrilir mi tahmin etmek zor ama duymak güzel. Bu arada David Gilmour şaşırtıcı bir hareketle ambient ustaları The Orb ile Metallic Spheres isimli bir albüm çıkardı. Killing Joke ve The Fireman’den müzisyenliğini, eski The Verve albümlerinden de prodüktörlüğünü bildiğimiz Youth da albümde bası ve klavyeleri ile yer alıyor. “Metallic” ve “Spheres” isimli ve kendi içinde beşer parça barındıran iki bölümden oluşan albüm alanlarında ustalaşmış müzisyenlerin gövde gösterisi. Arşivlerde yeralmalı.

Neo-saykodelia, alternatif müziğin anaakımı olma yolunda. Her ay yeni birkaç grup çıkıyor. Tame Impala türün en yenilerinden. 2007, Avustralya kuruluşlu genç grup şimdiden hayli itibarlı adreslerden iyi övgüler aldı ilk albümleri Innerspeaker ile. Albüm bu yıl çıktı ama grup 2008-09’u MGMT, The Black Keys, Yeasayer gibi türün popüler gruplarıyla turlayarak geçirerek albüm çıkmadan isminden bayağı söz ettirmişti. Albümde katmanlı ses örgüleriyle Yeasayer’a çalan kayıtlardan çok kirli gitar ve sürükleyici basların yer aldığı kayıtları sevdik biz ama diğerlerine de hiç sözümüz yok hani. Özellikle “Desire Be, Desire Go” ve “Solitude is Bliss” favorilerimiz.
2005 yılında geçirdiği çok ciddi beyin kanaması ve ölümden dönüşünden sonra bestelediği şarkılarla yeni albümü Losing Sleep’i yayınladı Edwyn Collins. 2007’de rahatsızlığı öncesi şarkılardan oluşan harika Home Again’i yayınlayan usta isim, yeni işinde eski formuna kavuşmuş gözüküyor. Hastalığı sonucu konuşma yetisini kaybeden ve gitar çalmayı da bırakmak zorunda kalan Collins, uzun terapiler sonrası hâlâ eskisi gibi şarkı söyleyebildiğini gösteriyor. Aman diyor, uzun ömürler diliyoruz.
Bu ay biraz tahtaya vurmak gerekiyor. Felice Brothers’dan ayrıldığına şaşırdığımız ama yeni grubu The Duke & The King’i kucakladığımız Simon Felice de ciddi bir kalp rahatsızlığı geçirdi. By-pass ile hayatı kurtulan genç müzisyenin durumu grubun da yeni albümünün adına yansımış: Long Live The Duke & The King. Felice ve Bobby Bird’ün beyin takımını oluşturduğu grup gezgin tiyatro grupları, 1929 krizi dönemi banka soyguncuları gibi gözükse de folka yeni bir soluk getirdikleri kesin. 2008’deki Nothing Gold Can Stay oldukça keyifli idi. Bu yeni albüm Grateful Dead hatırlatan tınılarıyla her evde çalmasında sakınca olmayan bir çalışma.

Brian Eno 5 yıl aradan sonra yeni bir albümle geliyor. Small Craft On A Milk Sea ustanın Warp Records’dan yayınlanacak ilk çalışması olacak. Leo Abrahams ve Jon Hopkins’le beraber David Byrne ile turnesinde kalan vakitlerde Peter Jackson’ın yeni filmi için soundtrack amacıyla hazırlanan şarkılar reddedilince solo albüm halini almış. Film müziği havası barındırdığı söylenen çalışmayı her Eno yapıtı gibi merakla bekliyoruz. Bu arada “kanka” Daniel Lanois de Neil Young yeni albümü Le Noise’de (isme gel) hünerlerini konuşturuyor. Bravo Neil, hiç fena değil.
KONSER
Geçen ay olduğu gibi bu ay da Salon’dan bahsedeceğiz. Öyle gözüküyor ki bunu tüm sezon yapacağız. Bu ay yine iki önemli konser var Salon’da. İlk olarak Garanti Caz Yeşili kapsamında Midlake. 2006’daki The Trials of Van Occupanther albümü ve “Roscoe” isimli şarkıyla şöhrete kavuşan Austin’li grup bu şubatta yayınladıkları The Courage of Others’la yoluna devam ediyor. Pastoral bir atmosferde yanık melodileri çok iyi kotaran grubu sakin dinlemek lazım. Bu aralar bayağı büyük bir problem değil mi bu? Midlake, 22-23 Kasım, Salon.

Diğer konser ise Phonem By Miller kapsamında Owen Pallett. Final Fantasy ismiyle başladığı kariyerinde 2006’daki (ne seneymiş) He Poos Clouds ile çıkış yapan bu çok yetenekli multi-enstrümantalist The Last Shadow Puppets’a da aranjmanları ile hayat vermişti. 31 yaşındaki sanatçı bu yıl kendi ismiyle yayınladığı Heartland ile de çoğu gönlü fethetti. Indie rock-baroque pop karışımı müziğiyle yılın en önemli etkinliklerinden biri. Owen Pallett, 2 Aralık, Salon.
Bant’ın düzenlediği City Star Nights’ın 29.’sunun pek baba bir konuğu var: The Chap. Londra’lı deneysel-pop grubu 2005 yılındaki harika Ham’den beri alemlerin canlı performansları en kral gruplarından biri olarak görülüyor. Bu mayısta çıkardıkları Well Done Europe da deneyselliği hep ön planda tutan pitchfork’dan güzel eleştiriler aldı. Şu kulaktan kulağa yayılan canlı şovlarını görmek lazım. Ön grup da Prinzhorn Dance School bu arada. Ajandaya bir çizik. The Chap 20 Kasım, Ghetto.
GÖSTERİ
Dünyaca ünlü La Scala Tiyatrosu Bale Topluluğu İstanbul’a geliyor. Hem de Pink Floyd Balesi ile. Pink Floyd’un 13 parçasına uyarlanmış, modern ile klasik balenin harmanlanmasıyla oluşturulumuş koreografisiyle eser ilk olarak 1972’de sahnelenmişti. Ünlü koreograf Roland Petit’in yıllar içinde genişlettiği eser, İstanbul’da 4 günde 5 gösteri ile 90 dakikalık en uzun versiyonuyla gösterilecek. Pink Floyd Balesi, 25-28 Kasım, İstanbul Kongre Merkezi.