Archibald Motley

BİR DEMET SİYAK KUŞAK... HARLEM RÖNESANSI


Kerem Koç

Canlı 1920’lerde New York City’de, kent merkezinin dışında yaşayan siyah topluluk tutku ve yaratıcılıkla parlıyordu. Onların siyah Amerikalı caz müziğinin sesleri Birleşik Devletler'de fırtına gibi esti. Duke Ellington gibi caz müzisyenleri ve besteciler Birleşik Devletler'in her yerinde ve denizaşırı ülkelerde çok sevilen yıldızlar oldular. Bessie Smith ve diğer blues şarkıcıları açık yürekli, tensel, çarpık, ama duygu dolu lirikler sundular. Zenci ilahileri geniş kitleler tarafından eşsiz güzellikte dini müzik olarak beğenildi. Ethel Waters adlı siyah aktris sahnede zafere ulaştı ve siyah Amerikalı dansı ve sanatı müzik ve dramayla gelişti. Harlem’deki zengin çeşitlilikteki yetenekler arasında bir çok görüş birlikte yaşadı. Carl Van Vechten’in Harlem hakkındaki durumu kavrayan 19267 adlı romanı ekonomik ve sosyal eşitsizlik içindeki siyah Amerikalıların karmaşık ve acı tatlı hayatı hakkında biraz fikir verir.
 
Harlem’in yerlilerinden olan şair Countee Cullen (1903-1946) kısa bir süre W.E.B. Du Bois’in kızı ile evli kalmış, beyazlar tarafından çok beğenilen, alışılmış biçimlerde, başarılı kafiyeli şiirler yazmıştır. O, bir şairin ırk kavramının bir şiirin konusunu ve üslubunu belirlemesine izin vermemesi gerektiğine inanıyordu. Spektrumun diğer ucunda Marcus Garvey'in Back to Africa (Afrika’ya Geri Dönüş) akımının taraftarı olan ve Birleşik Devletler'i reddeden Afrikalı-Amerikalılar vardı. Bunların arasında bir yerde ise Jean Toomer’ın eserleri yer alır.
 
Jean Toomer (1894-1967)
 
Cullen gibi Afrikalı-Amerikalı hikâye ve roman yazarı ve şair olan Jean Toomer, ırkı aşan bir Amerikan kimliği düşlüyordu. Belki de bu nedenle, kafiye ve ölçülerden oluşan şiirsel gelenekleri çok iyi kullandı ve şiiri için yeni “siyah” biçimler aramadı. Ancak, en önemli eseri, Cane (1923), hırslı ve yenilikçidir. Williams’ın Paterson’u gibi, Cane; şiir, düz yazı formunda nükteli kısa hikâyeler, öyküler, ve otobiyografik notları bir arada kullanır. Bu eserde bir Afrikalı-Amerikalı; Georgia, Washington, D.C. ve Chicago, Illinois bölgelerindeki taşralı siyah topluluklarda ve ötesinde ve Güneyde siyah bir
öğretmen olarak kendi benliğini bulmak için mücadele eder. Cane’de, Toomer’ın Georgia’lı taşralı siyah halkı doğal olarak sanatçıdır:
 
Their voices rise. . . the pine trees are guitars,
Strumming, pine-needles fall like sheets of rain. . .
Their voices rise. . . the chorus of the cane
Is caroling a vesper to the stars. . . (I, 21-24)
 
Cane Washington şehrindeki Afrikalı-Amerikalıların hızlı hayatlarına zıttır:
 
Money burns the pocket, pocket hurts,
Bootleggers in silken shirts,
Ballooned, zooming Cadillacs,
Whizzing, whizzing down the street-car tracks. (II, 1-4)

Richard Wright (1908-1960)
 
Richard Wright Mississippi’li fakir bir ortakçı ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Beş yaşındayken babası evi terk etti. Sadece dokuzuncu sınıfa kadar az bir eğitim gördüğü halde geniş bir okur kitlesine erişebilen ilk Afrikalı-Amerikalı romancıydı. En iyi kitaplarından biri, zor çocukluğunun betimlendiği otobiyografisi Black Boy’dur (Siyah Çocuk, 1945). Daha sonraları dediğine göre, ırkçılık nedeniyle duyduğu yoksunluk duygusu o kadar kuvvetliydi ki, ancak okuyarak hayatta kalabilmişti.
 
Sherwood Anderson, Theodore Dreiser ve Sinclair Lewis’in sosyal eleştirileri Wright’in esin kaynağı olmuştur. 1930’larda Komünist Partisi'ne girdi; 1940’larda Fransa’ya taşındı ve orada Gertrude Stein ve Jean-Paul Sartre ile tanıştıktan sonra anti-komünist oldu. Açık sözlü yazıları daha sonraki Afrikalı-Amerikalı romancılara ışık tuttu.
 
Eserleri arasında Uncle Tom's Children (Tom Amcanın Çocukları, 1938) adlı kısa hikâyelerden oluşan kitabı, Native Son (Yerli Çocuk, 1940) adlı güçlü ve acımasız romanı vardır. Bu romanda Bigger Thomas adında eğitimsiz siyah bir
genç, işverenin kızını öldürür, korkunç bir şekilde cesedi yakar ve ona ihanet edeceğinden korktuğu siyah kız arkadaşını da öldürür. Her ne kadar bazı Afrikalı-Amerikalılar Wright’ı siyah bir karakteri bir katil olarak yazdığı için eleştirdilerse de, Wright’ın romanı Birleşik Devletler'de o kadar çok tartışılan bir konu olan ırkçı eşitsizliğin gecikmiş ve zorunlu bir anlatımıydı.

Zora Neale Hurston (1903-1960)
 
Florida’da küçük bir kasaba olan Eatonville’de doğan Zora Neale Hurston, Harlem Rönesansı'nın ışıklarından biri olarak kabul edilir. New York City’e ilk defa (gezici bir tiyatro grubunun üyesi olarak) 16 yaşındayken geldi. Dinleyenleri avucunun içine alan, çok çarpıcı ve yetenekli bir hikâye okuyucusu olan Hurston, Barnard Koleji'ne kaydoldu ve antropolojist Franz Boaz ile çalışarak etnik konusunu bilimsel açıdan kavramış oldu. Boaz onu kendi yöresi olan Florida’daki folklor malzemesi toplamaya ikna etti, o da bunu yaptı. Tanınmış folklorist Alan Lomax onun Mules and Men (Katırlar ve Adamlar, 1935) adlı eserini “folklor alanında yazılmış olan en cazip, gerçek ve ustaca yazılmış kitap” olarak tanımlar.
 
Hurston Haiti'de kalarak vodu’yu (voodoo) inceledi ve Karayip folkloruna ait parçalar toplayarak bunları Tell My Horse (Atıma Söyle, 1938) adı altında antoloji haline getirdi. Günlük konuşma dili İngilizcesindeki doğal hakimiyeti
onu büyük Mark Twain geleneği çerçevesine oturtur. Yazıları renkli bir dil ve bazen komik, bazen trajik Afrikalı-Amerikalı sözlü geleneklerinde yer alan hikâyelerle ışıldar.
 
Hurston çok etkileyici bir yazardı. En önemli eseri olan Their Eyes Were Watching God (Tanrıya Bakıyorlardı, 1937) üç tane evlilik geçirirken olgunlaşan ve yeniden mutluluğu bulan beyaz ve siyah melezi çok güzel bir kadının canlı bir anlatımıdır. Roman güneyde taşrada toprağı işleyen Afrikalı-Amerikalıların hayatını canlı bir şekilde betimler. Kadın hareketinin bir öncüsü olan Hurston, otobiyografisi Dust Tracks on a Road (Yolda Toz İzleri - 1942) ve diğer kitaplarıyla Alice Walker ve Toni Morrison gibi çağdaş yazarlara esin kaynağı oldu ve onları etkiledi.

bay_persembe@yahoo.com