Ben Kuşağı


Mehmet Sinan

Eldeki olanaklarla alelacele yazılmış bir yazı


"Tarihte ne olduysa öyle olması gerektiği için öyle oldu. Başka türlü olması gerekseydi başka türlü olurdu." Karl Marx
 
Alıntıyı sırf hoşuma gittiği için ve belki birilerinin de hoşuna gider diye koydum.
Bu yazı üç bölümlü bir yazı olacak. Bir önceki sayı için yazmaya çalışırken şöyle şeyler yazmış, ama sonra o yazıya koymamıştım. Şimdi bakınca gözüme fena görünmedi, o kadar da kafa yormuşum, birinci bölüm o yazı parçası.
 
“Ben’i, Freud’un ‘ego’suyla aynı anlamda alıyorum. Ego Generation’a karşılık gelen Ben Kuşağı’nı gündelik yaşamdaki gözlemlerle, gelişigüzel anlatmam gerekirse şunlar geliyor aklıma. Tüketimden aldığı hazlara bağımlı, bireysel varlığını imajıyla ve sahip olduğu nesnelerle gerçekleştirmeye çalışan, ekran sanallıklarını hakikat olarak algılayan, insan ilişkilerini yalnızlığından geçici olarak kurtulmak için yaşayan, bireysel seçim ve söylemlerini tek toplumsal eylem biçimi olarak gören, şimdiye ve kendisine hapsolmuş bir kuşak. Potansiyel üçüncü sayfa figüranı insanlar kuşağı. Kendisini bir oy’dan ibaret gören, oyunu verip evine dönen ve televizyondan dünyayı değiştirip değiştirmediğini izleyen bir kuşak. Varolma kavgasını tek başına vermek zorunda bırakılan, seçeneksiz, çaresiz bir kuşak. Medyaların ağır ve sürekli koşullandırmalarına teslim olmuş; tekellere, bankalara, devlete, rantiyelere kısacası sisteme sürekli ve reel olarak ödeyen veya habire borçlandırılan bir kuşak. Plastik “sanal” para kuşağı. Sürekli borçlu kuşak. Şimdi al sonra öde, paran yoksa 120 taksitle öde kuşağı. ‘İş bul, çalış, tüket, öde ve emekli bile olmadan öl’ kuşağı. Toplumun, çevrenin ve doğanın yıkımını kaygı içinde izleyen ve bu yıkımda suç ortağı olduğunu bilen ama yaşam biçiminden vazgeçemeyen bir kuşak. Sorguluyor-eleştiriyor-tepki veriyor-muş gibi yapan, bilgiyi internet ve medya informasyonundan ibaret gören ve bununla yetinen bir kuşak. Emek vermenin başkalarına ait bir yükümlülük olduğunu düşünen, yaratılmış değerleri karşılıksız istemenin hakkı olduğunu sanan bir ‘hazır dünya’ kuşağı. Yoksuluyla, varlıklısıyla, küresel de diyebileceğim, tüm genişliğine ve genelleşmişliğine karşın yine de bu bir kuşak. Galiba uzunca bir süre sahnede kalacak çok büyük bir geçiş kuşağı-toplumu olacağız. Nesne bireylikten, yeni bir toplumsal özneliğe geçiş kuşağıyız aynı zamanda. Sadece zaman ve evrim meselesi.” Eksiği var, fazlası yok, böyle demişim.
 
İkinci bölüm biraz reklam gibi olacak ama bu yazıyla bence biraz ilgisi var. Konu Apple. Haber şöyle; son 10 yılda bu şirketin Wall Street piyasasındaki değeri tam 40 kat artmış, S&P 500 endeksinde Microsoft’u, IBM’i filan sollayarak Amerikan petrol devi Exxon’un ardından ikinci sıraya oturmuş. İlk sırayı alması da zaman meselesiymiş. Tamam ürünlerin farkını bilenler biliyor, ona diyecek fazla bir şey yok. Fiziksel üretimin hangi koşullarda gerçekleştirildiği ise ayrı bir yazının konusu olabilir. Bu bölümün nedeni şu: adamlar bu ivmeyi yakalarken benMac, benBook, benTunes, benPhoto, benPod, benPhone, vesaire ve son olarak benPad’le, doğrudan Ben Kuşağını hedef aldılar... Nasıl bir rastlantıysa, renkli ilk iMac’ler bilgisayar piyasasını sallarken, neoliberal dalga da dünyayı ve bizi renkli renkli sallamaya başlıyormuş da haberimiz yokmuş. Bir ayrıntı daha; bütün ürünlerde i, yani “ben” küçük harfle yazılırken, ürün adları büyük harfle başlıyor. Apple’nin beyin takımı işi biliyormuş, adamlar i’nin noktasını tam zamanında, tam da yerine koymuşlar yani. Bu arada iş dışında, kişisel olarak şu anda iş gören üç tane Apple’ın bireysel sahibi ve kullanıcısıyım. Ne diyeyim başka?
 
Geldik en zor bölüme. kargamecmua’daki yazma deneyimim, Alvin Toffler’in Üçüncü Dalga’sını okuduktan sonra Tayfun ve Özer’le Mart 2010 sayısının konusunu seçerken başlamıştı. O sayıda feleğimi şaşırmıştım ama ortaya çıkan ortak çalışma, en azından beni mest etmişti. Alvin Toffler 1970’de yazdığı Gelecek Korkusu-Şok adlı kitabında (benim özetlememle ve yaklaşık olarak) şöyle bir şey diyordu: “İnsan beyninin evrimsel yapılanması, bu kadar hızlı, yoğun ve değişken veri girdilerini kaldıracak düzeyde değildir ve mecburen çuvallar.” Bu saptamanın günümüzden 40 yıl önce yapıldığına dikkatinizi çekerim. Buradan yola çıkarak, Ben Kuşağı hakkında kendimce tartıştığım bir yaklaşımı ifade etmeye çalışacağım bu bölümde. Çok kısaca.
 
Son yıllarda, özellikle gelişen beyin tarama teknolojileriyle birlikte, insan beyni bilimin gündemine genişleyerek oturdu. Dilimizde de acayip sayıda yayın var, şaşarsınız. Burada internetten bulduğum kaba bir grafik var. İlgiyi beyninize çekmek istiyorum açıkçası. Bu.

(Devamı sonraki sayfada.)