Kızıl Sarışın Parıltısı
“X, X, X Alex, I’m your only friend,
X, X, X Alex, your love will sing for you”
Bu parçaydı Blonde Redhead’i tanımamı sağlayan. Çok da keyifli olduğum bir vakit radyoda ardı ardına söylenip duran X, X, X Alex nidaları dikkatimi çekmişti. Sonrasında grubun hangi grup olduğunu öğrenmek için epey çaba harcamıştım. Zira elimdeki tek veri X, X, X Alex’ti. Üstelik müziğe karşı da epey yeteneksiz olduğumdan melodiyi de hatırlamakta güçlük çekiyordum. Ancak bu konuda yardımıma Replikas’tan tanıdığımız Orçun Baştürk koştu. Ve benim beceriksizce ifademe karşılık Orçun, parçayı hemen tanıdı. Ve grubun ismi de bana söyledi: Blonde Redhead. O gün bu gün Blonde Redhead’i daha yakından tanıyabilmek için çaba sarftettim.
Öyle sanıyorum ki, Blonde Redhead’i seven pek çok kişi için grubun solisti Kazu Makino’nun ayrı bir yeri vardır. Dinleyeni kısa sürede etkisi altına almayı başaran “büyüleyici” olarak tanımlamak istediğim o kadın vokal...
Blonde Redhead, temellerini 1993 yılında atan Amerikalı bir rock grubu. En azından grup hakkında araştırma yaptığımızda karşımıza bu bilgi çıkıyor. Japon bir solist ve Amedo ile Simone Pace isimli İtalyan ikizlerden oluşuyor. Müzikal olarak değerlendirildiğinde rahatlıkla Amerikan bağımsız rock grupları arasına sokulabilir. Her ne kadar kökenler, Amerika’ya dayanmıyorsa da, değişen bir şey yok aslında. Boşuna Amerika Birleşmiş Milletleri olarak anılmıyor, malum ülke. İşin ilginç yanı ise iki İtalyan’ın ve bir Japon’un Amerika’da biraraya gelip, Blonde Redhead gibi bir müzik grubu kurmaları. Kaderin ördüğü ağlardan kaçış olmuyor.
2007 yılında İstanbul Modern’in bahçesinde, İstanbul Caz Festivali kapsamında verdiği konserle Blonde Redhead, biz sevenlerini, kendisine bir kere daha hayran bırakmıştı. Bu arada konser için biletlerin epey evvelden tükenmiş olduğunu da belirtmek isterim. İstanbul konseri görece de tarşımalı bir konser olmuştu. Kimileri tarafından hiç sevilmemiş, kimileri tarafından da beğenilmişti. Sevilmemesinin nedenini hiçbir zaman tam anlamıyla anlayamadım. Müziklerinde de olduğu gibi o kendilerine has havalarıyla, vermişleri konserlerini. Kazu’nun müziğe dakika eşlik eden vücut dili bile görülmeye değerdi diye düşünüyorum.

Konunun Blonde Redhead olmasının bir nedeni var tabii ki. Söz konusu grup, bu ayın ortasında sekizinci stüdyo albümü, Penny Sparkle’ı 4 AD etiketiyle piyasaya sürdü. Albümden çıkan ilk single, “Here Sometimes”, nasıl bir çalışmayla karşı karşıya kalacağımız hakkında ipuçlarını zaten bize veriyordu. Penny Sparkle, grubun daha önce yayınlanmış olan albümlerinden biraz daha farklı bir ruh haline sahip. Görece daha dingin ve minimal bir yapı sergilemekte. Bunun en önemli nedenlerinden biri ise albümün prodüktörlüğünü üstlenen İsveçli ikili, Henrik von Sivers ve Peder Mannerfelt de (Van Rivers & Subliminal Kid) gizli. Şu ana dek çoğunukla kendi başlarına çalışmış olan grup için ise değişik bir deneyim olduğu kesin. Öyle ki prodüksiyonunun ilk aşamaları tartışmalı geçmiş olsa da sonunda taraflar ortak biz zeminde buluşmayı becerebilmişler. Ortaya çıkan sonuçtan ise herkes memnun. Albümün tamamı düşünüldüğünde ise “Here Sometimes”, single olarak seçilebilecek en doğru parçalardan biri olarak değerlendirilebilir. Parça, aynı zamanda kimi müzik eleştirmenleri tarafından grubun şu ana kadar yapmış olduğu en başarılı parça olarak da gösterilmekte.
Albüm görsellerini her zaman çalışmalarının içine uyumlu bir şekilde yerleştirmeyi başaran Blonde Redhead, Penny Sparkle’da yine kendisine has dünyasını yansıtmayı başarmış. Pembeli beyazlı albüm kapağı, bir rüyanın içinden çıkıp geliyormuş izlenimini veriyor.
Kişisellikten çıkıp, objektif olmaya çalıştığımda ise grupla ilgili basın taraması yapmak iyi bir yöntem gibi gözüküyor. Ve araştırılıp bakıldığında görülüyor ki 10 parçadan oluşan albüm ile ilgili kötü bir eleştiriye rastlamak pek de mümkün değil.
Blonde Redhead, Penny Sparkle ile kendi düşlerinden sesleniyormuş gibi, bir kere daha. “Ne olur bitmesin bu düş,” demek istiyor insan.