İN ORADAN AŞAĞIYA!
Cengiz Alkan
Binlerce "Guernica" röprodüksiyonu, o çoğaltılmış ve bağlamından soyutlanmış halleriyle duvarlara asıldığında, en az Kâbe manzaralı duvar halılarımız kadar "bayağı" olabilir pekâlâ. Bu, ne Guernica'yı ne de duvar halılarımızı sevmemize engel olmasa da."Pulp" bayağı, ucuz demek… Taklit, süprüntü, zevksizlik, ikinci, üçüncü sınıf olma hali; yani banal…
Pop Art'a kadar “bayağı”, durduğu noktada değil geçmiş olduğu anda bayağı idi. "Potemkin Zırhlısı"nın isyan eden askerlerinin yüzlerindeki ifade, "Hoşgörüsüzlük"ün Fransız Devrimi bölümü bugün artık "bayağı”dır. Magritte ve Dali'nin tüm tabloları -röprodüksiyon olmaları gerekmiyor- ile Munch'ün "Çığlık"ı da “bayağı”dır. Beethoven'in "Eroika"sı, Bach'ın "Tocato"suna ne demeli? Hele Camus'nün "Yabancı"sı, Kafka'nın "Değişim"i ve Nietzche'nin "Zerdüşt"ü…
Bu, Ed Wood filmlerinin, Gümrükçü Rousseau'nun, pop müziğin, pelerin-kılıç ve cinai romanların intikamı mı? “İntikam”, ağır bir ifade, ama yine de Picasso Keith Haring'e "Bunları siz mi yaptınız?" diye sorsaydı - Picasso'ya değil ama onu nasıl sevmemiz gerektiğini öğretenlere- yanıtın "Hayır, siz yaptınız" olması pek şaşırtıcı gelmemeli.
Eğer Andy Warhol'un resim sanatı içinde bir önemi varsa bu, "yüksek sanat”ı aşağılara çekmesinden değil, zaten onun da aşağıda olduğunu göstermesinden gelir. Warhol bize Rubens'in, Picasso'nun ulaşılabilir olduğunu gösterdi: "Bakın bu Giorgione'nin 'Fırtına'sı…Bu sanattır, tıpkı benim ‘Campbell Çorbaları'm gibi…" Pop Art için iyi bir şey söylenecekse bu, sanat yapıtının alımlanmasında kasıntıya karşı bir seçenek sunduğudur.
Tom Ford’un kreasyonları gelişkin bir beğeniye karşılık geliyorsa yaşlı Kürt kadınlarının alacalı bulacalı giysileri doğaldır ki zevksizlik olacaktır. Ve bugün olmasa da belki on yıl sonra Deniz Gezmiş'in kabanı da "bayağı" bir nesne olarak tarihteki yerini alacaktır. Bundan kaçınmak olanaklı mı? Belki… Eğer bir “kaban” tasarlanmış bir nesne olarak kendi imgesini ciddiye almadan çoğaltabiliyorsa, sahibinin onu giymekten mutluluk duyduğu bir giysi olarak yaşayabiliyorsa ve en önemlisi bir başka semiyotik gerilla savaşçısının (Zeki Müren, Johnny Rotten, Fenerli bir taraftar, bir Aczimendi…) varoluşunu kabul edebiliyorsa "bayağı" olmaktan kurtulamasa da devrimci kalmaya devam edecektir. Tıpkı “Guernica” röprodüksüyonu ve “Potemkin” gibi.
Nesnenin, edebiyatın ve sanatın özgürlüğü Mercan Yokuşu’nda, Tahtakale'de, Mahmutpaşa'nın ara sokaklarında, Aslıhan’da, Kabalcı’nın üst katında duruyor: “Mızraklı İlmihal”ler, Muazzez Tahsin’ler, plastik çiçekler, rengârenk boyanmış denizkabuğundan küllükler, ütü çizgili hazır pantolonlar, ezan sesiyle uyandıran saatler, dua eden kız çocuğu posterleri; “Nighthawks” ile, “Ulysses” ile aynı odada kendi varoluşlarının farkında ve bundan hoşnutlar. Çünkü yukarıda kimse yok, herkes aşağıda.
Hâlâ yukarıda bir yerlerde olduğunu sananlara "İn oradan aşağı, seni çokbilmiş özne!" demekten başka bir seçeneğimiz yok mu? "Ben hem Picasso'yu seviyorum hem de plastik çiçekleri" demek gizli bir kibri de barındırmıyor mu? Antientelektüelizm ile elitizm arasındaki sınır sanıldığı kadar kalın değil; ikisi de ötekinin varoluşunu sindirememede birleşiyor. Etyen Mahçupyan'ın yazıları ile kolbastı yalnızca sıkıcı mı geliyor yoksa iğrenç mi, yanıt burada gizli. “Kirli Harry” yi sevmek dışında hiçbir ortak noktamız olmayan Teksaslı bir sığır çobanının varoluşuna başkaldırmamak kolay değil. İstiklal Caddesi'nde dolaşan uzun saçlı delikanlıların o saçlarının tamamen "temsili" olduğunu düşünmek, o "temsil"in özerkleşmiş haliyle içeriğinin boşaldığını sanmak ve buna rağmen onların varoluşlarının kendi varoluşumuzun koşulu olduğunu kabul etmek hiç kolay değil.
cengist@yahoo.com