Kırmızı Kırlangıç’ın Peşinde*
Zafer Yalçınpınar
Uyandığımda beynim zonkluyordu. Kırmızı Kırlangıç’ı bulamayışım beni bu kadar içirmemeliydi. (Sabahları böyle düşünüyorum fakat, son bir aydır her gün, içmek için bu başarısızlığımı bahane ettiğim de bir gerçek...) “Madem Kırmızı Kırlangıç’ı bulamadık, bari kafamızı bulalım,” diye düşünmek beni rahatlatıyor herhalde... Gerçi, diğer taraftan, sürekli içtiğim ve bulanık kafayla düşündüğüm için de Kırmızı Kırlangıç’ı bulamıyor olabilirim. Böyle bir sarmal olabilir. Fakat, kimbilir, bu dünyada her şey içiçedir. Gündüzleri Kırmızı Kırlangıç’ı aramak, bulamamak ve akşamları da Kırmızı Kırlangıç’ı bulamadığım için içmek... Son bir aydır bütün işim gücüm bundan ibaret...
Her neyse...
Kafamı buzlu suya daldırdığımda ayılabiliyorum ancak. Sonra, saçlarımı tarayıp, kahvaltıya, daha doğrusu dün sabahtan kalan yarım ekmek tostun başına oturuyorum. Bir de sallama çay sallandırıyorum... Kahvaltının ardından sigaramı yaktığımda, benim için işgünü başladı, başlıyor demektir.
İşe Selim’i arayarak başlıyorum:
“Alo,” diyor...
“Sensin Alo!” diyorum.
“Ne var Zafer?”
“Kırmızı Kırlangıç’ı bulamadım hâlâ...”
“Boşver abi Kırmızı Kırlangıç’ı... Ben Harper’ın yeni albümü çıkmış. Buraya gel de dinleyelim...”
“Vay be... Demek Ben Harper... Yarım saat sonra ordayım. Bu arada sen de gözünü dört aç, Kırmızı Kırlangıç her an sizin orda görünebilir!” diyorum.
“Tamam,” diyor ve ardından kıkır kıkır gülüyor.
Telefonu kapatıyorum.
Hızlı hızlı giyinirken “Eğer Selim’in orada Kırmızı Kırlangıç’ı bulamazsam, hiç değilse iki kadeh içerim Karga’da...” diye düşünüyorum. Bu düşünce beni motive ediyor. Hızlandırıyor...
Evden çıkarken apartman görevlisi beni durduruyor. Ödemediğim aidatımı hatırlatıyor. Hafifçe gülümsüyorum görevliye ve “Kırmızı Kırlangıç’ı bulduğumda istediğin paranın iki katını vereceğim...” diyorum. Parmaklarımla iki işareti yapıyorum.
“İnşallah!” diyor.
***
Karga’ya girdiğimde dikkatimi ilk çeken şey DJ kabini oldu. Buradaki yüzlerce diskten birinin içine gizlenmiş olabilir Kırmızı Kırlangıç... Şüpheleniyorum. Bu şüpheyi sonraya erteleyip Selim’in bulunduğu dördüncü kata doğru tırmanmaya başlıyorum. Merdivenler beni yoruyor ve üçüncü katta soluklanmaya karar veriyorum. “Kırmızı kırlangıç buralarda da olabilir...” diye geçiriyorum içimden. Şüpheler benimle birlikte geliyor, peşimi bırakmıyor. Sonuçta, Karga büyük bir mekân... Bu şüphelerin sonu yok.
Dördüncü kata şüphelerimle birlikte ulaştım. Selim, Vural ve Tolga, üçü birlikte Ben Harper’ın yeni albümünü dinliyorlar.
Selim benim geldiğimi görünce;
“ Hoşgeldin Abi... Duyuyor musun, Ben Harper hâlâ sıkı müzik yapıyor...” diyor.
Müziği dinliyorum. Birden aklıma -nerden geldiyse- Kırmızı Kırlangıç’ın Ben Harper’da olabileceği şüphesi takılıyor ve:
“Selim,” diyorum “Sakın Kırmızı Kırlangıç Ben Harper’da olmasın...”
Bu sözümün üzerine Selim ve Vural kahkahalarla gülmeye başlıyorlar.
Fakat dikkatimi çeken Tolga’nın soğukkanlılığı... Sözümün saçmalığı Tolga’da bir tepki yaratmadığına göre, Kırmızı Kırlangıç’ın yerini biliyor olmalı Tolga... Ona dönüyorum ve:
“Sen,” diyorum, “Kırmızı Kırlangıç’ın yerini biliyorsun...”
Tolga ciddiyetini bozmadan, “Hayır,” diyor, “Fakat, ikinci kattaki barmen Kırmızı Kırlangıç’ın nerde olduğunu biliyor...”
Tolga’nın sözlerini bitirmesini beklemeden koşar adımlarla ikinci kata iniyorum ve barmenin yakasına yapışıp Kırmızı Kırlangıç’ın nerde olduğunu soruyorum.
Barmen -telaşla- arkasındaki şişelerden birini alıyor ve bana uzatarak;
“Burada!” diyor.
Şişenin üzerindeki etikette “Kırmızı Kırlangıç” yazısını okuduğumda biraz sakinleşiyorum ve barmenin yakasını bırakıyorum.
* Kırmızı Kırlangıç; Charles Bukowski’nin “Pulp” adlı romanının kahramanı olan bir dedektifin sürekli aradığı, ne idüğü belirsiz bir şeydir.
zaferyal@gmail.com