İstanbul'un Onur Haftası


Röportaj: Bi Karga
1993’ten beri aralıklarla da olsa ülkemizde de gey, lezbiyen, biseksüel ve trans bireyler, cinsel kimlikleriyle “onur” duyduklarını bağırıp duruyorlar. Birkaç yıldır İstanbul Pride adıyla gerçekleştirilen etkinliklere kapsamında geçen yıl düzenlenen yürüyüşe 2500 kişi katıldı. Bu yılda 21-28 Haziran tarihleri arasında, söyleşiler, paneller, film gösterimleri, performanslar, sergiler ve atölye çalışmaları ile dolu yoğun bir haftanın ardından yürüyüş gerçekleşti. Bir yandan nefret cinayetleri sürerken, Yargıtay LGBTT’yi kapatmaya çalışırken mücadele tüm gücüyle sürüyor. Biz de etkinlikler öncesi İstanbul Pride organizasyon komitesinden Memet Tarhan’a sorularımızı yönelttik.
 
Bu yıl oldukça doyurucu bir program görüyoruz. Bu bir hafta için kaç kişi çalışıyor sizinle? Gönüllü mü?
Finanasmanı nasıl sağlıyorsunuz? Etkinlikler, paneller için kapısını çaldıklarınızdan çekingenlik göstererek red cevabı verenler oldu mu?
 
Onur haftası etkinliklerini tamamı gönüllülerden oluşan geniş bir grup olarak organize ediyoruz. Bu grubun içinde tüm Türkiye’den LGBTT örgütlerinden gönüllüler olduğu gibi, hiçbir örgütte yer almayan gönüllülerimiz de mevcut. Tüm bu grubun içinden 8-10 kişilik bir grup işin hamaliyesini üstleniyor.
 
Yurtdışındaki bazı LGBTT örgütlerinin ve lambdaistanbul'un finansal desteği ile bu organizasyon gerçekleştiriliyor. Yine hafta kapsamında yaptığımız partiler aracılığıyla finansmanın bir kısmını karşıyoruz.
 
Katılımını rica ettiğimiz ama katılamayan kişilerden çoğunlukla aldığımız cevap red değil, programa uymama gibi gerekçeler oldu. Bunların ne kadarının bir çekingenlikten kaynaklandığını bilmiyoruz ve sunulan gerekçelere inanmayı tercih ediyoruz.
 
Akın Birdal ve Mehmet Sevigen gibi iki siyasi de var konuşmacılar arasında. Başka isimlere (partilere) de gittiniz mi? Milletvekillerinden veya siyasi aktörlerden destek alabilmek hareket için ne kadar önemli?
 
Akın Birdal, Sebahat Tuncel, Mehmet Sevigen soru önergeleri yoluyla LGBTT bireylerin sorunlarını meclis gündemine taşımış isimler. Davet ettiğimiz oturumun başlığı “Anaakım Politikada Gündeminde LGBTT’ler”. Bu milletvekilleri genel eğilimin aksine LGBTT bireylerin sorunlarını görmezden gelmemeyi seçerek, anaakım siyaset alanınına gündemimizi taşıdılar. Maalesef anaakım siyasi aktörlere ulaşmak çok kolay değil ve ancak ilişki kurabildiğimiz siyasileri davet edebildik.
 
Siyasi aktörlerden ve milletvekillerinden destek alabilmek LGBTT çalışmalarının meşruiyet zeminini genişletmek için çok önemli. Ayrıca nefret cinayetleri, örgütlenme özgürlüğü, çalışma hakkı gibi sorunların çözümünde yasal değişiklikler de önemli bir aşamaya işaret ediyor. Bütüncül özgürlük arayışımız elbette meclis, yasal mevzuat, anaakım haklarla sınırlı değil, ancak yaşanan güncel sorunları yok sayarak ve çözüm arayışlarını her zeminde zorlamadan o bütüncül özgürlüğe ulaşabileceğimizi düşünmüyoruz.
Heteroseksüellerin katılımı ne düzeyde bekliyorsunuz, özellikle yürüyüşe?
 
Etkinliklere katılan insanların tamamının cisel yönelimleri veya cinsiyet kimlikleri konusunda tam bir bilgiye sahip değiliz ve bunu çok da merak etmiyoruz aslında. Yine de etkinliklerde kendisini LGBTT içinde tanımlamayan birçok insanla bir arada olduğumuzu biliyoruz. 2003 yılında ilk kez yürüdüğümüzde 30-40 kişiydik ve tahminen LGBTT bireyler bunun ancak yarısına tekabül ediyordu. Son yıllarda 100’ler olarak yürürken de aynı tahminde bulunabiliriz. Elbette gönül ister ki herkes LGBTT sorunlarının toplumun tümünü ilgilendiren sorunlarla içkin olduğunun farkındalığına ulaşır ve çok daha büyük kalabalıklar halinde yürüyebiliriz.
 
Sol kesimle ilişkileriniz nasıl? Ortak Aday sürecinde destek vardı ama solun kendi içinde de bir homofobi hissiyatını duyuyoruz. Buna yorumunuz nedir? Homofobi sol görüşle bağdaşabilir mi?
 
Çalışmalarımızda, işbirliği arayışlarımızda tabii ki sol ve özgürlükçü gruplar ilk başvurduğumuz gruplar oluyor. Bütüncül bir özgürlükten bahsedebilmenin koşullarından birisinin de bu olduğuna inanıyoruz. Toplumsallaşmamız sürecinde edindiğimiz homofobimizden, bifobimizden, transfobimizden her kesimin oldugu kadar elbette sol da muzdarip. Ancak birlikte iş üreterek kurduğumuz iletişim üzerinden kendisiyle hesaplaşmakta solun istekli olduğunu görüyoruz ve varolan ayrımcılık yerine işin olumlu tarafına yoğunlaşmayı tercih ediyoruz. Solun bir anda LGBTT’lere yönelik ayrımcılıktan arınmasını beklemektense, bunun bir süreç işi olduğu bilgisiyle hareket etmek daha faydalı. Elbette hiçbir ayrımcılık biçimi sol ile bağdaşamaz ve bu konuda sorumluluk almak solun asli görevlerinden biridir.
Yurtdışından katılım nasıl? Avrupa ve ABD gibi ülkelerle karşılaştırdığımzda katılım düzeyi ne durumda?
 
Etkinliklerimize yurtdışından her yıl değişen oranlarda katılım gerçekleşiyor. Onur Yürüyüşü üzerinden düşünürsek sayısal olarak Avrupa ve Amerika’nın çok gerisinde olduğumuz bir gerçek. Ancak Onur Yürüyüşü’nü turistik bir aktiviteye dönüştürmek gibi bir niyetimiz olmadığından ve henüz çok genç bir hareket olmamızdan dolayı, 7 yılda 30-40 kişiden 2000 kişiye ulaşmamızı başarı olarak görüyoruz.
 
Bir 10 yıl öncesine göre Türkiye'deki nefret suçlarının durumunu ve yerleşik homofobinin kırılması konularında ne kadar yol alabildiğimizi düşünüyorsunuz?
 
Önümüzde kat etmemiz geren çok uzun bir yol olduğunu bilsek de dişe dokunur bir yol aldığımızı düşünüyoruz. Örneğin LGBTT meselelerinden habersiz birçok grup gündemine belli oranlarda homofobi, bifobi ve transfobiyi aldı. Özgürlüklerden bahsedilirken daha sık olarak cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığına dair cümleler duyabiliyoruz. Örneğin DİSK ve KESK tarafından hazırlanan anayasa taslağında ana taleplerimizden birisi olan "anayasal eşitliği düzenleyen maddeye cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibarelerinin eklenmesi" talebimiz vücut buldu. LGBTT bireylere yönelik hak ihlallerine karşı sürdürdüğümüz raporlama ve izleme faaliyetleri sonucunda
görünür kıldığımız ihlaller, anaakım politika alanına bile nüfuz edebilmiş durumda.

 

 

info@kargamecmua.org