Az çoktur: Hu Vibrational


hira d.
Net kemirgeni
Az çoktur: Hu Vibrational
 
Basitlik, sadelik dünyanın en zor şeyi. Hele ki giderek karmaşıklaşan, git gide hızlanan şu zamanda. Herşeyden haberliyiz, gözümüzün ulaşamayacağı yer yok. Malumatlar üst üste yığılıyor, iç içe giriyor, kafalar kazana dönüyor. Hele sanatta dünyanın dört bucağından, tarihin her köşesinden imgeler, teknikler, ezgiler, biçimler pervasızca harmanlanıyor. Bunlar adeta bir kapalı bir kutuya konuyor, sallanıyor, kapak açılıyor, artık dışarı ne çıkarsa bahtına. Tutarsa ..
Kaygı gütmeksizin, hedef koymaksızın azıcık aylaklığa, birazcık kafaya göre takılmaya, şöyle koyverip gitmeye kim cesaret edebilir? Hele bu çılgın rekabet ortamında. Hele ki sağdan soldan her zaman daha ilginç, daha karizmatik, daha ses getirecek bir şey çıkacaksa. Evrim yarışında, ayakta kalma, cemiyette tutunma, hayat eşini bulma maratonunda kim geride kalmaya cüret edebilir güzel mirasyedilerden başka?
Ama mesela kimileri yılların birikimiyle adını sağlama alıp, çorbasını garantileyip, evini düzüp, çevresini sağlama bağladığında, hovardalıklara, uçukluklara, nabza göre şerbet vermeden takılmalara bir yer açabiliyor.
Lafı dolandırdım. Ama tarifi zor bir grup Hu Vibrational. Başta çok basit, tekdüze, sıkıcı, ciddiyetsiz, ilginçlik olsun diye yapılmış izlenimi veren, yeni yetme IDM muğlaklıklarını andıran bir müzik. Basit davul ritmleri, tanıdık sayılabilecek Batı-dışı nameler, sade suya vurmalılar loop’a sokulmuş, dönüp duruyor, araya fısıltılar, mırıltılar yamanmış gibi geliyor. İcracılar ise çok sağlam, serbest cazın kalburüstü isimleri: davulcu Hamid Drake ile perküsyoncu Adam Rudolph. Drake ki saksafonu baştan icat eden Peter Brötzmann’ın, avangart saksafoncu Fred Anderson’ın, istisnai basçı William Parker’ın, David Murray’in has adamı. Birden fazla vurmalı çalgıda üstad kabul edilen, Hint ve Afrika ritm geleneklerini yıllarca inceleyen Rudolph ise, Yusuf Lateef ile başladığı kariyerinde Herbie Hancock’tan Jon Hassell’a, Bill Laswell’dan Hasan Hakmoun’a çok kritik isimlerle çalmış.
İlk gençliklerinden beri tanışan Drake ile Rudolph, Batı-dışı müzikleri yerinde incelemek üzere 70’lerin başında ailesiyle birlikte uzun bir dünya turuna çıkan Don Cherry’yi ilham perileri bellemiş. ‘78’ten beri çeşitli gruplarda birlikte çalmışlar. Rudolph kariyerinin başından beri etnik müzik çıkışlı serbest doğaçlama teknikleri üzerinde yoğunlaşmış. Anlık ifade en serbest nasıl dışavurulurun peşinde. Drake ise daha ziyade serbest caz çalışmalarında boy göstermiş. İkili 2000’de yanlarına L.A.’dan bıçkın hiphopçu ve yapımcısı Carlos Nino’yu (Ammon Contact) alarak Hu Vib.’ı kurar (Buradaki “Hu” tasavvuftaki Hu, Sufi İnayat Han’ın kitaplarından esinlenme).
2002’de çıkan EP tadındaki tamamen akustik Boonghee Music’te, anahtar konumdaki 8 dakikalık “Transformation” ile 7 dakikalık “Calling to the Winter”da aynı ezgi ve ritm değişmeksizin tekrarlanıyor gibi. Kulak kabartıldığında ise, ilkinde, parçaya süreklilik hissi veren sabit harmonium ezgisinin altında, el çırpmalar, udu (Afrika çömleği) ve çeşitli vurmalılarından oluşan çok katmanlı bir yapı ile dusungoninin (7 telli Batı Afrika arpı) makamdan makama gezişi dikkat çekiyor. İkincisinde de, özellikle udunun sırtında gezinen avuç vuruşları, parmak piyanosunun (kalimba) havada süzülen metal tınıları, konuşan davulun boing boing’leri ve mırıldanmalar parçanın alt evrenlerini oluşturur. Bunların her birine ayrı ayrı takılmak mümkün.
2004’te çıkardıkları Beatiful: Boonghee Music 2 tempolarını saptaması çok güç karmaşık ritmlerden müteşekkil (Drake davula oturmuş), bayağı ağır bir lokma. Yine vurmalı ağırlıklı albümde, ritm önplanda gibi dursa da, bence esas vurgu tınıda. Her bir vuruşta, çıkarılan sesin rengi, tınısı parıldıyor. Okşarçasına vuruşlar. Hani sevgiyle yapılmış derler ya (bu lafın da içine ettiler), öyle. Hani müzisyenler yeni albümlerinin tanıtımı için “piyasa kaygısı duymadan kendimiz için çaldık” der ya -yalanın daniskasıdır, büyük terbiyesizlik ya da kendini bilmezliktir- işte bu lafın edilebileceği bir çalışma bu, evlerinde toplanmış dost meclisinde çalıyorlar gibi (zaten satacak bir müzik değil bu).
2006’da gelen Universal Mother Boonghee Music 3’te yanlarına Faslı ud ve dümbek çalgıcısı Brahim Fribgane almışlar. Yine çok çeşitli vurmalı çalgıların yanısıra ud, flüt, sintir, kalimba gibi çalgıların uçuşan ezgileri katmanlaşan yatay düzlemlerde iç içe geçmiş durumda. Diğerlerine göre daha yumuşak, kolay hazmedilir denebilecek bu albümlerinde, nasıl demeli, yapı, seslerin akış trafiği, yan yanalıkların muhtemel sonuçları daha önplanda gibi geldi bana. Daha tematik, kurgulanmış gibi gözüküyor parçalar (“Twin” adlı parça neredeyse bir Okay Temiz çalışması, ilginç bir benzeşim). Ama bütün parçalarda hep bir ayin, yakarış, ilahi sesleniş hali hâkim. Ateş başı müzikleri bunlar, hayhuyu bir kenara bırakıp, kendini, yanındakini, etrafını sana dinlemeye davet eden, zikire çağıran parçalar.
Yıllardır müzik denen sonsuz denklemin en karmaşık açılımlarının peşinde koşmuş bu iki isim, bu olgunluk dönemi birlikteliklerinde, doğaya âşık Haiku ressamları misali ya da mesela bir uduyu ilk kez gören bir çocuk misali, sadece sesin kendisine, sadece düm’e, boing’e, şıkı şıkı’ya odaklanmış. Çömleği kucağına oturtursun, gözünü kapatır, aynı noktaya aynı şiddette vurur, yankılanan tınının içinde kaybolur gidersin. Bu kadarını söylemek onlara haksızlık olur belki; çatışan, zıtlaşan unsurları yan yana getiren, böylelikle de bu unsurların kendiliğini bu zıtlaşmada arayan, hazır kalıplara hiç yüz vermemiş, çok emek harcanmış, yeni bir ifade dili kurma peşindeki parçalar bunlar.
Hoşlananlara ayrıca H. Drake-William Parker ikilisinin Summer Snow albümünü ve Joe Morris’le yaptıkları kopuk Eloping with the Sun çalışmasını tavsiye edebilirim.
hazbazz@yahoo.com.tr