KISA FİLM (EŞİT DEĞİLDİR) YARIŞMA: !f İSTANBUL TÜRKİYE’DEN KISALAR


Orton Akıncı
KISA FİLM (EŞİT DEĞİLDİR) YARIŞMA: !f İSTANBUL TÜRKİYE’DEN KISALAR
 
Başlangıcından bu yana !f İstanbul “Türkiye’den Kısalar” seçkileri ilk sınavını KargArt’ta veriyor. Bu sene de kural bozulmuyor ve AFM Fitaş Beyoğlu Sinemaları’ndaki gösterimlerin hemen öncesinde KargArt !f İstanbul “Türkiye’den Kısalar”ın dört tematik seçkisine ev sahipliği yapıyor. “Türkiye’den Kısalar” !f İstanbul’un ardından !f Ankara kapsamında Ankara’da ve devamında yurt dışından davet aldığı çeşitli festivallerde meraklıları ile buluşuyor.
 
Şu an karşınızda KargaMecmua olduğuna göre size !f İstanbul’u anlatmanın çok da gerekli olduğunu düşünmüyorum. Aynı şekilde KargaMecmua’dan haberi olmayan !f izleyicisi de yoktur sanırım. Sonuçta İstanbul’da yeni olanı merak eden, yerleşmiş olanı tartışan, müzik, sinema, edebiyat ve sanat gibi şeyler kendisi için hobi olmaktan öte bir şeyler ifade edenler için !f İstanbul ve KargaMecmua’nın zihinsel bir kesişim kümesinin parçaları olduğunu kesin. Ben nasıl KargaMecmua’yı elime aldığımda o ayın konusunun “copyleft” olmasına şaşırmıyorsam veya bir mekanda oturduğum masada önümde bir sayfası açık duran dergideki yazının başlığını gördüğümde kapağına bakmadan “bu KargaMecmua olmalı” diyorsam, bu yazıyı okuyan birisi de her sene !f İstanbul kataloğunu eline aldığında bir sene boyunca duyduğu, merak ettiği, ilgilendiği, takip ettiği şeylerden bir parça buluyor ve/ya kendisini heyecanlandıracak yeni bir şey ile tanışacağını biliyordur sanırım.
 
Türkiye’den Kısalar”da !f İstanbul’un diğer programları ve etkinliklerindeki çizgi ve anlayışı korumaya çalışmamızda bize itici güç veren en önemli unsur, yurtdışında takip ettiğimiz ve bizi heyecanlandıran eğilim ve yaklaşımların, burada da bazı yönetmenler ve üretimlerinde karşılığını bulabiliyor olmamız. !f İstanbul ilk senesi itibariyle Türkiyeli kısacıları ağırlamaya başladığında İstanbul’da, hatta Türkiye’de kısa film adına birkaç köklü organizasyonun yaptıkları önemli şeyler dışında pek de bir hareket yoktu. O dönemlerde şikayetlerimizin büyük bir bölümünü filmlerin izleyiciler ile buluşmasını sağlayacak ortamların çok az ve gösterim şartlarının yetersiz olması oluşturuyordu. !f İstanbul’un kısa film adına yaptığı ilk ve en önemli şeylerden birinin kısaları profesyonel bir sinema ortamında izleyicilere sunmak olduğu söylenebilir. Üretimin bugünkü kadar “demokratik” olmadığı ve yapılan film sayısının da buna bağlı olarak sınırlı olduğu o günlerde bile !f İstanbul, “Türkiye’den Kısalar” seçkileri için oluşturduğu juriler sayesinde diğer festivallerde görülenleri tekrar etmek yerine risk alarak izleyiciye yeni anlayış ve anlatım dillerini, zihin açıcı, hatta kafa karıştırıcı yapımları sunmanın yollarını aradı. Kataloğunda “deneysel kısa film” in İngilizce karşılığı olarak “video-art” yazan kısa film festivalleri sözkonusu iken, !f İstanbul bazı izleyicileri belki de ilk olarak kurmaca, animasyon, deneysel ve belgesel kategorileri dışında dans videosu, müzik videosu, tasarım videosu, performans videosu gibi bugün sıkça örneklerini gördüğümüz hareketli görüntü üzerinden gerçekleştirilen farklı üretim biçimleri ile tanıştırdı, en azından bunların adını koyarak gösterimine olanak sağladı. Zamanında katalogda “dans videosu” olarak belirtilen bir yapım için, “Bu ne biçim kısa film” diye tepki gösterenler olduysa da, farklı türler ve farklı animasyon teknikleri ile yeni, deneysel, özgün ve yetkin kurmaca ve belgesel anlatım biçimlerini iç içe sunduğumuz “Türkiye’den Kısalar” seçkileri kısa filmin ötesinde “kısalar” anlayışı ile her sene bizi heyecanlandıran yeni yönetmenler ile tanışmamızı ve yaptığımıza olan inancımızı kaybetmememizi sağladı.
Geçtiğimiz yıllar içerisinde Türkiye’de ve dünyada kısa film adına önemli gelişmeler oldu. Özellikle dijital teknolojiler sayesinde her türlü video üretiminde nicel, hatta niteliksel bir artış oldu. Kırık yazılımlar ve eş dosttan ödünç alınan kameralar ile üretilen filmlerin ötesinde bugün dyne:bolic gibi video kurgusundan, stream edilmesine kadar pek çok olanak sağlayan tamamen özgür yazılımlar ile birlikte hazır bir biçimde gelen GNU/Linux dağıtımları ve filmin niteliğine göre makul video çekimi yapabilen görece ucuz fotoğraf makineleri sayesinde artık derdini hareketli görüntü ile anlatmak isteyen için hiçbir mazeret kalmadı gibi. Bununla birlikte sayıları artan kısa film festivalleri ve özellikle internetin hareketli görüntü ile barışması sayesinde kısaların izleyici ile buluşması konusunda da bir şikayet kalmamış olsa gerek. Hatta sayısını bile bilemediğimiz yarışmalar ve ödüller sayesinde kimi yönetmenler için (biraz iyimser bir bakış da olsa) hayatını idame ettirme sorunsalı bile aşılmış olabilir.
Peki böyle bir ortamda !f İstanbul “Türkiye’den Kısalar” gösterimleri neden devam ediyor? Sırf diğer kısa film organizasyonlarından farklılaşmak adına değil fakat deneyimlerimiz ve inandıklarımız doğrultusunda “Türkiye’den Kısalar”ın formatında son üç senede bazı değişiklikler oldu ve olmaya da devam edecek. Herşeyden önce !f İstanbul bir kısa film organizasyonu değil, uluslarası bir film festivali! !f İstanbul’un bir duruşu var ve izleyicilerin !f İstanbul’u sevmelerinin sebepleri var. Biz de bu sebeplerin bir kısmını çok iyi biliyoruz ve festivalin uzun metraj göstermleri ve diğer etkinliklerindeki bu ruhu “Türkiye’den Kısalar”da da devam ettirmeye çalışıyoruz. AFM Fitaş Beyoğlu Sinemaları’ndaki gösterimler sırasında birinci olan yönetmeni !f İstanbul’un yurtdışında bir festivale konuk olarak gönderdiği izleyici oylamamız devam ediyor olsa da, “Türkiye’den Kısalar” öncelike yönetmenlerin birbirine rakip olduğu bir yarışmadan öte kısaların profesyonel bir sinema ortamı ve festival ruhu içerisinde, !f İstanbul yaklaşımı ile izleyicilere sunmaya çalıştığımız bir platform. Bunun için tıpkı uzun metraj filmlere yaptığımız gibi yönetmenlerin bize önerdiği veya bizim haberdar olduğumuz kısaların hepsini izliyor ve bunlar üzerine kafa yoruyoruz. Başvurusu yapılmış fakat kargoda kaybolan her filmi takip ediyoruz. Bizi heyecanlandıran, kafamızı karıştıran, bir söylemi olan kısaları festival komitesi olarak tartışıyor ve tekrar tekrar izliyoruz. Ardından filmleri izlerken kafamızda oluşturdukları cümleler ve sorular doğrultusunda yeniden değerlendiriyor, programlıyor ve ard arda dizmek yerine tematik seçkiler şeklinde izleyiciler ile paylaşıyoruz. Bu sayede her seçki tıpkı !f İstanbul’un uzun metraj programları gibi bir cümle etrafında tekrar düşünülebilecek bir ortam veya bir saptama sunuyor. Bu seçkilerin, yönetmenin filmindeki söylemine müdehaleden öte, izleyiciye filmin internetten veya kültürel bir etkinlik olarak gidilen bir kısa film gösterimdeki deneyiminin yanında katma değerli bir deneyim sunduğunu düşünüyoruz.
 
Türkiye’den Kısalar”ın geçmiş bir sene içerisinde Türkiye’de yapılmış iyi filmlerin hepsini birden bir arada sunmak gibi bir kompleksi yok. “İyi”nin ne derece görece bir şey olabileceğini çok iyi biliyoruz ve izleyicinin de aynı filmlerin birbiri ile yarıştığı, hatta birinde birinci olanının diğerinde gösterime bile alınmadığı onlarca kısa film yarışmasındaki sonuçlar sayesinde bunun farkında, hatta bir kısmının buna tepkili olduğunu biliyoruz. Şunu belirtmeliyim ki; her sene bizim kendimiz adına “iyi” olduğunu düşündüğümüz veya “doğru çekildiğini” bildiğimiz, fakat programa alamadığımız/almadığımız çok fazla film oluyor. Filmlerde kafamızı kurcalayan her nokta üzerine gidiyor, tartışıyor, danışıyor olmamıza rağmen kimi durumlarda kültürel ve/ya entelektüel birikimizin bunların bir kısmını “anlamamamıza” yol açıyor, açmış olması muhtemel! Gösterime aldığımız veya almadığımız filmleri “iyi”/”kötü”/”doğru”/”yanlış” diye yargılamıyoruz fakat şu var ki “Türkiye’den Kısalar”ın bir çizgisi var ve bu çizgi ile !f İstanbul’un tümü arasında ilişkiler kurmak çok mümkün. Sonuçta bizim çok sevdiğimiz ve bir sonraki filmini merakla beklediğimiz yönetmenler var ve ne güzel ki her sene bunların yenileri ile de tanışıyoruz ve bunlar cümleler kurmamız, bazı sorular sormamız için bize yol gösteriyorlar.
 
Türkiye’den Kısalar” gösterimlerinin bu seneki ilk raundu için umarım sevgilinizi ekmeniz gerekmez veya yalnız olduğunuz için kendinize kötü davranmıyorsunuzdur çünkü 14 Şubat’ta KargArt’ tayız. Neyle karşılaşacaklarını bilmek isteyenler için katalogdan bir alıntı;
 
Türkiye’den Kısalar” programı bu sene dört tematik seçki ile izleyicler ile buluşuyor. GÖRDÜĞÜNÜ GÖRÜYOR MUSUN? seçkisi “herşey göründüğü gibi midir?” sorusuyla başlıyor ve 13 yönetmenin farklı anlatım teknikleriyle, gördüğümüzü ve bildiğimizi sandıklarımız hakkında tekrar düşünmeye itiyor bizi. MAHREM MUHABBETLER bazen kendi kendimize sorduğumuz, çoğu zaman hiç soramadığımız, yanıtlarıyla rahat edemediğimiz; bazen de yakınımızdakilerle usulca paylaştığımız, sanki yüksek sesle söylenmesi yasaklanmış öznel ve sosyal can alıcı konulara dokunuyor. “İNSANIN ÖLMESİ NASIL DA KOLAYDI” seçkisi ise, gayet de yolunda gittiğini düşündüğümüz “modern” yaşantımızdan kesitler sunan filmlerden oluşuyor. Bu seçkide tanık olacağımız, belki de fiziksel ölümden daha acı verici olabilen ölüm biçimleri aynı olgunun sonucu gibi duruyor. Bu günlerde sözü edilen kriz acaba sadece ekonomik bir kriz mi yoksa bir uygarlık krizi mi? ...BIYIK ALTINDAN seçkisi ise bizi bu karamsar havadan çıkarmaya yetebilecek güçte gizli bir nüktedanlığa sahip. Genel olarak, dilleriyle, baktıkları konularla, ya da sinemanın türleri arasında gezerken bıyık altından gülmeleri ile, bizleri kitsch ile sanat, ciddiyet ile alay arasında gezdirebilen filmlerden oluşuyor.

 

orton@ifistanbul.com