Geleceğe İlişkin İyimser Bir Yanılgı Fütürizm


Lale Altunel
 
Marciare, Non Marcire!
(Yürümek, Çürümemek!)
diyorlardı bağırarak. Hızla geçen arabaların, trenlerin homurtusunda dumanında seslerini duyurabilmek için bağırmak zorundaydılar. Ama gürültüden memnundular, hatta daha da ateşlendiriyordu bu gürültü ve karmaşa içlerindeki coşkuyu. Sanıyorlardı ki; teknoloji çok ilerledi ve bu gidişle bir kaç seneye, dünya daha heyecanla yaşanan bir yer halini alacak. Çevrelerindeki baş döndürücü hız, değişim, tüm dünya görüşlerini etkiliyor, ivme kazandırmak için kendilerine de görev düştüğünü düşünüyorlardı. Aslında haksız da sayılmazlardı. Sanat her zaman milletlerin yaşamını şekillendirmede inceden bir rol oynuyordu. Ya kiliselerin ya da sarayların uygun bulduğu düşünce biçimini dikte etmede ufak da olsa bir rolü vardı. Bu kez aşırı milliyetçi duygularla bir araya toplanan sanatçılar, ülkelerinin I. Dünya Savaşına girmesini desteklemek için haykırıyorlardı; Marciare, Non Marcire!!
 
Girdiler. Ve kaybettiler. Bu onları daha da hırslandırdı.
 
1922’de tüm diğer partileri kapatan, yayınlara sansür koyan Mussolini iktidarı, Marinetti için Fütürizmin ülkenin resmi sanat biçimi olacağı yönünde bir ümit kaynağı olmuştu. Böylelikle diğer sanat akımları üzerinde de arzu ettiği üstünlüğü ele geçirecekti. Bu yenilikçi akım geçmişteki tüm geleneklere duyulan nefretin sanatıydı. Marinetti’nin Faşist Parti’nin ilk üyelerinden biri oluşu sanat ile siyasetin bir araya gelişinin yüzyıldaki ilk örneğiydi. Manifestosunda dillendirdiğiyse, sonradan isimlendirilen, kendiliğinden oluşmuş bir akım değil, planlı, her özelliği ve amacı önceden tespit edilmiş ve ona göre isimlendirilmiş, gelenek karşıtı bir sanat akımı olarak da gelenekçi burjuva sanatına karşı anarşist sanatçı kuşağının ilk temsilcisiydi.
 
1909-1943 arasında tüm Avrupa da, Rusya’da etkin olan akım, geçirdiği 39 yıllık ömrü süresince plastik sanatlarda, şiirde ve müzikte öyle başarılı ürünler verdi ki; gelecek için daha farklı hayaller kurmuş olsa da, istemsizce başka pek çok manifestoya örnek olup, ilham verdi.
 
Filippo Tommaso Marinetti’nin, Şubat 1909’da, yani bundan tam bir asır önce, Le Figaro isimli Fransız gazetesinin baş sayfasında yayınladığı bildiri, savaşın gerekliliğini, gürültüyü, ilkel bir vahşiliği ve makineleşmeyi, yani her türlü şiddeti yüceltiyordu. Saldırganlık Fütüristler için, mekanik bir enerjinin, genç ve güçlü bedendeki yaratıcı ateşin bir simgesi gibiydi. Sanayi devriminden beri ilerleyen icatlar, makineleşme, teknolojinin yaşama tam anlamıyla girişi sanatçıların ilham ve değişim idealleriyle ilerleme güçlerinin kaynağı idi. Hareket, hız ve görsel, işitsel mekaniklik sanatlarının her alanında en göze çarpan nitelikti. Sanatçılar geceleri tiyatrolarda, kabarelerde toplanıyor, oyunlarında makinelerin gürültüleriyle ritimler yaratıyor, sahnede bildirilerini okuyor ve yakaladıkları coşkuyu hiçbir an kaybetmemeye kararlı, gelecekteki dünyanın ürkütücülüğünden habersiz bir şekilde yollarında ilerliyorlardı. 1913’de “Seslerin, Gürültülerin Ve Kokuların Resmi: Fütürist Manifesto”yu yazan besteci Luigi Russolo “18 intanorumori” (hayvan sesleri çıkaran özel yapım makineler) ile 1914’de ilk büyük konserini vermişti. Russolo’ya göre, bir orkestrayı var eden sesler, çok sınırlı tınılardan oluşuyordu ve derhal çeşitlendirilmesi gerekiyordu. Ona göre gürültü, bir ritimler birliği sunmaktaydı.
 
Fütürizmin etkisini sürdürdüğü yıllar bilim-kurgu edebiyatında da Avrupa’da Jules Verne, H.G. Wells, Karel Capek gibi ustalar yaratmıştı.
 
Kamerayla kaydedilen kare kare görüntülerden faydalanıp, hareketleri, devinimleri ve ritimleri ile birlikte resmeden ressamlar, yöntem olarak üst üste boyanan hareketleri kullanıyorlardı. Resim tekniklerine, edebiyata, müziğe getirilen bu ani yenilik, diğer tüm yöntemleri sanki tanrısal bir emir gibi yerine getiren anlayışları tiksindirici buluyordu. İşte bu normatif tarzlar, tavırlar Marinetti’nin manifestosunda, “dingin ve hanım hanımcık”lık olarak niteleniyordu. En olmaması gereken şeyse bu hanım hanımcık haldi. Kübist resimlerle ayırt edilmesi çok da kolay olmayan Fütürist resimlerde başlıca göze batan ayrım da işte bu, bir hareketin anlara bölünmesidir. Kübizmde aynı anda farklı yönlerinden baktığımız imgeler, Fütürist resimlerde aynı anda farklı anlarına bakışımıza benzer. Giacamo Balla, Umberto Boccioni, Carlo Cara gibi isimler bu ressamların başında geliyordu. Fransız sanatçı Marcel Duchamp’ın da 1911-12 yıllarında yaptığı “merdivenden inen bir çıplak” benzeri tabloları için de teknik açıdan Fütürist olduğu söylenebilir. Ancak bu ileri görüşlü sanatçı her zaman zekasıyla ironik bir dil yarattığı sanatında yukarı ilerleyen, koşan, zıplayan dinamik bir figür yerine, hüzünle aşağı inen bir figürü fütürist bir biçimle göstermişti. Fakat, bir pisuvarı sanat eseri olarak sergilediğinde, hele de buna “çeşme” adını verdiğinde belki de, heykel sanatının geçmişindeki meydan çeşmelerine atıfta bulunarak, aynı görevi görebilecek başka bir “Teknoloji Ürünü” nesne ile hele de içine işenen bir nesne ile son derece “Gelecekçi” bir iş yapmış oluyordu.
 
II. Dünya Savaşı’nın yıkımlarına, akıl almaz atom bombasına, bombardıman uçaklarına dek süren Fütürizm’in etkileri, Tüm Avrupada, Rusya’da olduğu gibi, ömrünün bir kısmı Moskova’da geçen Nazım Hikmet’in şiirinde de görülür. Anlamsız seslere ait kelimeler kullandığı, coşkunluğu ve şiddeti en iyi ifade ettiği eseri “Makineleşmek İstiyorum” isimli 1923 tarihli Fütürist şiiridir.
 
Makineleşmek
Trrrrum,
Trrrrum,
Trrrrum!
Trak tiki tak!
Makineleşmek istiyorum!
 
Beynimden, etimden, iskeletimden geliyor bu!
Her dinamoyu
Altıma almak için çıldırıyorum!
Tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor
Damarlarımda kovalıyor
Oto direzinler lokomotifleri!
 
Fütürist İtalyanlar yıllarını gelecekteki bir makineleşmiş dünyayı öve öve göklere çıkararak geçirirken, son teknoloji aletlerini pek de hayra kullanmayacak başkaları, son hazırlıklarını tamamlıyordu. Kendi iktidarında da ülkesinin sanatını sınırlayarak, ari ırka yakışır bir sanat biçimini savunan Hitler’in, Mussolini ile ittifakı II. Dünya Savaşı’na bu teknoloji ile kendinden emin ve son sürat giriş yaptı. Ancak sonuçları sayılmaya başlandığında, yıllardır gün yüzü görmemiş halkların bugüne dek sürecek asıl kabusunun başladığı resmiyet kazanmıştı. İlerleyen teknoloji bu sanatçılara ilham kaynağı olsa da, savaşın sonuçlarıyla karşılaştıklarında, gururla izledikleri gökyüzünde süzülen uçakların görüntüsünün yerini bombardıman uçaklarıyla alevler içinde kalan kentlerin aldığını gördüklerinde işler artık değişmeye başladı.

 

lale_altunel@hotmail.com