Her Ağaç Kendi Kökü Üzerinde Yükselir

Aslı Büyükköksal

İbrahim peygamberi yakmak üzere, dönemin hükümdarı Nemrud’un verdiği emirle alevleri semaya ulaşan, bulutları tutuşturacağından korkulan bir ateş yakılmış. Ateşi söndürmek üzere ağzında suyla yola çıkmış olan karıncaya sormuşlar, “Bu bir damla suyla söndüreceğini mi zannediyorsun ateşi?”. Karınca dönüp demiş ki, “Hiç olmazsa bu uğurda ölürüm. Sonucu ne olursa olsun, safımı belli ederim.”

 “Gelevera Deresi / İki dağun arasi / Hiç mi düşunmedun sen / Sevduğin böyle ağlar”
Giresun’da elektrik üretim lisansı almış 100’ü aşkın hidroelektrik santral projesi var. Yarıdan fazlasının yapımına başlanmış, pek çoğu da bitmek üzere. Bitirilen projelerden biri, Gelivera Deresi’nden ismini alan Gelivera Sapmaz Köyü’nde Kolin Enerji’nin yaptığı Akköy 2 Gökçebel Barajı. Yüksekliği 200 metreyi geçen, 165 metre derinliğinde ve 7 km uzunluğunda bir göle sahip bu dev baraj, Kasım 2011’de su tutmaya başladı. Köyde ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) toplantısı düzenlenmeden acil kamulaştırmayla evler, “hamsi fiyatına arsa” mantığıyla devlet eliyle kamulaştırıldı. Devletin vatandaşı bilgilendirerek ancak olağanüstü hallerde işletmesi gereken bu süreç, EPDK’nın (Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu) hizmetine ve şirketlerin keyfine bırakılmış. Gelivera’da köylülerin şirket toplantısını protesto etmesinden 1 hafta sonra evlerini boşaltmaları ve hatta mezarlıklarını taşımaları için acil tebligat gelmiş. Sapmaz köylülerinden Hulusi Bilgin*, “Yaklaşık 1000 yıllık tarihe sahip köyümüz su altında bırakılıyor. Köylülerimiz istemese de dedelerinin mezarlarını açarak kemiklerini toplayıp başka mezarlığa götürüp gömdüler. Yetmiyormuş gibi evlerini yavaş yavaş boşaltmaya, eşyalarını almaya, çatılarını sökmeye başladılar.” Durumdan şikâyetçi olduklarını bildirmek üzere Gümüşhane Vali yardımcısına gittiklerinde “O köy sizin ikinci adresiniz,” diye karşılanmışlar.“Köy, Kolin A.Ş.’nin kaçıncı adresi acaba?” diyen Hulusi Bilgin, “Hepten vazgeçmemiz isteniyor galiba buralardan. Benim gönlüm buradan uzaklaşmaktan yana değil. Gerekirse başımızı koyalım bu yola. Su tutacaklarmış, varsınlar tutsunlar. Hepimiz balık gibi bu köyün içinde kalalım istiyorum sonsuza kadar,” diye ekliyor.
 
“Bu dere bizden can istiyor”
Diyor Kolin A.Ş.’nin sahibi Naci Koloğlu’na gönderdiği mesajda Hulusi Bilgin. “Gel, birbirimize zincirlenip baraj su tutarken oraya atalım kendimizi.” Gelevera Vadisi’ne yapılan HES’ler aynı zamanda Osmanlı’nın da Gümüşhane-Bayburt geçiş yolu olarak kullandığı tarihi İpek Yolu’nu ve köprülerini tahrip edecek ve sular altında bırakacak. Yöredeki pek çok HES davasının gönüllü avukatlığını yapan Ekoloji Kolektifi’nden Alp Tekin Ocak, “Dünyanın neresine gidersen git, göç artık ekonomik bir zorunluluk ama nihai olarak bin senelik kadim bir köyden bahsediyoruz ve bu köyün sular altında kalıyor olması insanın hayatla kurduğu aidiyet bağlarının yok olmasına sebep oluyor. Mezarları, evleri yok oluyor, bu 160 metrelik baraj tipi HES’in projede 20 yıllık ömrü var, 1000 sene 20 yıllık bir hikâye için yok ediliyor,” diyor. “Misal Artvin’deki Borçka Barajı nehrin taşıdığı alüvyonlarla daha on sene geçmeden dolmak üzere. Yirmi-otuz sene içinde Türkiye bir HES çöplüğüne dönecek.” Kendisi de Giresunlu olan Alp Tekin Ocak’ın köyü Kılıçlı’dan geçen Bozat Deresi’nin üstünde iki vadide 12 HES projesi var. Yürütmeyi durdurma davaları için gerekli olan yaklaşık 30 bin lira bilirkişi ücretini karşılayamadıkları için mahkemelerin akıbeti belirsiz. Kardeşi Alican Ocak, “Kendimi ait hissettiğim tek coğrafya orası,” diyor. “Boş zamanlarımızda dereye gidip balık tutup akşam sofraya getirmek bize büyük keyif verirdi. O çocuk yaşımızda balıkların yumurtlama dönemlerini bilirdik. Balıkların denizden akarsuya geldiklerini, yumurta bıraktıklarını, yumurtadan çıkanların da tekrar denize döneceğini bilirdik. O dönemlerde çok dokunmazdık balıklara. Okuyarak ya da yasaklarla değil, ebeveynlerimiz tarafından bize öğretilen bir şeydi bu. ‘86-‘87 yıllarında 7-8 metrelik ağlarla balık yakalayıp 3-5 kilo yediğimizi hatırlıyorum. Şu anda gittiğimde böyle bir durum yok, çünkü böyle bir su yok ortada. Akarsa da hafriyatın dereye dökülmesi yüzünden çamur akıyor. Kararların iptal edilmemesi yüzünden inşaatlar devam ediyor. Eski halini bilmek başka bir şey. Anlatması çok zor aslında, yaşadığınız yere yapılan bir saldırı olduğu için bir facia bu yani, daha 2 sene önce bambaşka olan yerler şimdi mahvolmuş durumda.”
 
Giresun’un kendine has özelliği dünyanın fındık ihtiyacının %90’ını karşılıyor olması. Alp Tekin Ocak ekliyor, “Giresun, Ordu ve Trabzon’un bir kısmı için konuşursak fındık hâlâ geçerli. Buranın insanı, satmamışsa bahçesini, namus belasına da olsa, dünyanın dört bir yanından gelir, yaz ve sonbaharı köyde, fındıkta geçirir.” Bu yapılan projelerin orada çocukluklarını geçirmiş olanlar için duygusal etkileri büyük.“1200-1600 rakım arası meşe, gürgen, palamut ağaçları var, en son ladinlerle bitiyor; çok eski çam ormanları bunlar. Bozkırın başladığı, çamın bittiği yerde yerleşim vardı. Oraya yaylaya çıkardık, yazları geçirmeye. Çocukluğumda dünyanın sonu gibiydi oralar. Şimdi tükendi, bitti. Dünyanın sonuna gelindi yani. Ömrümde dünyanın sonunu gördüm.”
 
“Yetkililerinin burayı görmesini istiyorum; buranın karını, kışını, soğuğunu, isini, ormanını yaşamasını istiyorum.”
Ericek, Gelivera Vadisi içinde Karadona Deresi üzerinde yayladan hemen önce 250 hanelik büyük bir köy. Tarihi İpek Yolu’yla Şebinkarahisar’a bağlanıyor. Burada henüz sondaj çalışmaları tamamlanmış bir baraj yapılması planlanıyor. Halk, yapılmak istenen barajın etkilerini, evlerin nasıl sular altında kaldığını, komşu ilçelerin köylerinde gördükçe santral yapımına tepki artıyor. “Benim yere ben kurdurmiyum. Beni gebertçekler, ha böyle kescekler bogazımi, ondan geri kurabilirler. Ha bana ait olan yerden accuk toprak vermiyorum ben.” Merkezi sahilde olan Espiye İlçesi’nin güneşinden çıktık, bu dik yamaçlı, kışı kara, insanı sağlam dağ köyüne vardık. Barajın planlandığı yeri görmek üzere karlı tepelere doğru yol alıyoruz. “Bize soran yok. Önce geliyo, kazmayı vuruyo, sonra burda dövüşüp çekişiyo bizimle. Bizi hiç tanıyan yok, bilen yok. Devlet bizi, halkını kaybetmek istiyorsa yaptırsın. Halksız devlet oluyorsa yaptırsın.” Tek başına yaşayan Hasibe Nine’yle tanışıyoruz. “Bizim toprağımız zaten accuk eteği su aldı mı kayar gider. Şu bayırda da ben oturuyom, tek Allah, bi de ben. Başka kimsem yok. Baraj da yaptırmayık, karşı geliyik.” Köylüler kök saldıkları topraklarda yeşermeye devam etmek istiyorlar. “Benim dedem 1866 doğumlu. Önceki gün nüfus kayıt örneğini çıkarttım. Bu köyde doğmuş, bu köyde yaşamış, bu köyde ölmüş. Biz de burda kalacağız.” Ericek Köyü’nde yaptığımız köy toplantısından gözümüz henüz yaban dağlarda kalarak ayrılıyoruz, bir dahaki gelişimizde orayı bıraktığımız gibi bulmayı umarak.
 
“Su, doğanın yaratıcı emeğidir”**
Türkiye’deki HES sürecinde her bölgede işleyen döngü aynı. Giresun’un diğer köylerinde, İkisu’da, Akçalı’da, Çanaklı’da insansızlaştırılan topraklar şirket mantığının kar-zarar hesabına teslim ediliyor. Ekonomik açıdan şehre mahkum edilen insanların geri dönüş ihtimali ortadan kaldırılıyor. Su, enerji, gıda egemenliğinin giderek daha fazla şirketlerin eline geçmesi, AB’nin Türkiye’den taleplerinden biri olarak köy nüfusunun %5’e düşürülmesi, daha önce genelde tekstil ve gıda ile ilgilenen şirketlerin bu sektörlerde kar marjı düşünce hükümet tarafından suyun kullanımına yönlendirilmesi, tatlı su kaynaklarının azaldığı dünyamızda suyun yakın gelecekte en değerli metalardan biri haline gelecek olması nedenlerden birkaçı. Başka bir ihtimal daha var ki suyu kullanmak amacıyla ona saldıran sistem bize suyun yaşama kaynaklık eden gücünü, doğaya olan temel bağ(ım)lılığımızı bize hatırlatabilir. Mücadele sürecinde ırk, din, partiler temelinden kurtularak yaşamsal dayanışma ağları kuran köylüler, “yeni bir üretim bilinci ve tasarımıyla” önümüze sunulan sınırlı seçeneklerin dışında bir dünya yaratmayı başarabilirler.***
 
Şimdi ateşe su taşımak zamanı…
 

(*) Facebook: Vadimiz Gelivera
(**) ve (***) Yerel Su Mücadeleleri, Köylüler ve Yabancılaşma, Kızılca Yürür, Kolektif –Ekososyalist Dergi, 2010 Haziran, s. 36

babelbaligi@yahoo.com