Başka bir Dünya Kupası
Volkan Ağır
Brezilya’ya imkânlarım el verdiğince hem Dünya Kupası’nı hem de ülkede yaşanan Dünya Kupası karşıtı eylemleri takip etmek için geldim. Vardığımın daha ikinci günü Sao Paulo’daki eylemlere katıldım. O günden bu yana da, ki bu da 1 aydan fazla bir süre demek oluyor, eylemler devam ediyor. Özellikle Dünya Kupası’nın başlamasından bu yana eylemlerin sıklığı arttı. Maçların başlaması da eylem sayılarının artmasında elbette bir etken.Aileler yerinden edildi
FIFA, 2007’de Dünya Kupası’nın Brezilya'da yapılacağını açıkladığında, ki Güney Amerika ülkesi adaylıkta yalnızdı, ülke yönetimi ve halk sevinçle karşılamıştı bu haberi. Brezilya, İşçi Partisi Hükümeti görevdeyken ekonomik olarak yaşadığı sıkıntılı süreçten çıkmak üzere adımlar atıyordu. Dünya Kupası’yla birlikte yabancı sermayenin ülkeye yapacağı yatırımlar ve turist akını ile birlikte para akışının artacak olması Dünya Kupası’na ev sahipliğinin artı yönleri olarak gösterildi. Ancak her getirinin de bir götürüsü vardı, ki bu da hükümet ve FIFA tarafından gizlenmeye çalışıldı.
2008’de de Rio de Janeiro’nun Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapacağının açıklanmasının ardından Belediye Başkanı Eduardo Paes’in favela’ları temizleme kararı fitili ateşleyen bir çok hamleden biriydi. Paes, “Pasifikasyon” adını verdiği bu operasyon için özel bir polis gücü kurdu. Niyeti favela’lardaki uyuşturucu trafiğinin kontrolünü sonlandırmak ve bu “çirkin” bölgeleri turistlerin görmesinden evvel engellemekti. Bu nedenle favela’larda yerinden edilmeler başladı. Bu girişimlerin geniş yankı bulması Birleşmiş Milletler Barınma Komisyonu Raportörü Raquel Rolnik’in 26 Nisan 2011’de Cenevre’deki konuşmasıyla oldu. Rolnik, Dünya Kupası ve Olimpiyat Oyunları için girişilen hazırlık sürecindeki, şeffaflık, danışma, adil olmayan pazarlıklar ve yerleri değiştirilmesi planlanan halkla yeterli iletişim eksikliğinden dolayı kaygı duyduğunu belirtiyordu. O tarihte Belo Horizonte’deki 2600 aile yerinden edilmiş, Rio de Janeiro’da 2010 sonuyla birlikte birçok aile aynı muameleye maruz kalmış ve Sao Paulo, Curitiba, Porto Alegre, Recife, Natal ve Fortaleza’da da birçok aileyi aynı sıkıntının beklediğini dile getirmişti. Ona göre her şey yeni başlıyordu.
Hükümet sözünü tutmadı
Brezilya hükümetinin Dünya Kupası öncesi yaptığı açıklamalarda halka verdiği bir söz vardı: Dünya Kupası için ayrılan bütçe ile halkın temel hakları için ayrılan bütçe birbirinden ayrı tutulacaktı. Yani hiçbir şekilde Dünya Kupası için yapılacak harcamalar halkın cebini rahatsız etmeyecekti. Tüm çalışmalar özel sektörün desteğiyle yapılacaktı. Ancak verilen bu söz gerçekleşmedi. Paralel süreçler içinde hükümetin Dünya Kupası hazırlıkları için yaptığı harcamaların milyar dolarları bulduğunu da bir medya kuruluşu dile getirmeye başladı. 2012’de Natal’da toplu taşıma ücretlerine yapılan zam da hükümetin sözünü tutmayacağının ilk kanıtı gibiydi. 2013’te ise benzer bir eylem Porto Alegre’de yapıldı. Geçen yıl Mayıs ayına girildiğinde ise ülkedeki eylemci hareketlilik ilk zirvesini yaptı. 28 Mayıs’ta Goias’ta Biblia Meydanı’ndaki eylemlerde sokaklara çıkan binlerce kişi ile polis arasında çatışmalar çıkmış ve çok sayıda tutuklama olmuştu. Eylemler domino etkisi yaratıp tüm ülkeye yayılmıştı. Konfederasyonlar Kupası’nın ülkede organize edilmesi eylemcilere ülkedeki problemleri dünyaya duyurma konusunda büyük bir fırsat verirken buraya geldiğimde konuştuğum arkadaşlarımdan aldığım bilgiye göre Türkiye’de aynı dönemde yaşanan Gezi Parkı Direnişi de onları önemli derecede cesaretlendirmiş. Bu süreçten sonrasını da dünya çapında anaakım medyanın objektiflerini bu coğrafyaya çevirmesiyle yakından takip edebildik. O yüzden fazla detaya gerek yok. Ama kıssadan hisse halk hükümetin yolsuzluklarından, zamlarından, sunduğu kötü eğitim, toplu taşıma, sağlık ve barınma koşullarından bıkmıştı artık. Bu olumsuzlukların da İşçi Partisi Hükümeti’nin iktidarda olduğu Lula ve Dilma Roussef’in başkanlıklarında gerçekleşmesi büyük hayalkırıklığı yaratmıştı.
Sokaklar 2013’ten beri boş kalmamıştı
Futbolun en güzel festivalini (tüm bu yolsuzluklara, çirkinliklere karşın hâlâ güzel olduğunu düşünüyorum) yerinde takip etme fikri herkesi cezbeder. Beni ise 2013 Mayıs’ıyla birlikte içimi kaplayan direnme tutkusunu Brezilya’da da yaşayabilecek olmak bir başka heyecanla buralara kadar getirdi. Gelmeden önce eylemlerin Dünya Kupası sırasında da devam edeceği haberlerini almıştım. Facebook üzerinden yerel kaynaklardan takip ettiğim kadarıyla da açılış maçının olacağı gün, Brezilya maçlarının oynanacağı günler, hangi maç, hangi şehirdeyse orada eylem olacağı haberleri yağmaya başladı. Bir yanda futbolun coşkusu vardı. Bir yanda da halkın haklarını savunma coşkusu. Dünya Kupaları tarihinde ilk kez maçlar oynanırken böylesine bambaşka bir hareketlilik yaşanacaktı ve yaşanmaya da devam ediyor. Özellikle Sao Paulo halkı ve Rio de Janeiro’nun favela’larındaki halkın eylemlilikleri gün geçtikçe sayılarını arttırdı Brezilya’da. Ben bu satırları yazarken de, 26 Haziran gecesi, Sao Paulo halkı sokaklarda polisle karşı karşıya direnmeye devam ediyor.
Sao Paulo şehri bu konuda başı çekiyor. Daha kupa başlamadan metro çalışanlarının hafta başında 8 Haziran’da eyleme giderek 65 metro istasyonundan 40’a yakınını durdurması halkı sokaklara dökmüş, kentte hayatı durdururken sabahın ilk saatlerinde başlayan eylem medyanın dikkatini de çekmişti. Belli ki bu daha başlangıçtı.
O esnada başka yerde
Kupanın başlamasıyla eylemler serisi de ardısıra geldi. Eylemlerin belli bir fikstürü yoktu ama hedef belliydi. Maç neredeyse eylemciler orada olacaktı. Bizler ekran başında maçları izlerken o esnada başka yerde neler oluyordu diye Dünya Kupası’nın farklı ve eş zamanlı yansımalarına hızlıca bir bakmakta yarar var.
Açılış maçının oynandığı, herkesin Neymar’ın golüne odaklandığı gün Sao Paulo’da 6 saate yakın süren eylemde, 43 kişi tutuklandı. Hollanda’nın İspanya’yı Arena Fonte Nova'da 5-1 darmadağın ettiği gün, stadyumun dışında 100 kişilik eylemci grup polis şiddetine maruz kalırken 11 kişi daha tutuklandı. Ertesi gün Belo Horizonte’de Kolombiya güzel bir futbol sergileyip 3 puanı cebine götürürken aynı şehirde 4000 kişinin katıldığı eylemde 11 kişi daha tutuklanıyordu. Sıra Rio de Janeiro’ya gelmişti. 15 Haziran’daki eylemlerin ufak bir kısmına şahit olurken Messi, Bosna Hersek karşısında takımını kurtaran isim oluyordu. Maracana sokaklarında ise gazeteciler yaralanıyordu. Polis olduğunu iddia eden sivil giyimli bir kişi ise kalabalığın dağılması için tehditler savurup havaya ateş açmıştı. Ertesi gün Curitiba’da maçlar oynanırken gerçekleşen eylemde sahada 22 yaşından küçük 4 kişi yer alırken stadyumun dışındaki eylemlerde 22 yaşından küçük 2 eylemci göz altına alınmıştı. Maracana’da 74 bin kişi Şili – İspanya maçında bir devrin sonuna şahitlik ediyordu. O esnada Sao Paulo’da 7 bin kişi Evsiz İşsizler Örgütü’nün (MTST) direnişine destek vermek için sokaklara dökülmüştü. İlerleyen günlerde maçlar, goller ve eylemler devam etti. Haziran’ın 23'ünde Neymar, Kamerun karşısında 2 gol atıp gol krallığına yükseldi. Aynı gün Copacabana’da FIFA taraftar alanının yanına kadar gelen kalabalık “FIFA Evine Dön” sloganları atarken Sao Paulo’daki eylemci grup polisle çatışıyor, öğretim görevlisi Rafael Marques Lusvarghi polis şiddetine maruz kalıp gözaltına alınıyordu. Sao Paulo’da 24’ünde Evsiz İşsizler Örgütü Sao Paulo Belediye Binası önünde barınma hakları talebinin cevap bulması için eyleme geçip çadırlarını kurup işgal hareketlerine başladı...
Grup maçları böyle tamamlanırken halkın futboldan nefret ettiğini söylemek doğru olmaz. Kupa bittikten 1 hafta sonra burada ligler devam ediyor olacak ve stadyumlar yine dolup taşacak buna şüphe yok. Ama futbol için yapılan harcamalar yaşamsal temel gereksinimlerin önüne geçmeye devam ettiği sürece de Brezilya halkı sokaklarda direnişine devam edecek. Hele ki Brezilya Dünya Kupası’nı kazanamasın, esas kargaşa o zaman başlayacak...
volkan.agir@gmail.com