Topraksız devletin sanatçı ordusu
Barış Yarsel
NSK’nın (Neue Slowenische Kunst/Yeni Slovenya Sanatı) geniş kapsamında yer alan multimedya sanat kolektifini oluşturan detaylar, hareketin kuruluşundan bu yana geçen yıllar içinde bilmesi gerekenlere ulaştı. Yugoslavya’nın Tito’nun ölümü öncesinde hissedilen kaotik ortamında, tüketim toplumunun ilk mesajlarının halkın üzerinde dolanıp tüm ürünlerini aşağıya bırakacağı bir bulutun gölgesinde ortaya çıkan NSK, totaliterliği sadece politik anlamıyla ve ortak bellek üzerinde yer alan tanımıyla değil, bireyin serbest bırakmakla övündüğü ve dolaylı biçimde tam da kapitalist günlük hayat ağındaki tercihlerinin serbestliğine çıkan yoldaki gizli diktatörlüğü ve bireyin tercihlerinin yol açtığı baskı araçlarını hedeflemişti. NSK’nın başlangıç günlerinde yazılmış metindeki etik, estetik, politik ve moral kodlarla tasarlanan bu bilinçli tek tipleşmek, gezegenin mevcut halinin sorumlusu olarak görülecek sanayileşmenin getirdiklerini coşkuyla kabullenmek, üniformaları, diktatörlükleri, askeri marşları, ilk sanal ülkeyi, topraksız devleti ve bu devlete bağlı dağıtılan pasaportları (patlayan iç savaşta bu pasaport sayesinde sınırları geçip kurtulanlar olduğu biliniyor), hiyerarşinin olabilecek en uç noktada öne çıkarılmasıyla beliren ve tüm bunları doymak bilmez bir hal ile içine alarak üretilen sanatın yine bilinçli bir şekilde parodileştirilmesi, makinenin çarkına çomak sokmanın yolunu çiziyordu. İleri kapitalizmin henüz vücuda gelmemiş, konusunun bile edilmediği dönemde çizilen bu estetik çarpıtma, NSK’nın ve en önemli bileşeni Laibach’ın büyük oranda anlaşılmamak değil de, tam da grubun istediği gibi yanlış anlaşıldıklarını gösteren tepkileri de kuşkusuz plan dâhilindeydi. Roy Wilkinson’ın şahane tespitiyle Laibach ile NSK’nın yirminci yüzyılın sonunda görebildiğimiz hakiki hicivciler ile düşünürler arasında sanat yapan kişiler olduğunu gösteriyordu.NSK hakkında sözü şu an için burada bırakıp, Laibach’dan devam edelim. 1980 yılında Yugoslavya’da Slovenya Cumhuriyeti’nin başkenti Ljubijana’nın Almanca söylenişini tercih eden grup elemanları, bahsi geçen yılda kentin çeşitli sanat galerilerinde korsan yerleştirmeler, ani performanslar, sokakta Nazi Üniformaları ile gezmeler, kolektivist tavırlarını bir işgal ordusu gibi göstermek gibi kışkırtıcı hareketlerle işe başladılar. NSK’nın 1983 yılında resmen kurulması ve NSK devletinin de ortaya çıkmasıyla sadece müziğe yöneldiler. Slovenya, Yugoslavya partizan hareketinde ve Nazilere karşı direnişte önemli bir kentti. Tito’nun önderliğindeki halk ordusunun gazilerinden hayatta olanlar vardı ve ülkenin ekonomik büyümesinin önderliğini yapan madencilerin, demir çelik fabrikalarının yakınındaydı. Yakın tarihin yönlendirdiği politikaların, hamasetin ve yurtseverliğin sanayileşmeyle çöken sisin yarattığı puslu havada ilk dönem şarkılarında “Delo in Disciplina” da (İş ve disiplin) devletin sorumlulukları şöyle sıralanıyordu: “korumak / ormanları büyütmek ve sonra yok etmek / gençlerin beden eğitimi / ulusal sağlık / iş / savunma sağlamak / otoritenin sadece halkta olması”. Laibach manifestosundaki tavra uygun bu sözler ile şarkılar kendi minik manifestolarını da oluştururken, grubun Yugoslavya’nın devlet televizyonunda, ülkenin Mehmet Ali Birand’ının programına çıkıp buz gibi bir sesle, “Faşizm istiyoruz, totaliterlik istiyoruz, baskı istiyoruz,” diye şarkı söylemeleri, söylemeye gerek var mı, ülkeyi ayağa kaldırdı. Bu yozlaşmaya karşı toplum ayağa kalkmaya çağrıldı. NSK’nın da logosu olarak kullanılan swastika’nın grup tarafından ilk kullanışı da dört balta ile yapılmıştı. Logoya eşlik eden poster ise İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılmıştı ve bilinen bir antifaşist propaganda tasarımcısı John Heartfield’e aitti. Sanat ve müzik, sözler ve tavır, görseller ve çizimler, sokak hareketi ve sanat galerileri, politika ve günlük hayat, en azından şu ana dek, NSK ve Laibach tecrübesinden başka böylesine yekpare biraraya geliş yaşamadı.
Nazım Hikmet, 1923 yılında yazdığı şiirde “Trrrrum, trrrrum, trrrrum! trak tiki tak! Makinalaşmak istiyorum,” derken, Türkiye’de onun başka şiirlerini yaymayı tercih ettiler. Bağlamasını hızlı çalmak için, daha hızlı çalmak için çabalayan, bu yüzden Ruhi Su’nun tabiri caiz ise speed metal yapıyor diye eleştirdiği Ahmet Kaya sahneye çıkıp müzikal tercihini söyledikten sonra linç edildiğinde ve yalnızlaştırıldığında ve herkesin bildiği ya da bileceği birçok başka örnekte görülebildiği gibi, memlekette sanatın politik tavrına tepki genelde içeriğine değil, sanatın veya müziğin sadece eğlendirme amaçlı olması gerektiğine dair baskıdır. Müzisyenler ve sanatçılar işçidirler ve patronları dinleyiciler ya da sanat tüketicileridir. Dolayısıyla sanatçılar ve müzisyenler de bu türden çıkışları genelde pasif agresif tonda yaparlar. Aynı pasif saldırganlık Laibach’ın ilk dönem önemli dişlisi olan Tomaž Hostnik’te de görülebilir. Kraftwerk’den yoğun etkilenmiş bu sanatçı müzisyen, Laibach’ı kuran ressam Dejan Knez ile birlikte, manifestoyu ortaya atan ve ilk konserlerinde sahnede Nazi kıyafetleriyle yer alma cesaretini gösteren, elle hazırlanan kaset kapaklarını, posterleri, grubun görünümünü tasarlayan kişiydi. Konserde kafasına atılan şişenin yardığı çenesinden sızan kanı silmeden, istifini bozmadan, sahnede askeri hazır ol duruşunu bozmayan sanatçı, en kalabalık konserlerinden birkaç gün sonra ağır depresyonu neticesinde intihar edince, ölümünün ardından Laibach tarafından disipline uymadığı gerekçesiyle gıyabında gruptan atılmıştır. Laibach’ta tavır, ton, duruş önemlidir.
Aradan geçen yıllarda popülerliğini artıran grup son dönemde ayda gizlenmiş Nazilerin dünyayı işgal etme planlarının anlatıldığı bağımsız film Iron Sky’da, Londra’da Tate Müzesi’nde disiplin sanatları formatlı özel gösterimlerde, Hong Kong’da Sanayi Devrimi yapıyoruz temalı konserler dizinde görülüyordu. Grup, komutan Milan Fras, müthiş sesiyle Mina Špiler ve oldukça yetenekli davulcusu Janez Gabrič’in başını çektiği ekiple eski Yugoslavya ülkelerini turlarken Belgrad’a uğradı. Sabahın kör saatinde yol sorduğumuz, üzerinde üniformasıyla işine giden güvenlik görevlisi kadının Laibach hayranlığı ve söyledikleri, grubun Yugoslavya’dan kalan, bir şekilde avangard tavrına rağmen bilinir ve saygı gören bir ekip olduğunu gösteriyor. Sosyal medya hesaplarından Soma katliamı sonrasında hem madencilere hem de çatışmalara destek mesajları atan grubun Dom Omladine’deki konserinin ilk yarısı son albümleri Spectre’nin tamamının çalınmasıyla geçti. Dom Omladine de ilginç yer. Konserin olduğu akşamın öncesinde Belgrad heavy metal festivali vardı ve doksanlı yılları yeniden yaşattı. Kot ceketlerle patch’ler, thrash metal grup tişörtlü insanlar arasında sayısız grup sahneye çıktı. Mekânın bir garipliği de, güzelim Sırp birası yerine ısrarla Tuborg vermesiydi. Laibach öncesi sokakta içenler arasında SS kıyafetleri giyenler, goth’lar göze çarpıyordu. Konser alanında sigaraya izin verilmesi de başka bir güzellik. Ses ve ışık sistemi çok kaliteliydi ve Laibach albümü çalarken arkasında şarkılara saniyesi saniyesine eşlik etmek üzere özel hazırlanmış multimedya çalışmaları sergilendi. Mina şarkıları, bir siyasi parti lideri tavırlarıyla, nutuk atar şekilde söylerken, Milan makineleşmiş sesiyle çok çok iyi bir performans sergiledi. Grup parodileştirilmiş, klişeyi sahiplenmiş bir hal ile aşırı ciddiyet arasında, konserden çok bir sanat performansı sergiledi. Ekranda aniden beliren Wagneryan bir konçerto ile on dakikalık geri sayım şaşırttı. (Wagneryan konçerto deyince, Çanakkaleli müzisyen - şair Orhan Talat Şalcıoğlu’nu anmalı.) İkinci bölüm daha eski Laibach şarkıları, Iron Sky cover’ları ile geçerken, ulusal günlerde geçit töreni yapan düzenli ordu disipliniyle ilerleyen grup, “Tanz Mit Laibach” ile şaşalı bir kapanış yaptı ve Laibach swastikası görüntüsüyle sahneyi terk etti.
NSK Kadıköy bölge komiserleri olay yerinden bildirdi.
baris@futuristika.org