Of Ulan Of (*)
Tayfun Polat
41. doğum gününde terastan düştü Ömür.Yine amansız bir Haziran günü ölüm haberiyle sarsıldığımız Hakan Orman tanışmamıza vesile olmuştu Ömür Kılıçarslan ile. Hariçten Gazelciler’i ilk demo’larından biliyordum. Hatta “Neye Benzer” isimli şarkılarını (ilk albümde adı “Üç Günlük Dünya” olmuştu) çok çalar ve dinlerdim. Önce bir konser düzenlemek için telefonlaştık. Sonra yüz yüze geldik o konser için. İlk intiba kalıcıdır ya, derdi olan bir adam gibi gelmişti bana. Bir de fazla mütevazı. Onu ilk kez sahnede izlemenin etkisi ise esas kalıcı olandır. Boyu daha da uzuyor, sesi daha da gürleşiyordu.
Sonra başka konserler yaptık. Toplasan 5-6 güzel muhabbet, belki biraz daha fazla telefon konuşması. Kadıköy’de sokakta rastlaşmalar ve rastlayınca durup “n’aber”in ötesine geçmeye çalışan ayaküstü üç-beş kelam etme isteği. Ömür, “çevresindekilere tesir ediyor” kalıbına en uygun insanlardan biriydi karşıma çıkan. Herkese dokunduğunu cenazesinde daha iyi anladım. Dokunduğu her şeye tesir ettiğini de.
Facebook’ta “Ben bugün birşey öğrendim” adında, fazlasıyla faydalı bir grup var. Ömür’ün cenazesinin olduğu gün grupta Elif Kaplangı şunu paylaştı: “Ben bugün ‘Hariçten Gazel Okumak’ deyiminin nerden geldiğini merak ettim / araştırdım ve öğrendim.. Sizinle de paylaşayım: Radyonun icadından evvel, musiki dinlemek ihtiyacı duyanlar, sazlı eğlence yerlerine giderlerdi. Şehrin muhtelif semtlerinde her kaliteden, avam ve kibara mahsus, içkili, içkisiz muhtelif salonlar, gazinolar, balozlar ve meyhaneler vardı. Fakat en çok içkili yerlerde, fasıl aralarında yapılan taksimler sırasında, kafaları dumanlı müşterilerden sesi güzel olanlar ve kendine güvenenler, aşka gelip oturdukları masadan gazel okumaya başlarlardı. Bunlar arasında bazen, sahnedeki sanatkârları bile gölgede bırakan istidatlar çıkar ve alkış toplardı. Lakin ne de olsa bu müdahale, çok defa ahengi bozar, oranın programını karıştırır ve neşe kaçırırdı. Bunu önlemek için saz heyetinin bulunduğu Şanonun arkasındaki duvara, eski harflerle, kocaman yazılmış bir ihtar levhası asılı dururdu: ‘Hariçten Gazel Okumak Memnudur.’ (memnu: yasak)” Açıkçası, ben de o gün aydım Hariçten Gazelciler’in anlamına.
Ömür’ün grubuna isim seçerkenki derinliğinden çok şey anlıyoruz aslında. Yıllarca müzikle yatıp kalkmalarına rağmen en sade ifadeyi bulamadıklarını düşünerek, imkânları da varken kayıt altına almadıkları şarkılarını 7 yılın sonunda albüme dönüştürmeleri, o gür sesiyle doğrudan ifade ettiği sıkıntıları anlatan çoğu kendinin yazdığı sözleri ve esas gitarın kesmediği seslere ulaşabilmek için icat ettiği çağlama, çitar gibi enstrümanlarla, Ömür ve Hariçten Gazelciler; müzik âlemimizde önde gösterilenlerin arasından çığıran istidatlardır. Bir röportajda Türkiye’deki müzik sektörü hakkındaki fikri sorulduğunda “Yıllardır kenarda durmaya alıştığımız ve bunun bizim için en hayırlısı olduğunu düşündüğümüz için bu konular hakkında bu işlerle uğraşmayan insanlardan daha farklı şikâyetlerimiz yok,” diyebilen bir kalenderdi Ömür. Müzik yolunda bir derviş. Ve evet, onunla birkaç muhabbet yeterdi bunu anlamaya. Hiç tanımayanlar içinse müziği…
Camiada herkes için mühimdi Ömür ama dedik ya yukarıda hiç tanımayanlar için, müziğinden bahsedelim biraz da. Daha arabesk rock Çamur grubundan da tanıyan çok kendisini, ama Çamur’da bas gitaristti. Son dönemde bandista tayfasına katılmıştı. Onun esas müziği ve ifadesi ise Hariçten Gazelciler. Gazelcilerin müziği çoğu zaman reagge ile renklenmiş bir blues rock en yalın tanımıyla. Lakin tamamen buralı. Buraya özgü nameler ve hissiyatı müziğe katan ise çaldığı çağlama ve bazı şarkılarda çitar. Açık Radyo’daki “yerli” programıma konuk olduğu gün anlatmıştı bu iki sazın öyküsünü ve bir anlamda müziklerinin farkını: “Çağlamaya misina perdesi olmasına rağmen, gitar tuşeli bir bağlama diyebiliriz. Veya benim kendim için geliştirdiğim kişisel bir bağlama. Bu kadar teferruatlı, uzun uzun açıklayacağımıza ismini koyalım dedik, çağlama dedik. Sonrasında, acaba klasik gitara böyle bir numara yapmak istesek ne yapabiliriz diye düşündük. Oradan da çitar çıktı. O da aslında beş tele indirilmiş, sapı inceltilmiş, perdeleri sökülmüş, misina perdelerle koma seslerin (Anadolu’daki, Halk Müziği’ndeki, sanat müziği değil) alınabileceği, akordu da D, A, D, A, D olan basit bir alet. Elde değişik bir enstrüman olunca, o aletle oynarken, değişik melodiler ortaya çıkıyor, onları takip edince de böyle şarkılar çıkıyor. Özellikleri yadırgatıcı olabilir ama farklı oluyor.”
“İnsanlar destekledikleri, değer verdikleri gruplar varsa, onların albümlerini evlerinde bulundurmaktan da bir mutluluk duyacaklarsa, aldıkları eser baktıklarında onları gülümsetecekse, almalılar,” diyen bir adamın müzikle, dinleyicisiyle, müzisyenle, hayatla ilişkisini anlayabilirsiniz. İki albümleri var, bulunuz, alınız. Gülümseyerek anınız. Artık o muhteşem sahne performanslarını göremeyeceksiniz ama. Yazık.
Cenazede Teoman (Kumbaracıbaşı) “Sistem teker teker alıyor bizi. Daha sıkı sarılmalıyız birbirimize. Yalnız bırakmamalıyız. Kim bilir kafasında ne dertler vardı o terastayken,” dedi. En çok da buna kahroluyorum işte. Yanda Ömür’ü çizen Barıştık Mı’nın ifadesiyle “Ölmezden geliyorum” Ömür’ü. Artık böyle adamları görmezden gelmeyin.
(*) Ömürce’de hüzün. tayfunpolat@hotmail.com