Vauxhall & I : Mitine Yaraşır
Utkan Çınar
Bu yorum yazısını Patrick Bateman’a ithaf etmek isterim.Girizgâhı kişisel yapalım. Morrissey’den bahsederken de kişisel olmak lazımdır sanki. The Boy with a Thorn in his Side, How Soon is Now candır The Smiths’ten. Johnny Marr gayet iyi bir gitarcıdır. Zati The Smiths de gözümde gerçek brit-pop’un kutsal gruplarındandır. Brit-pop ‘90’larda Blair’in Cool Britannia’sı, gazlı olan değil, kanımca ‘80’lerde New Order, The Smiths, Stone Roses, The Cure gibilerinin yaptığı şeydir. Hem sapına kadar İngiliz, hem de gayet iyi pop. Yoksa The Charlatans ya da ne biliyim Ocean Colour Scene’i sevsek de, tarihte başta saydıklarımın adı geçecektir.
Morrissey’i anlatırken bir yandan da Ian Curtis gelir aklıma. İngiliz tarihinin en yetenekli dertli-ruhu. Sanki özellikle 2000’lerin ortasında patlayan Joy Division sevgisini de düşünüce bizim gençlik üzerinde oldukça etkili iki isimdirler sanki. Etkili benzer ve ortak bir kitleye varsa da bence birbirinden çok farklılardır. Ian Curtis’in gerçek bir işçi sınıfı çocuğu, bir şair olduğunu biliriz. Hatta düşününce Elliott Smith’i de hatırlarım. Moz ise ne kadar kraliyetten nefret etse de sanki o royal vaziyet onun doğuştan damarlarında akmaktadır. Morrissey şatosunda olmalıdır, üzgündür, dertlidir, onu pamuklara sarmalıyızdır.
Morrissey, 2006’da Türkiye’ye ilk geldiğinde sahneden “Zeki Müren!” diye bağırmıştı. Aslında bu onun şu an ki konumunu gayet iyi özetliyor. Son yıllarda odan gelen haber başlıkları Türkiye’de Bülent Ersoy-vari veya herhangi bir karın ağrısı popçu klişelerine çok benziyor. Ama bunun yanında maalesef şarkılar o kadar da konuşmuyor artık. LA’de yaşayan Morrissey’in artık diyeceği bir şey yok. O yüzden de yeni albüm arifesinde güncel olmaktansa yakınlarda 20. yıl edisyonu yayınlanan (remaster halde ve bir konser bonus CD’si ile) Vauxhall & I’dan bahsetmek istiyorum. Kanımca (ve başka diyenler var bunu) bu enteresan şahsiyetin en iyi albümüdür.
Morrissey’in sözleri ve melodileri her zaman Avrupai ergen-arabeski olarak gelir bana. “There is a Light That Never Goes Out”a bakarsın; Yalnızım, senle öleyim gibi temalar Türk popunun da klişeleri… Ama tabii Moz bunu çok daha iyi bir müzikal güçle yapıyor ve kelimeleri dolandırmadan da güzel bir edebiyat koyabiliyor ortaya. Evde oturan yalnız melonkolik genç imgesi sosyalistleri bozar. Hayata karşı edilgen bir yakarış ve özellikle ‘80’ler İngiltere’sinin atmosferini de düşünürsek, kapitalizmin işine gelen bir durumdur. Zaten Vauxhall…’dan bir önceki albümdeki “National Front Disco” gibi şarkıları da politik açıdan kafası karışık bir kimseden bahsettiğimizi gösterir. Gene dilin kemiği yok hesabı Thatcher ve Bush gibilere giydirmesi de fena olmamıştır. Zaten sonraları da bunu daha çok et yeme hikâyesi üzerine kurdu, ki bu başka bir tartışmanın konusu olabilir.
2004’te You Are The Quarry ile başlayan geri dönüş, güzel şarkılar kazandırdı bizlere ama müziğin prodüksiyonunda bariz zayıflıklar (Visconti senden emin olamıyorum) ve Moz’un benim tutan reçetem bu tarzıyla şarkılara yaklaşımı, bu 2. bahara tezahürat yapmamı engeller. 1994’te yayınlana 4. solo Morrissey albümü Vauxhall & I ise Morrissey’in başyapıtıdır. En iyi yaptığı şeyleri burada yapar, üstüne çeşitlendirir (“Spring Heeled-Jim” ile “The More You Ignore Me…”yi aynı albümde duymak mesela). U2’nun en iyi anlarını andıran “Now My Heart is Full” ve aynı şekilde çok iyi bir REM şarkısı olabilecek “Hold On To Your Friends” hem sözlerdeki sahici nahiflik hissi ve Morrissey’in The Smiths’den kurtulmanın can havliyle yaptığı bir önceki solosu Your Arsenal’e göre çok daha dik durabilen (albüm kapağında olgun ve memnun bir ifadesi vardır) bir Morrisey imajı ve müziği sunar bize. Şöhretle mücadelesini de birinci ağızdan çok net bir şekilde duyarız. Bu albüm yaratılmış bir Moz imgesi değil, onun tek gerçek hali gibi gelir bana. Tabii Morrissey’in uzun süredir beraber çalıştığı Boz Boorer ve Alan Whyte’ın da şarkılara arpejsel katkıları ve prodüktör Steve Lilywhite’ın albüme göre değil şarkıya göre farklı miksleri albümdeki çeşitli ruh hallerini gayet iyi uyuyor. Moz hep konuşmayı seven biri oldu. Ve müzikal başarıları azaldıkça daha da konuşmayı seven biri oldu. Aklına geleni söyleyen birinin her lafının peşinden koşulmaz ama 2013’teki şu cümle eğlendirmiştir beni: “Maalesef homoseksüel değilim. Teknik olarak humanseksüelim. İnsanlara ilgim var. Tabii… Pek azına.”
Son bir not olarak da remaster’da akustik gitarlar organizmadan biraz ayrılmış gibi olsa da bu durum folkvari bir dokunuş etkisi yaratarak artı puana dönüşmüş. Hiç “gerçek” fanı olmadım Morrissey’in ama bu albüm ıssız ada CD’lerimden biridir. “Speedway”in girişinde her zaman tüy dikenlenmesi yaşarım; “Lifeguard Sleeping, Girl Drowning” de en iyi Morrissey şarkısıdır. Bunları söylemekten çekinmem…
khgv@hotmail.com