Bir Bahar Akşamını Pasladım Size
Müge Ersan
Aylardan hangisiydi, günün akşamdan kaç saat öncesiydi bilemedim şimdi, -tabelasına bakmadığımdandır mutlaka- adını bilmediğim bir sokakta yürüyordum önümden bir top düştü. Yukarıdan değil yani, sanki bayağı yer çekimine isyan edercesine sekerek önümden. Topu görünce eline alıp çevresine bakanlardan değil, onu görmemezlikten gelip değmeden etrafından geçenlerden hiç değil, önümde görünce ayağımla hafifçe yavaşlatıp derin bir nefes alaraktan gözümün ucuyla gördüğüm çocuğa atanlardan olduğumdan, yine öyle yaptım.
Her gün top oynayan insanla, topa denk gelince oynayan insan arasında bir fark var tabii. Ama bu, birinin diğerinden daha fazla bu eylemi sevdiğini göstermez.
Havalar iyice ısındı artık diye düşündüm, topu salladığımda, birden boynumdaki artan ısıyı hissedince. Ayaklarıma vuran güneş de cabası. Bahar sanırım böyle bir şeydi; -paltolarını çok sevdiklerinden midir yoksa sarılma bahanesini soğuğa atmak istediklerinden mi bilinmez- kışı tercih edenler de, aslında en az baharın yolunu gözleyenler kadar memnundur güneşin onlara verdiği enerjiden.
Kısa da olsa bir sabah sporu olarak sayılmalıydı bence biraz önceki eylemim, gerçi sabah kavramı da en az bahar kadar gereğinden fazla romantizm içeren bir değişkendi. Güneşin doğuşundan uzaklaştıkça akşama yaklaşılıyordu genel görüş olarak. Bense doğmuş olan değil, doğacak olan güneşe yakınlaştıkça sabaha yakın olduğumu hissediyordum.
Hem bu yüzden hem de birazdan annelerinin akşam yemeği için evlerine çağırdıkları çocuklar; benim gibileri sokakta görüp de geleceklerinden şüphe duymasınlar, kendilerine güvenlerini sıcak ev ortamında korusunlar diye, onlar içeri girmeden dışarı çıkmıyordum.
Ama her zaman birkaç asi olur tabii mahallede. Onlar mahalledeki diğer çocukların gelecek hayallerini süsleyen idolleridir, ailelerininse hayal kırıklığı. Hiçbir zaman annelerinin onları çağırmasıyla ortadan kaybolmazlar. Hatta annelerinin sesi tüm sokaklarda çınlarken, onlar da adeta o sesin ritmiyle sokaklarda top sektirirler.
İşte o asilerden birinin topuydu benim önümden düşen. Tüm bayanların ortalamasından yüksek değildi futbola olan ilgim, doğruya doğru. Ama bu düşen belli ki biraz da herkesin en az bir kez diğerine pas atarak büyüttüğü hayalleriydi. O zaman gol atmak için değil, sadece hayal akışını durdurmamak için vurulmalıydı o topa. Hem de batmaya yüz tutmuş güneşin verdiği bu enerjiyi kullanmak için daha iyi bir seçeneğimiz yoksa.
İdolün sağında durdu benden gelen pas, onu yakalamadan yüzüme bakmadı. Yeni uyanmış olmanın verdiği mahmurluğu acilen atıp sıcak bir gülümseme yarattım hemen yüzümde, o başını bana doğru kaldırırken. Bunu neden yaptım bilmiyorum. İnsanların yüzüne asık suratla bakmamak gerektiğini düşünüyordum bir şekilde. Bu kodlanmış bir şey miydi, yoksa gerçekten içimden gelerek mi yapıyordum onun da farkında değilim. Ama en azından karşımdakinde iyi bir intiba bırakmış, hatta çoğu zaman onun da bana gülümsemesini sağlamış olmanın verdiği hafifliği yaşıyordum içimde. Çünkü bazı bakışlar insanın içine öyle bir oturur ki, bir daha o ağırlığı üzerinizden atamayacağınızı hissedersiniz.
Gülümsemedi, benim yaptığımın zaten olması gereken olduğunu düşünüyordu kanımca. Sadece başını aşağı doğru eğdi hafifçe, onaylar gibi. Sonra sanki bir anda yok olup gitti. Şöyle bir etrafıma baktım, gördüğüm, pencerelerden bakan diğer çocukların gözleriydi. Hepsi de aynı onaylayıcı baş sallama hareketini yaptılar.
Bahar böyleydi anladım. Kimilerinin romantizmini, kimilerinin nihilizmini, kimilerinin alkolizmini tetiklerdi. Kimilerininse sadece hayal gücünü.
muge.ersan@gmail.com