Mutluluk Çubuğu
Viktor Pilatan
Sevgili Koray Löker’in hatırlatması önayak oldu buna… Todd Solondz’un Happiness’iydi hatırlattığı. Sonra American Beauty geldi aklıma. Happiness’in anaakıma uyarlanmış haliydi sanki. Sonra da Oscar’da başarılı olan son “gerçek” film olduğunu düşündüm onun. Tıpkı Ok Computer’in (Hey aptal! Yavaş ol!) son “büyük” albüm olduğunu düşünmem gibi. Asla sadece bir sanat eseri olmayan işler. Dönemine ve sonrasına ayna tutan “gerçek” işler. Ok Computer 1997, Happiness 1998 ve American Beauty 1999 tarihli. Amerikanya’nın her anlamıyla en liberal ve en dominant olduğu ve bunun ekmeklerini yediği dönemlerin filmleri. Bir şekilde kapitalist düzen ve öğretilmiş mutluluğun çatırdamaya başladığını anlatıyordu bize. Yalancı liberal dünyanın ifşası. Sonrası Columbine ve 11 Eylül’dü zaten. Kıyamet. Kıyameti şimdlik göreceli olarak geciktiren ise internet oldu. Hem umut hem de kralından kafa bulduran. Neyse bunu fazla kurcalamaya gerek yok hepimiz biliyoruz zaten.Bu filmlerle yazıya başlamamın sebebi mutluluk tanımında sıkıntı çektiğimi(zi) düşünüyor olmam. Yani ben kendime sorduğumda hepsi ayrı dosya konusu olabilecek sevinçneşecoşkuhüzünhuzurzevkkeyifmemnuniyettatmin gibi kelimelere bir cevap verebiliyorum ama mutluluğun bastığı bir tuş yok üzerimde. Olmasına da gerek yok sanırım. O tuş yok ama zorlama bir resim çıkarabiliyorum. Öncelikle sanki anlık bir durum değil gibi geliyor. En basitinden “mutlu musun?” sorusuna insan cevap verirken sanki son 5 yılını düşünyor ve öyle cevap veriyor. Zaten hep genel anlamda kullanıyoruz. Mutlu çocukluk, mutlu okul hayatı. Bu kullanımda bile anlam eksikliği olduğunu düşünüyorum. “Mutlu” değil ama “mutsuz” daha kolay anlaşılıyor değil mi?
Mutluluğun genel tasvirindeki sıkıntılar bu kadar değil. İstikrarlı olması durumu yanıltıcı mesela. Melankoli hissetmeden mutluluğu hissetmenin mümkün olduğuna inanmıyorum. İnsanın yaşamının bir dönemini kendi içindeki abyss’e bakıp tecrübe ederek, öğrenerek geçirmesi ve sonrasında “mutluluk nedir?” veya “lazım mıdır?” gibi sorulara cevap vermesi gerekiyor. Bunu yapmadığı zaman sürekli bir arayış hali ve yaş ilerledikçe de bir panik hali geliyor insanların üzerine, ki bu zaten kaçan bir treni işaret ediyor. Artık gerçekten mutlu olamazsın. Sebepsiz ve afedersiniz zavallı bir intikam hissi büyümüştür içinde. Adsız Alkolikler’deki gibi davranmazsın da değil mi? “Merhaba ben bilmemkim ve evet ben durup düşünmedim.”
Aşkla sevgiyi ayırmak gibi. Mutluluk ile neşeyi, huzuru, coşkuyu ayırmak. Mutluluk bir hedef olamaz kanımca. Hedeflemek, çok geyik biliyorum ama, sistem kölesi, tüketim mağduru olmayı peşinden getirir. Yaşadığımız dünyada “Mutluyum, her şey yolunda,” diyebilmek umursamazlık, bencillik, sisteme eyvallah demek ya da hıyarlıktır. Değil ulan her şey yolunda ve hatta daha da kötüye gidiyor! Mutluluk bir obsesyon olmuş durumdadır. Ve kanımca yanlış yoldur. Emekliliğe hazırlanılan bir yaşamda mutluluk mümkün değildir. Bir sanrıdır. O yüzden sevinçneşecoşkuhüzünhuzurzevkkeyifmemnuniyettatmin gibi kelimeleri kullanmalı yerine. Mutluluğu çok daha büyük ve kolektif anlar için saklamalı.
Kendi elimde olmayan şeylerin gerçekleşmesi ve bunun herkes için bir sevinç dalgası yaratması beni mutlu edecektir. Bu da barışın gelmesi, insanların yeni felaketler yaşamak zorunda kalmadan ırkçılığı ve ayrımcılığı beyninin derinliklerinden silmesi; özgür dil, özgür ses, özgür sanatın herkes için mümkün olabilmesi, doğayla barış beni mutlu edecektir.
Herkesin sağlık sigortası olması ya da eğitimle sağlığın bedava olması da sanırım. Bir nevi 1961 Küba’sı… kendihayat@gmail.com