Normal, Normal, Normal, Normal, Normal, Normal
Utkan Çınar
kargamecmua yine büyük bir hizmet ile karşınızda. The Edge, The Departed gibi film ve “30 Rock” gibi dizilerden tanıdığımız aktör Alec Baldwin’in Radiohead ve Atoms For Peace’ten tanıdığımız müzisyen Thom Yorke ile WNYC radyosunda “Here’s The Thing” isimli programında yaptığı söyleşinin satırbaşlarını aşağıda sunuyoruz.Onların büyük hayranları değilsem insanlarla kim oldukları yüzünden takılmıyorum. Mesela Ed Norton’u, o pes edene kadar takip ettim. Çünkü onun hayranıyım. Harika olduğunu düşünüyorum. Denk geldiğinde beraber takılmışlığımız da var. Ve Flea. Ona hep hayrandım ve beraber çalma durumu olmadan önce de…
müzik
Anaakımda hiçbir şey yok. Anaakım bir boşluk bana göre. Bugün bir albüm yayınlamanın en garip yanı, ki mundar demiyorum burada, yayınlanan işlerin traşlanış halleri… Bu büyük bir şelaleye bir çakıltaşı atmak ve onun şelalenin dibine düşmesini izlemek gibi. Doğru, tamam, sıradaki… Müzik garip bir dönemden geçiyor. Her zamanki gibi heyecan verici işler yapılıyor ama soru senin onları duyup duyamayacağın olmuş durumda… Birkaç yıl önce oyunun bittiğini, bizim ekipten birileri gelip de “Nokia telefonlarına içerik için size şu kadar milyon pound öneriyor,” dediklerinde anladım. 2000’lerin başları. “İçerik? Ne?” “Bilirsin içerik.” “Nasıl yani müzik mi demek istiyorsun?” “Eveet. İçerik.”
kuruluş
Gitar çalmaya 7 yaşında başladım. “Brian May olacağım,” dedim. 16’ma geldiğimde ise “Bu konuda bir şeyler yapmalıyım,” diye düşündüm ve okula gidip adam seçmeye başladım… Ed O’Brien’ı seçtim çünkü Morrissey gibi saçları ve cool çorapları vardı. Gitarı olduğunu görmüştüm. Çalıp çalamadığını bilmiyordum ama sallamadım bunu… Colin Greenwood’un iyi çalabileceğini biliyordum ve benim iyi çalabilen bir basçıya ihtiyacım vardı. Ama daha önce bas çalmamıştı… Kardeşi Jonny mitik bir müzik dehasıydı, ben de onu kaptım; Phil Selway de tanıdığımız tek davulcuydu ve yakında prova yapabileceğimiz bir evi vardı.
vokal
En iyi yaptığım iş, şarkı söylemek. Ya da melankoli… Temelde birkaç şan dersi aldım ama bunlar sadece doğru nefes alabilmek içindi. En sevdiğim ses Björk’ün. Ne kadar şanslıyım ki onunla söyleme ve onu söylerken izleme fırsatım oldu. Yoga’yla falan diyorlar ama, Neil Young gibi aynen. Alınlarının üstünde bir yere söylüyorlar. Ve söylediklerini daha önce duyuyorlar. Björk de şarkı söylerken duyduğunu söylüyor. Hiç zorlama yok… Bunu kazanmak zamanımı aldı benim. ‘96’da The Bends zamanlarında REM ile turlarken bile hâlâ çözmeye çalışıyordum bunu. Michael Stipe’ı izliyor onun gibi tınlamak istiyordum ama ses tonum tamamen farklıydı. Gene de onda gördüğüm, nasıl sesin onu yönettiğiydi, tam tersi değil.
sahne
Radiohead’e 16 yaşındayken başladık, şimdi 44’üm. Bu bayağı bir zaman… Onlar (“Sanırım bitti”) dememi bekliyor. Hiçbir şeyi değiştirmez bu… Hissediyorum geldiğini. 3 haftadır hiç işe yarar bir şey yapmamamızla alakalı olabilir. Bu evrelerden geçiyoruz. Beraber büyüdük. Bu garip bir durum. Daha geçen sene bir turne yaptık di mi? Bu sanırım, teoride, en korkutucu olandı. Bir sürü büyük konser oldu ve normalde tüm zamanımı da bundan kaçınmaya ayırırım… Bu büyük konserlere ilk başladığımızda arkadaşım Michael Stipe ile beraberdik. Seninle konuşuyor olurdu, biri omzuna dokunurdu ve sahnede biterlerdi. “Nasıl yapıyorsun lan bunu?” diye düşünürdüm. Bunu denedim ama yapamadım… Sahneye çıkar ve 2 şarkı boyunca paratoner gibi dururdu. Çarpıldığında kopardı. Ama beklerdi. Bir nevi herkesin önünde ısınır ve her şeyi ölçüp biçerdi. Ben bunu yapamam çünkü her şeyden temizlenmem, tamamen boş hissetmem gerekir.
atoms for peace
Birkaç sene evvel The Eraser adında bir solo albüm çıkarmıştım. Bunu Radiohead’e de prodüktörlük yapan Nigel Godrich ile beraber kotarmıştık. Yayınlandı, insanlar beğendiler gibi. Üzerinden birkaç sene geçtikten sonra bir grupla çaldığım zaman nasıl tınlayacaklarını merak ettim şarkıların. Hepsi bilgisayarda programlanmıştı. Benim için de Los Angeles’a gitme bahanesi oldu. Albümü beğendiklerini bildiğim arkadaşlarımı aradım. Chili Peppers’dan Flea, herkesle çalmış, dahi davulcu Joey Waronker. Biraraya geldik ve bu şeye dönüştü. Çok heyecan verici idi. Grubun adını Atoms For Peace yapıp bir albüm yapmaya karar verdik bu heyecanla. Bu benim için çok yeni bir şeydi çünkü 16 yaşımdan beri aynı gruptayım… Tamamen farklı bir süreçti. Neyi hedeflediğini bildiğinde her zaman eğlenceli oluyor, şarkıların ne olduğunu biliyorsan. Onları yazmaya çalışmıyor, daha önceden yazılmış olanlara benzemeye çalışıyorsun. Bu da hemen bir eğlence yaratıyor çünkü farklı bir yaratıcı süreç… Bir şarkı yaratmak için karanlıkta çabalamıyorsun. Bilgisayarda yazılmışları insanla çalmaya çalışıyor, hazır şarkıları ham parçalarına ayırıyorsun. Çok daha rahat ve eğlenceli bir süreç çalışmadığında. Radiohead’de de sürekli bunu yapmaya çalışıyoruz.
nigel godrich
Güvenebileceğin birini bulmak bu… Çok tartışıyoruz tabi ama mikserin başında öyle birine sahip olmak her şeyi çok daha eğlenceli kılıyor. Çünkü fikirleri seçip çıkarmak ve edit işlerini aynı anda yapamazsın. Kendi başıma çok çalışıyorum, fikirler üretiyorum. Sonrasında bunları elemek çok uzun zaman alıyor. Biriyle paylaşmak çok daha eğlenceli… (Elektronik müziğe) ilgime katılıyordu o da. Katılıyordu çünkü ona göre çok farklı bir şekilde yapıyordum bunu. Eline bir çekiç verilmiş ve her şeye vuran bir çocuk gibiydim. O da bundan etkileniyordu ve gelip bilgisayarda yaptığım bu karmaşayı temizliyordu.
çevre
Greenpeace’e Kuzey Kutbu’ndaki delme işine karşı gelmede yardım ediyordum. İşe yarıyor gibi gözüküyor çünkü Shell gibi şirketler çekilmeye başladılar. Sadece bizim sayemizde olduğunu sanmıyorum ama gene de hayatı onlar için epeyce zorlaştırdık. Şimdiki zorluk ise orayı doğal koruma alanına çevirebilmekte. Bu işler altına hücumvari bir petrole hücum ortamı yaratacak orada, buzullar erirken bir de. Zaten bu yüzden “Buzlar da eriyor şimdi delebiliriz,” diye düşünmeye başladılar. Buna takıldım bir süre çünkü ironi çok fazlaydı. Şimdi ne yaparım bilmiyorum. Çok stresli bir iş. Birkaç yıl önce de Britanya’daki İklim Değişikliği Yasası’nı çıkarttık. Hükümet 2050’ye kadar kadar karbon salınımlarını %90 azaltmakla yükümlü. Şimdi birçok ülkede var bu ama biz ilk olduk. Hükümet, Blair bunu yapmak istemediler. Enteresan bir yasal boşluk bulduk ve binlerce insanın mektup göndermesini sağladık. Mektupların sonunda “Parlamento Üyesi’ne. Bunu Blair’e verebilir misiniz?” yazıyordu. Gerçekten de bunu yapmak zorundalarmış. Blair kelimenin tam anlamıyla binlerce mektup almaya başladı ki normalde olan bir şey değil bu. Sonunda çokça tartışmadan ve benim onunla buluşmayı reddetmemden, çünkü Irak Savaşı zamanıydı, sonra geçirdi bu yasayı.
çocuklar
(Çocuklarının yaşları) 12 ve 7. Oğlum harika bir davulcu. Ama buna devam etmek ister mi bilmiyorum. Pek umursamıyor da sanırım bunu, ki bu da iyi. Stüdyomda çalışırken gelip yanımda takılıyor. Arkadaşız. İçinde yanan bir müzisyenlik tutkusu gibi bir şey yok ama çok iyi çalıyor. Zevk için. O yaşta bu iyi bir şey olmalı di mi?
gelecek
Sesime bir şey olursa bitebilir. Fiziksel olarak durmamı gerektirecek durumlar olabilir. Sürekli farklı şeyler duyuyorum. Yarım kalmış şeyler var. Bunu zavallı Nigel’a sormalısınız. O biliyor. İçlerine dalıp üzerlerinde çalışmaya başlamak istediğim dağ boyu materyal var. Bazen de bir ara vermek iyidir. Geçen sene Atoms For Peace işinden hemen sonra ara vermeden Radiohead ile turneye çıktım; çok yorucuydu ama eğleceliydi de. Bir ara gelecektir. Ayrıca bu aranın heyecan verici yanı yapmak istediklerim üzerine düşünmek şansı. Kendini durmaya zorlamak ve zamanı hissetmek… Bir eşik var. Eğer yaratıcı alanda yön değiştirmek istiyorsan durman lazım. Çünkü eğer “sürekli yaratıyorum, harika fikirlerim var,” diyorsan, tüm fikirlerinin harika olduğuna aldanma temel hatasını yaparsın. Kendimi reset’lemezsem yazamam artık… Normal gibiyim. Normalim, normal, normal, normal, normal, normal…
radiohead
Radiohead’in insanlara ifade ettikleri bana uzak biraz. Sadece insanların önünde çalarken bir anlam kazanıyor. Bu işi hayatımda çok uzun zamandır yapıyorum. Bu yüzden farkında olmuyorum. İnsanlar gelip gidiyor; “Teşekkür ederim.”… Minnettar değilim diyemem ama farkında olmuyorum işte. Bazen kafaya bir şey dank ediyor ve “Vay canına!” oluyorsun. İlk kez Saturday Night Live’da çaldığımızda mesela. “Gerçekten mi? İnsanlar salıyor mu?” Bazen emin olamıyorsun. Bilmiyorsun. info@kargamecmua.org