Rashit - Farklı ve Farkında
Tayfun Polat
Yıllar sonra Rasiht’le mecmua için ikinci röportaj. Açık Radyo’daki “yerli” programı yine vesile oldu, bir taşla iki kuş vuruldu. Rashit’ten Tolga Özbey, Oğuz Taktak ve Orkun Tunç ile uzun uzadıya konuştuk. Buraya mühim kısımları aktarabiliyoruz. Gerisi programın blog’unda…Albüm o kadar uzun zaman çıkmadı ki, galiba rekor da sizde, ne oldu da böyle oldu?
Tolga: Esasında bizden de kaynaklanan nedenler var ama biz kaydı bitirdikten sonra Ada Müzik’in kendine göre bir takvimi vardı. Hem dağıtım ağı güçlü, aynı zamanda bağımsız fikirlere yakın bir firma. En azından sizin yapacağınız müziğe karışmayan bir firma. Fakat böyle bir tercih yaparsanız bazen biraz beklemeniz gerekebiliyor. Ama biz sabırlı bir grubuz.
Albümde 12 şarkı var ama bir o kadarını daha kaydettiniz herhalde bu sürede.
Tolga: Var yaa. Erkin Koray’ın “Gaddar”ını kaydetmiştik ilk dönemde. Erkin Abi de beğendi, verdi şarkıyı. Diğer şarkılar çıkmaya başlayınca sound olarak ayrıksı durdu.
Bayağı farklı bir Rashit albümü olmuş zaten. Başka bir şeyin arayışı olduğu hissediliyor. Kafamızdaki Rashit tınısına dair skala, bu albümde bayağı genişlemiş durumda. Belki de albümün çıkışı geciktiği için arayışlarla bambaşka bir albüme evrildi…
Tolga: Biraz o var. Elenen şarkılarla falan sound’da değişiklikler oldu. Bazı şarkılar da üç sene içerisinde çala çala değişime uğradı. Bir yandan The Clash’in Combat Rock’ta yaptığı gibi, kabuğunu kırıp başka bir şeye dönüştürebilir miyiz, içimizden gelen de bu, durumu var. Bir yandan da 17 yaşında yaptığın müziği yapmak istemiyorsun. O zamanki çalabilme kabiliyetiyle şu anki bir değil. Başka şeyler yapabiliyorsun ve bunları kullanmamak da kendine engele dönüşüyor. Ramones gibi çalmak bir tavırdır. Ama her grup da bunu yapmak zorunda, durumunda değildir. Bütün albümlerin sound’unu birbirine benzetmeye çalışmak da insanın kendini engellemesine dönüşüyor bir noktadan sonra.
Orkun: Bu albümde her şey boş bir sayfaydı benim için. Lirikler vardı, attitude vardı. Fakat müzik olarak hiç sınırlandırmadık kendimizi.
Oğuz: Belki ticari olarak iyi bir şey yapmıyoruz. Başarılı bir sound’u sürekli devam ettirmek endüstriyel anlamda daha doğru olan. Her albümde farklı bir şey denemek ve kendimizi zorlamak ticari anlamda anlamsız bir şey.
Sizin de ticari kısımları çok umrunuzdaymış gibi. Öyle bir konuşuyorsun ki…
Oğuz: Aslında tabii ki umrumuzda. Biz de isteriz sadece müzik yaparak para kazanalım.
Albümde çok oturmuş, belki de en iyi Rashit sözlerini bulduğumu söyleyebilirim. Belli ki olgunlaşmışsınız.
Tolga: Maalesef öyle bir gerçek var, büyümek zorunda kalıyorsun. Bu albümde şunu başardık, daha önceden yazdığım şarkı sözleri müzikle beraber tam uyum içerisinde oldu. Bazı yerlerde kelime bile değiştirmeden devam edebildik. Şiiri müziğe dönüştürebilmeyi başardık. Genelde tercih edilmeyecek bir şey, müziğin üzerine söz yazılır. Bu da sözlerin doğallığını bozan bir şey.
Albümde Nazan Öncel ve Göksel ile düetler var. O kadar acayip isimlerle çok rahat bir biçimde çalışabiliyorsunuz ki –ya da dışarıdan öyle algılanıyor- Rashit’ten teklif gelince kabul ediliyor gibi bir durum mu var?
Tolga: Popüler olmayan ama saygın bir grup.
Orkun: Murathan Mungan’ın albümünden sonra bunlar hep böyle arka arkaya geldi.
Tolga: O albüme herkesin eleştirisi herkes şarkıları yorumlamış olmuştu. Ama siz başka bir şeye çevirmişsiniz “Fırtına”yı dediler. Sonrası geldi.
İnternet sayesinde her şey bu kadar değersizleştirilirken hâlâ fiziksel olarak albüm çıkartmanın manası var mı sizin için?
Oğuz: Bu sadece müzik için geçerli değil. Fotoğraf için de geçerli mesela, dünya gerçekten bir jpeg kirliliği içinde. Aynı şey filmler için de, “bilgi” için de geçerli. Bütün bunların tamamını bilgi olarak algılarsak, tam bir bilgi enflasyonu var. Enflasyon denen şeyde, o değerin, birim değerin düştüğünü anlarız. Dolayısıyla müziğin de değeri düştü, fotoğrafın da, görsel sanatların da, bilginin de artık değeri düştü. Tabii evrimleşiyoruz. Umarım başka bir yere doğru gider. Eskiden bir kasete ulaşabilmek için aylarca uğraşıp, mektuplaşıp, o kasete ulaştığımız anda dünyanın en mutlu insanı olurduk ve o kasetteki müziği o kaset ölene kadar dinlerdik.
Tolga: Bir geçiş dönemi. Yeni formatlar çıkıyor ve yeni formatlar insanı değiştiriyor. Bir yandan da her zaman eski formatlara dönüş var. İnsanlar bir yandan da fiziki kopyayla ilişkilerini daha güzelleştiriyorlar.
Albüm eline geçmeden internetten indirip dinlemişsin ama. Böyle de cüretkâr bir hız var.
Tolga: Ama internetten yasal olarak dinleyebileceğin yerler de var artık. İnsanlar bazen bunu tercih edip sanatçının hakkının ödenmesinin yanında olarak da dinleyebiliyorlar. Bazıları korsan ruhunu yaşamak istiyor. Bunu biz de zamanında birbirimize kaset çekerek yapıyorduk. CD çıktığı zaman, endüstri CD-writer’ları verdi yanında. Boş CD’leri verdi. Bu günahı biz hep işledik zaten. Bence bu normal yani.
Orkun: Şöyle de bakmak lazım, bu başından beri bir plastik endüstrisiydi. Plak şirketleri plastiğe değer biçiyordu. Şimdi bu chip teknolojisine dönüştü. Bilgisayar alıp müziğe sahip olma durumu söz konusu. Fazla de ciddiye almamak lazım. İyi müzik yapıp bir şeyleri geride bıraktıktan sonra gerisi problem değil.
Tolga: Demokratik bir ortam. Herkes albüm yapma şansını elde edemiyor. Biz şanlıyız, en azından her zaman bir albüm basabilecek bir firma bulduk. Indipendent bazı plak firmaları olmasa bazı grupların albüm basabilme ihtimalleri çok düşük. Bizimkisi gibi endüstri yerine çarşının olduğu bir ülkede çok normal bu.
Oğuz: Fiziki olarak albüm basmaya ihtiyaç da kalmadı. Senin programda çaldığın müzisyenlerin çoğunun albümü yoktur. Biz bunları duyabiliyoruz. Çok önemli bir avantaj gerçekten. Ama işte ona ne kadar değer veriyoruz, bizim için ne kadar değerli, o biraz tartışılır. Bilgiyi ne kadar hızlı alıp da bir değere oturttuğumuz meselesi aslında tuhaf geliyor bana. Oysaki bilgiye ulaşabilmemiz ne kadar kolay ve ne kadar sevindirici bir şey bu.
Daha bilinçli bir dinleyici kitlesi de var. Ama işin özü de, bu albümler ya da bütün bu üretimler, konser verebilmek için yapılıyor.
Orkun: Bence o bile bitecek yakında. Onu da arayacağız. Yavaş yavaş bir düşüş var. Sponsorlarla alakalı bir düşüş de var. Devlet bazı şeylerin nazarını kesmeye çalışıyor gibi gözüküyor.
Düşecekse, bir düşüş varsa, bu dinleyici kültürünün olmamasıyla da alakalı. Kimse ne albüme para veriyor, ne konsere para veriyor. Bu idrak hâlâ oluşmadığı için sıkıntı var aslında. Bir dinleme kültürü yok. Performansın değeri anlaşılamadığı için bir düşüş var. Ama en azından konser, performans yapılan sahnelerin sayısının artması da iyi bir ivme bence.
Oğuz: Yine de şu bir gerçek, bu eğlence sektörü ve orda fiyaka yapmak durumundasınız. Müzik performansından ziyade şov yapmak zorundasınız insanları çekebilmek için.
Tolga: Bence bu günümüzün en büyük hastalığı, daha iyisini, daha ötesini bekleme. Baudrillard’ın dediği gibi Disneyland’deki gayzerleri görenler gerçek gayzerlerden etkilenmiyor. Gösteri toplumunda yaşadığımız için çıta sürekli yükseliyor. Bir sirke dönüşmeye başladı bir yandan da sahne.
İşi buna dönüştüren gruplar var ama çaldığı bütün şarkılara baştan sona eşlik edecek dinleyici kitleleri olan gruplar da var. Tam bir kaypak zemindeyiz ve geçiş dönemindeyiz ya şu an, her şey var.
Oğuz: Gangnam Style konserinde herkes eşlik ediyordu gerçekten. (gülüşmeler)
Orkun: Grup müziği gittikçe zorlaşıyor. Biz ‘90’lardan beri aktifiz. Bu yüzden bizim için belki yeni gruplara göre daha kolay bazı şeyleri başarmak, büyük festivallerde çalmak, ünlü isimlere ön grup olmak vs. Ama şu anda bir müzik grubunun kurulup kendine bir kariyer edinmesi herhalde 4-5 yıl alacak bir zaman süreci gibi görünüyor.
Elde bir sürü yeni şarkı var. Önümüzdeki dönemde bizi ne bekliyor?
Tolga: Arayı bu kadar soğuk tutmamayı düşünüyoruz. Ülke gerçeği öyle olmayabiliyor ama ülke gerçeğini biraz hızlandıracağız.
tayfunpolat@hotmail.com