Mutlu Dolma
Erinç Tepetaş
Akşam insanların önüne pilavla doldurulmuş kalamar koymak için işten erken kaçıp balık pazarına vardım. Grip için zencefil, pilav için ıspanak, dolmalık fıstık, kalamar terbiyesi için karbonat, salata için rokayla tere, Pelin için enginar derken en sona kalamarlar kaldı. Dışarıda tezgâhta kocamanlar vardı, içeri seyirttiğimde aradığım boy olanı da varmış, hem biraz daha ucuzdu. Ben aklımda kalamarların kafasını koparmaya, içinden çıkacak türlü şeyleri (ki içinden kabuklu böcek çıktığı ve benim de o kalamarı çöpe atmışlığım bile vardır) temizleyip oflaya puflaya derisini soymaya başlamışken, tezgâhtaki adam benim paketi balıkların temizlendiği yere bırakınca yüzümün şeklinin değiştiğini kendim gördüm. Hele adama dolma yapacağımı, ona göre temizlemesini söylediğimde hiç şaşırmadan dediğimi de anlayınca o göğsümde tıkanmış kalan son çekince de gitti.
Tema mutluluk diye rahat olunan, gülüp eğlenilen yer seçtim. Yemek tada, tat kokuya, koku anıya derken anılara gönderme yapan bir yemek idi ilk aklıma gelen. Ama az sonrasına dair umut varsa mutlu olmak kolay, bahar vaktinde umutlu olmak daha kolay. Hem pazarda bi sürü otlar türedi bile. Hafta içi işten çıkıp pazara da gidilmedi, rahat olunan gülüp eğlenilen Emek1*’e katılımcıların da menü onayı alınarak varıldı. Kadıköy’e varmak için yaptığım uzun yolculukta aklım çalıştı da masa nüfusu 4’ten 6’ya çıktı; çok da güzel oldu.
Elde poşetler eve girdim, poşetleri bi bira ile takas edip mutfağa geçtim, geçtik. Emek1 mutfağında kimse asla yalnız başına pişirmedi.
Beşiktaş balık pazarında tezgâhın en özensiz kısmında üzerinde kilo 2.5 lira yazan bütün kalamarları görmem ile, kıllanmayı bırakıp, fikre alışıp, alıp eve getirmem arasında geçen vakit seneyi aşmıştır. Rakı sofrasına kızarmış, Balıkçı Sabahattin’de ızgara olarak ama hep az miktarda masaya gelen kalamarın bu şekilde bulunmasını kabullenmekle geçen bir sene.
Karbonat şeker ve limon ile ovup bir iki saat dinlendirdikten sonra içine soğanlı, çam fıstıklı demlenirken ıspanak eklenmiş pilavı doldurup ağzını kürdan ile tutturup ondan sonra varsa ızgarada yoksa tavada pişene dek kalamarı cız bız pişirdim. Ayaklarını da sarımsaklı zeytinyağında çevirdim. Ispanakların kökünü de yine soğanla ayrıca kavurmuştum, enginarlar güzel haşlandı, ortadaki yeşil salata bol oldu, pilav gani gani arttı; doymamak diye bir konu olmadı. Masa da şenliğe doyunca kalkmanın tek nedeni ertesi gün işe gitmek gerekliliği oldu. Yoksa günü çevirirdik orada.
erinctepetas@gmail.com