Yeldeğirmeni Notları 01
-
Vakt-i zamanında neredeyse üzerine hiç konuşulmamış, hiç satmamış, sadece kısıtlı bir çevrede takdir görmüş, biriciklik mertebesine ulaşmış bazı eserlerin zamanla çok popülerleşmesi ve çok satması. Ardından da şu minvalde sağda solda yazılar döşenmesi: Efendim olur muymuş hiç? Moda olmuş, herkes alıyormuş, acaba yeteri kadar kıymeti biliniyor muymuş? Sana ne arkadaşım? Sanat-polisi misin? Kaldı ki memleketde bir dönem “kaybetmek” modaydı bugünlerde de “tutunamamak” moda olabilir di mi ama?
-
Büyük çoğunluk tarafından “cool” olduğu varsayılan bir takım davranış kalıplarının memleket insanları arasında yaygınlaşması sonucu karşı tarafa geçip bunu yüksek sesle seslendirmektan gizli bir zevk almak. Şu “anti-sosyalım” meselesi mesala.
-
Babylon, Babylon, Babylon. Nereye kadar kaçılabilir bilemiyorum. Bu ünlü mekanla ilgili anlatılanlar arş-ı alaya yükselmiş durumda. Dünyanın neresinde diye başlayıp memleketten örnek vererek devam eden o sıkıcı ama hep de doğru olan örneklerden tonlarca sıralayabilirim şimdi ama gerek yok. Kanat Atkaya Hürriyet’te Ayhan Abayhan Rolling Stone’da mükemmel iki yazıyla durumu teşhis ettiler. Bu arada dünyanın neresinde bir rock konserinde “susun” diye bağıranlar oluyordur acaba?
-
Şu f. kelimesi var ya hani İngilizlerin kullandığı değil Türklerin kullandığı. Geçenlerde maç seyrederken birinin yüzüne söyledim. Adam üzerime yürüdü. Kelime nedense ideolojik bağlamı dışında genel anlamı hiç bilinmiyormuş gibi davranılıyor. Kendinden olmayanı yok sayma durumunun üzerinde anlaşılan bir sözcük karşılığı var değil mi?
-
İki ilişki yaşayıp, beş kitap okuyup, sekiz film seyredince herkes birdenbire hayat uzmanı kesiliyor. Bir tanıdıkla iki önceki David Lynch filmi üzerine konuma yanlışlığı yapmıştım. İş az sonra “aş bunları” noktasına gelince de pes etmiştim. O günden sonra asla ama asla üçüncü sayfa haberlerine barbarlık olarak bakmadım. Artık “herkesin bir tahammül sınırı var” diye düşünüyorum.
-
Ağır adamlık. Ortaköy yerinde duruyor ama en son cin-tonik sanırım 31 Aralık 1989 akşamı içilmişti. Hepimiz ağır adamız ve kadınız sonuçta. Üstelik çoğumuz da Kadıköy’de yaşıyor. Yalnız bu barların kısa kenarlarında oturan arkadaşların bazıları hayatlarında hiç akşam haberlerini izlememiş gibi davranıyorlar ( belki de aksine sürekli izledikleri içindir bilemiyorum). Selami Abi ve bakaloryasını Lacancı Psikanaliz üzerine veren Karga müdavimi art-terapist Burcu Hanım’dan yardım mı istesek acaba?
-
Forwardlama kurban olayım. Gerçekten. Sekiz cümlenin beşinde tashih var. Üç yerde de/da ayrılmamış. Ben ne yapayım şimdi? Ayrıca o yazılanlar muhtemel gerçek bile değil. Ayrıca ben bir konuda harekete geçeceksem senin o kargacık burgacık yazınla mı geçicem? Hayır o yazıyı bana yollayan benim de başkalarına yollamamı bekleyen samimi olarak nasıl bir sonuç almayı umuyor acaba? Bu arada En büyük favorim valla billa doğru diye ağlayarak yazıya başlayanlar.
-
Duyurular. Her yerden mütamadiyen yağmakta. Her türlüsü. Konserler, partiler. Her tanıdığın mutlaka bir şeysi var o akşam. Kimse hasta annene bakacak zamanın var mı? evin daha taksitini ödemedin cebinde paran var mı? diye sormuyor. Aslında herkes her şeyin farkında ama bu zorlukların sadece kendi başında olduğunu düşünüyor muhtemelen.
-
Ünlü Türk büyüklerinden Perihan Mağden bir yazısında, kendisine gelen facebook üyelik taleplerini nasıl başarıyla savuşturduğundan bahsediyor gururla. Peh peh. Vallahi bravo. En sıradan vatandaşa bile konuyla ilgili günde seksen tane mail geldiği düşünülürse… Kendilerinin bu seçkinci tavrını biliyoruz gerçi ama bir nevi kendi kendinle dalga geçme platformuyla dalga geçme fırsatına gönül indirmiş olmasını eksi puan olarak hanesine ekliyoruz. Bu arada arkadaş listesinde 200 kişiden az olanlara küçümsenerek bakılıyormuş onu söyleyeyim. Suyunun suyunu ekleme faslı sona erince rüzgar bir süre sonra tersine döner(çoktan döndü bile) onu da söyleyeyim.
-
Şu Dj’lik mevzusu. Kulakları çınlasın bizim Cemali’nin Ali’si “Abi akşamdan Japan underground müziklerine online ol. Sabah uyandığında en cool dj sensin” demişti. Çok fazla kafa yormamak çok fazla da kasılmamak lazım.
-
Kafka’nın memleketinden daha yeni dönmüşken domestik paranoyalar hiç çekilmiyor. Çok sevdiğim bir arkadaşım tarafından, önünde beyaz bir yıldız arkasında Fellini yazan kırmızı bir tişörtün sözde milliyetçi havası yüzünden fena halde paylandım. İfrat tefrit diye bir şey var sonuç olarak. Bilmeyenler babalarına sorabilirler.
12. Gece dışarı çıkıldığında, orası Kadıköy değilse ve ortada bir konser varsa. Gelenlerin yarısı arkadaşın. Kalan yarısının ilk yarısı selamlaştığın tanıdıklar diğer yarısı titr olarak ya da ilişkiler üzerinden filancanın manitasıydı gibi uzaktan tanıdığın insanlar. Tanrım ne kadar sıkıcı bir durum. Her seferinde türlü nedenlerle, aslında kolayca tahmin edilebilecek nedenlerle, itinayla kaçınılan veya özellikle tesadüf edilmeye çalışılan insanlar. Ne yorucu ve ne gereksiz bir çaba. Ben öncelikle kendimden sıkıldım. Ayrıca herkes hep aynı şeyi mi yapmak zorunda?