İyi de nasıl?*


Ayşegül Çetin

Eski postanenin önünde korsan kitap yığınları belirdiğinde “Korsana hayır” demek kolaydı. Çünkü biraz daha fazla para ödeyerek o kitapların orijinal baskılarına sahip olmak mümkündü. Gelgelelim bundan on küsur yıl önce, yani müzik arşivlerimizin CD’den ziyade kasetten oluştuğu ve o kasetlerin çoğunun da doldurma olduğu zamanlarda korsan CD tezgahlarının cazibesine kapılmamak kolay değildi. Bu ülkede bulunamayan albümlerin CD’ye basılmış ucuz kopyaları karşısında sanırım hepimiz yelkenleri suya indirdik. Ses kaliteleri kötüydü, albüm kapakları yarım yamalaktı ama bugün ancak ikinci ellerine yurt dışındaki satıcılardan ulaşılabilen bazı albümlerle o tezgahlar sayesinde tanıştığıma pişmanım desem yalan olur. Kendimizi hırsız gibi hissetmiyorduk; bize o albümlerin orijinallerini satın alma şansı tanımayan müzik endüstrisi, memleket ekonomisi utansındı.

İnternetle birlikte dosya paylaşım siteleri hayatımıza girdiğinde dünyanın müziğine hiçbir bedel ödemeden sahip olma imkânı doğdu. Belki de söz konusu mp3 denen, elle tutulup cebe atılamayan ses dosyaları olduğu için hırsızlık hissi o kadar da belirgin değildi. Hem ne de olsa birisi o albüme para verip almıştı ve kendi rızasıyla paylaşıyordu. Bedava mp3 paylaşımı sayesinde sevdikleri müziği 128-320 kbps arası bir değerde dinlemekten gocunmayan, albümü ellerine alıp kitapçığını kurcalamak gibi dertleri olmayan ve işin ahlaki boyutunu ırgalamayan müzikseverler için CD satın alma devri kapanmış oldu. Hâlâ “gelişmekte olan” bir ekonomiye tabi müzikseverler olarak bizim için sorun, “160 GB’lık iPod’umu yasal yollardan doldurmaya kalksam 32.256 dolar ödemem gerekecek, korsan indirmeyip de ne yapayım?” değildi. Biz zaten istediği albümlerin çoğunu bulamayan, dünyada piyasaya çıkışından aylar sonra bu ülkede yayınlanan az sayıdaki albümü de gelişmiş ekonomilerdeki vatandaşların aksine üç otobüs bileti parasına satın alamayan insanlarız. Vicdanımız pek de sızlamadan Napster, Soulseek gibi deryalara yelken açtıysak suçu yine müzik endüstrisine ve memleket ekonomisine pay etmeyi başarmışız demektir. Öte yandan, büyük plak şirketlerinden albüm veya mp3 satın almayı reddeden ve bedava mp3’ten bir hayat felsefesi çıkarmayı başaran müzikseverlerin öne sürdüğü gerekçe de bizim için pek geçerli değil: Albüme ödenen paranın çok az bir miktarını müzisyene aktaran, eserin sahibine değil pazarlamacısına / dağıtımcısına kazandıran canavarlaşmış bir endüstriyi protesto ediyorsan, plak şirketinden esirgediğin parayı doğrudan sanatçıyı destekleyerek -konserlerine giderek veya tişört, mug benzeri promosyon ürünleri satın alarak- değerlendirmen gerekir.
Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde yaşayan, işin ahlaki boyutunu ırgalayan ve dijital formatla yetinemeyen müzikseverler için ses dosyası paylaşımının bedava müzik indirmekten çok daha önemli işlevleri var. Merak ettiğimiz bir albümü ülkemizi “rest of the world – dünyanın geriye kalanı” kategorisinde sayan yurtdışı mağazalardan albüm fiyatının yarısı kadar posta masrafını ödemeyi kabul ederek satın almadan önce dinlemeye yarıyorlar (kanımca 32 dakikalık bir parçanın neye benzediğini 20 saniyelik ve 20 kbps’lık bir sample dinleyerek anlamak mümkün değil). Hiç tanımadığımız ve müzik dükkânlarında, radyo ya da televizyon kanallarında duyulma olasılığı olmayan müzisyenlerden haberdar olmayı sağlıyorlar. Bu ülkeye gönderi yapmayan plak şirketlerinin bastığı ve dağıtıcı firmalarda ya da artık hiçbir yerde bulunmayan albümlere ulaşma imkânı tanıyorlar. Gönül ister ki söz konusu albümleri bahsi geçen dağıtımcılardan değil doğrudan sanatçılardan alalım ve kendi eserleri için biçtikleri bedel neyse onu da doğrudan kendilerine ödeyelim. Ne yazık ki bu konudaki kısıtlı deneyimlerimi “Sizin oralara göndermiyoruz”, “Kardeş bizim online store çalışmıyor kusura bakma”, “İstediğin ürün yoktu onun yerine bunu yolladık, beğenmezsen geri yolla” şeklinde örnekleyebilirim. Çağın gidişatına ayak uyduran ve son albümünün dağıtımını kendi internet sitesi üzerinden yapan Radiohead’e şapka çıkardık ama, “In Rainbows”un mp3 seçeneğini fiyat kutucuğuna £0 yazıp indiren uyanık arkadaşlar bir yana, discbox almaya kalkışan ve gümrükte takılıp Hollanda’ya dönen siparişini 8+ hafta bekledikten sonra vazgeçenlerimiz de haklı olarak küfrettik. Benzeri şekilde, 5 dolar karşılığında Ghosts’u FLAC formatında helal eden Nine Inch Nails’den gelen download linkine tıklayıp tahmini indirme süresinin 27 saat olduğunu gören bir müzikseverin torrent sitelerine tövbe etmesini sağlayacak yasal ve cazip bir çözüm hâlâ yok. Görünen o ki sevdiğimiz müziği tertemiz bir vicdanla dinleyebileceğimiz günleri daha epey beklememiz gerekecek. O zamana kadar da rahmetli OINK’in anısı, lezzetli WAFFLES davetiyeleri veya Soulseek kuşunun mavi kanatları müzikseverleri cezbetmeye devam edecek.

*How to be good?/ İyi de nasıl? – Nick Hornby, Sel Yayıncılık, Ekim 2005

aysegulct@yahoo.com