Gen”etik” Kopyalama
Kerem Erol
“İngiliz bilim adamları, genetik özellikleri silinmiş boş inek yumurtalarına insan DNA’sı ekleyerek ürettikleri embriyonlar sayesinde parkinson, diyabet gibi hastalıklara karşı güçlü kök hücre modelleri üretildiğini bildirdi.”
Haberin kendi korkunçluğu bir yana, asıl düşünülmesi gereken “Newcastle Üniversitesi” yetkililerinin bu deneyi hangi akla hizmet basına açıkladıkları galiba. İlk genetik kahramanımız Dolly’den bu yana, arada sırada kürtajda alınan fetüsün kök hücre deneylerinde kullanılması haberleri basında yer alsa da, bu tür Doktor Moreau’nun Adası tadında bir olay duyulmamıştı bunca sene. Etik “genetik”in içinde ya, hiç denemediler sanki insan kopyalamayı, kedi köpek hibridini, sekiz memeli ineği.
Dolly öleli tam beş yıl oldu ( 5 Temmuz 1996 – 14 Şubat 2003). Ortalama ömrü 12-15 yıl olan bir türe mensuptu ama kopyalanmış hücreleri ancak 7 yıl dayanabildi ve hayatında hiç çayır görmemiş, kaval sesi duymamış Dollyciğin 7 yaşında akciğer kanseri nedeniyle ötenazisi gerçekleştirildi. Nisan 2008’de meşhur İngiliz bilim dergisi “Reader’s Vomit” son derece ilginç bir makale yayınladı. İngiltere hukuku uyarınca, öldükten sonraki 5 yıl boyunca saklı tutulan Dolly’nin psikanaliz seanslarının bant kayıtları halka açıklanıyordu.
Evet, Dolly 3 yaşından 6 yaşına kadar psikoterapi görmüştü ve ömrünün son günlerine kadar ağır anti-depresan ilaçları kullanmıştı. Kanser tanısı konulduktan sonraki bir yılda ise Dolly, ölümü bekleyen başka hastalarla birlikte bir terapi grubuna devam etmişti.
Gruptaki hastalardan hala hayatını sürdürenler olduğu için bu kayıtlar henüz gizliliğini koruyor. Vomit’te yayınlanan makaleden bazı kısa parçaları sizler için çevirdik;
Gruptaki hastalardan hala hayatını sürdürenler olduğu için bu kayıtlar henüz gizliliğini koruyor. Vomit’te yayınlanan makaleden bazı kısa parçaları sizler için çevirdik;14 Haziran 1999 – İlk Randevu (P – Psikiyatrist, D – Dolly)
P- Kendini hazır hissettiğinde başlayabiliriz.
D- Bu yatağa mı uzanmam gerekiyor?
P- Nasıl rahat hissediyorsan öyle durabilirsin. Uzan, otur, odada gezin, tamamen özgürsün.
D- Tamamen mi doktor? İstersem buradan çıkıp gidebilir miyim yani?
P- Tabii… Ama bu görüşmeyi senin istediğini sanıyordum.
D- Ben onu kastetmemiştim. Bu laboratuardan, bu binadan, bu tel örgülerden çıkıp gidebilir miyim?
P- Sanırım bunun kararı bana ait değil Dolly. Asıl öğrenmek istediğinin benim de buradaki diğer bilim adamlarıyla aynı hedefi paylaşıp paylaşmadığımsa eğer bunu doğrudan sorabilirsin. Seninle ilgilenen insanlar bana kısaca yaşadığın sıkıntılardan bahsettiler ve seni gördüğün muamelenin yararına olduğu, başına gelenleri normal karşılaman gerektiği gibi cümlelere inandırmamı üstü kapalı şekilde rica ettiler. Ama ben buraya seni ikna etmeye değil dinlemeye geldim. Olaylara farklı bir gözle bakmanı sağlayabilirim belki ama varacağın sonuç tamamen sana kalmış.
D- Halıya oturuyorum o zaman. Bu arada sanırım parkenin şurasına siz pislemiş olamazsınız değil mi?
16 Şubat 2000 – Güdü
D- Çocukların var mı doktor?
P- Evet, iki kız.
D- Benim de altı çocuğum var. Hiçbirini görmedim. Babalarını da görmedim. Suni döllendim, narkoz altında sezaryenle doğurdum. Uyandığımda odada tek başınaydım. Üç kere geldi bu başıma, birincide bir, ikincide iki, üçüncüde üç çocuğumu aldılar benden. Sayılarını sadece hamileyken kalp atışlarını hissettiğim için biliyorum. Hiç kimse bir şey söylemedi yoksa.
P- Ben kendi çocuklarımı hiç görememiş olsam ne hissederdim inan bilemiyorum. Acını hafifletmez gerçi ama çok iyi koşullarda bakıldıklarına eminim. İstersen senin için soruşturabilirim.
D- Gerek yok doktor. İyi bakıldıklarını biliyorum. Her ihtiyaçları karşılanıyor olabilir. Ama bu durum benim ihtiyaçlarımı karşılamıyor. Kopya genlerimden annelik güdüsünü çıkarmak kimsenin aklına gelmemiş maalesef. Kendi bebeklerime iyi veya kötü kendim bakmak isterdim. Doğumdan sonra memelerim kist yapmasın diye her gün sütümü makineyle sağmalarındansa kuzularımı emzirmek. İlk adımlarını atarken burnumla arkalarından iteklemek. Anlıyorsun değil mi?
P- İsteklerin son derece sağlıklı, birçok şeyi de kendi içinde çözebilecek akli yeterliliğe sahipsin. Senin bir psikiyatriste gerçekten ihtiyacın var mı?
D- Sanırım yok, ama haftada bir farklı birini görmek iyi oluyor, tabii bir de anlatmak…
16 Şubat 2001 – Öfke
D- Lanet olası bacaklar. Gördün mü doktor, kopyası asla orijinali gibi olmuyor. Daha 4 yaşındayım ve nineler gibi eklem romatizması çekiyorum.
P- Nineler gibi de dırdır ediyorsun zaten.
D- Bende bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum doktor. Bu vücudun bana ihanet edeceğini, acı ve ızdırap vereceğini biliyorum. Kahrolası deneyleri başarıya ulaştığında neden öldürmediler ki beni. Seyredip neyi göreceklerdi ki, dev bir koyun olduğumu mu, beşinci bir bacağım çıktığını mı?
P- İlk yaşayan klon olduğunu biliyorsun değil mi? Yaşayanın altını çiziyorum.
D- Evet, tüm dünya tanıyor beni, ne olmuş?
P- Dudaklarımı oku, ya-şa-yan. Kaçıncı klon deneyi olduğunu biliyor musun peki?
D- …?
P- Benim basından bildiğim kadarıyla iki yüz küsürüncü. Senden önceki bütün klonlar gelişimlerinin bir evresinde maalesef hayatlarını yitirdiler. Bütün organları oluşabilmiş, prematüre dönemini aşmış ilk başarılı klon deneyisin sen. Oluşacak her türlü endikasyonu gözlemlemek istemeleri normal değil mi? Gerçekçi tarafın söylediklerimin doğru olduğunu zaten bilmiyor mu?
D- Söyle bana doktor, aynı cümle içinde başarılı, normal ve doğru sözcüklerini kullandın. Bana bakınca hiç mi başarısız, anormal veya yanlış bir şey görmüyorsun? Ben aynada sadece bunları görüyorum…
20 Aralık 2001 – Rüya
D- … o kadar güzeldi ki… ucu bucağı yok, belki yüz kişilik belki daha kalabalık bir grubuz. Çimenleri dişleyenler, geviş getirenler, kafalarını birbirine vuran erkekler… Aralarında geziniyorum ama adım attığımı hissetmiyorum. Çimen lezzetli görünüyor, bir ısırık için eğiliyorum… ulaşamıyorum. Boynumu uzatıp boşluğu dişledikçe sanki uzaklaşıyorum yerden. Göğe doğru yükseldiğimi anlıyorum. Neden sonra fark ediyorum, ne ayaklarımı görebiliyorum, ne kuyruğumu, ne de burnumun ucunu. Kimse de beni görmüyor zaten. Panikle fiziksel varlığımı hissetmeye çalışıyorum, tüylerimin arasından geçen havayı, nefesimi, kendi tükürüğümü, hiçbiri yok. Sonra bir anda bum… her yer kararıyor. İşte orada uyandım. Nedir bu sence?
P- Bence ne olduğundan çok sence ne olduğu önemli. Tanrıya inanıyor musun Dolly?
D- Kesinlikle, günde üç kere gelip ilaçlarımı veriyor, kan ve doku örneğimi alıp başımı okşuyor.
P- Hadi ama, neyi kastettiğimi biliyorsun. Sence bütün bu evrenin, hayatın, yazgılarımızın kararını veren, her taşın altından çıkan biri var mı?
D- Adına ister Tanrı de doktor, ister doğa ana, sorumlu bir şahıs var mı ona henüz karar veremedim ama bir kurgu var bence. Hiçbir şey rasgele değil, herkesin bu kurguda bir yeri, bir görevi var.
P- Seninkini bulabildin mi peki?
D- …
P- Dolly, bu kurgudaki yerin ne sence?
D- Herkesin derken yanıldım sanırım. Ben beton duvarlar arasında tanrıcılık oynayan bir grup bilim adamının yarattığı minör evrenin bir parçasıyım, sizinkinin değil. Beni onlar yarattılar. Sence bu rüya bana bunu mu anlatıyor?
P- Rüyalar bize bilmediğimiz şeyleri anlatmazlar Dolly. Sadece düşüncelerimizin, bilinçaltımızın bir yansımasıdırlar. Şimdi başka bir noktaya dikkatini çekmek istiyorum. Senin minör evreninin hakimleri aynı zamanda benim evrenimin de birer parçası değiller mi? Eğer sen bu evrene ait değilsen, onlar da seni yaratarak inandığını söylediğin kurguyu kırmış olmazlar mı? Belki de onların büyük plandaki görevi senin varolmanı sağlamaktı…
D- Zekice doktor… çok zekice… Düşüneceğim…
27 Aralık 2001 – İnsan
D- Az kalsın beni kandıracaktın doktor…
P- Efendim?
D- Şu rüya konusu… Beni yaratmaları da bu kurgunun bir parçası olamaz mı demiştin geçen hafta. Cevabı televizyon seyrederken buldum. ER’de 80 yaşında bir adamın durmuş kalbini defibrilatörle tekrar çalıştırıyorlardı. Siz insanlar kendinizi hiçbir zaman bu kurgunun bir parçası olarak görmediniz ki. Hep onu kontrol eden olmak istediniz. O kadar çok örnek var ki insanın kurguya karşı duruşunu gösteren. Ses hızını aşmanız, atom bombasını patlatmanız… Bu arada… kendi yerimi de buldum evreninizde. Örneklerden biri…
keremerol@hotmail.com