KOPYA SAVAŞLARI


Sarp Keskiner
Eski Zamanlar
Altın renkli Bisan Gold bisikletime atladım; vitesi üçe aldım ve beş dakikada Bostanlı’daki dükkâna varıp üç 90’lık krom boş kaset kaptım. Ardından, tezgahtan tanesi 40.000 liraya Mardin işi beş midye dolmayı dilimde sabırsızca sektirip Girne – Çamlık – Kilise Sokağı hattı üzerinden acele ile Karşıyaka çarşısının dip köşesine pedalladım. Bir buçuk saatim kaldı; önce “tantan”lara yakın (tren yolu) pasajda yer alan o dükkânın vitrinine bakacağım, sonra beğendiğim bir kaset varsa onu alıp Stüdyo Coşkun’a uçacağım. Uçmam lazım ancak; zaman dar.
 
Vardım:) Coşkun Ağabey’in dükkânına dikkat ve rikkat ile adım attım. Oh; bu kez yalnız.
 
Dinledin mi?”, “evet”…”. “Nasıl buldun?”. Cumartesi gecesi bizimkiler yemeğe davetli olduğundan, Doors denen o grubun “Live” albümünü bizim yatık ITT Schaub Lorenz’e tıkıp ardarda birkaç kez dinledim ama bir tuhaftı müzik, sanki gazyağı yutmaya benziyor gibiydi; benim deneyimime teşbih ararsak şimdilerde… “Güzel… Güzeldi”. “Yalan söylüyorsun”.
 
Beşinci parçanın adı neydi?”. Böyle başlardı sınavlar işte…. “Free’yi çok beğendim ama abi…”. “Kime benziyor?”; “Bad Company’e, değil mi?”. “Aferin; peki ortak nokta?”. “Solist; Paul Rodgers”…. “Basçıları kimi Free’nin?”, “Andy Fraser”. Cevabımı takip eden kısa bir suskunluk ve ardından, sınavı bugünlük geçmiş olmanın o dayanılmaz mutluluğu. “Bugün sana Birth Control çekeceğim. Alman bunlar. Gidip dinleyeceksin ve bir daha gelişinde fikrin ne, söyleceksin”. “Tamam”. (1988)
 
Plaktan kasete kopya almak, korsanlık mıydı o yıllar?
Sonraki yıllar, o çoğu kopya kasetin plağını bana satın aldıran kasetlere istinaden soruyorum bu sorumu.
Ve her ne idiyise bu faaliyetin adı:
İstanbulluların Zihni’si, Fahri’si
İzmirlilerin Ümit’i ve Yücel’i
Veya Ankaralıların Süleyman’ı,
Bugün bizim jenerasyonun kahramanlarıdır.
 
Orta Zamanlar
Kaça bu?”. “7000 lira…”. Kafası benimle konuşurken başka yöne bakan adamları sevmem. “Atlamıyor umarım”. “Yok; daha dün gece bizzat çektim kasede”. “İyi de, geçen hafta aldığım Ziggy Marley bozuk çıktı bak!”. “Getir, değiştirelim!”. Yalancı; beraber mi dinleyeceğiz kasedi de neresi atlamış onu bulacağız? “Bu Clash kaça?”. “O 10.000 lira”. Ya, allah aşkına desimal sistemde virgül yerine nokta kullanmakta ısrar eden kaç ülke var şu alemde?
 
Vazgeçtim; almıyorum işte hiçbirini. Üçyüz metre ötedeki cep dükkânında Beatles’ın Revolver kasedini görüyorum rafta. Eve kadar sabrediyorum; her iki yüzün sonundaki parçalar yarım kalmış…
Legal etiket ile kaset basıp da kağıdın içine yazacak bir şey bulamayan bir Kent zihniyeti olabilir mi, başka bir ülkede?
(1993)
 
Master bantlardan seçtiklerini kafana göre kasede kopyalayıp çoğaltmak ve sattığın malı ucunu, sonunu dinlemeden piyasaya sürmek de bir tür korsanlık mıydı acaba?
 
Yeni Zamanlar
Abi, bunu bana çek!”. “Var mı boş CD yanında?”, “yok”. “Stik var mı; atayım hemen?”. Atıyor ve eve gelip dinliyorum ki, çok sevdiğim parçanın en nefret ettiğim solosu her nasılsa ortada yok! SMS atıyorum ve cevap geliyor: “Üstad o solo çirkindi be; kestim attım ben onu…”
 
Zurna gibi gitar çalan o Henry Vestine’dan hakikatle ve tüm kalbimle nefret etmişimdir ama duraklıyorum…
 
Son parçaya geldim ve epeydir dinlemeyi özlediğim bir parça: Orta yerde, orijinalinde hiç var olmayan bir tef var. Önce, az bulunur bir alternatif miks diye heyecanlanarak dinliyorum bu versiyonu ama tef, parça aktıkça taca çıkıyor bir süre sonra. Yine bir SMS: “Abi, tef yakışır diye düşünmüştüm. Hay allah; yanlış versiyonu kaydetmişim sana”.
 
Bu adam, tefi bırak; apartmanın zilini bile adabınca çalamaz oysa ki…
(2005)
 
Teknolojiyi sıradan kullanıcının bile kolayca müdahale edebileceği seviye ulaştırmak, korsanlık mıdır acaba?
 
Son Zamanlar
Nerede, oğlum saatlerdir arıyorsun da bulamadın şu parçayı!”
Ya buralarda be abi; ne yapayım, yirmi bin mp3 var bende ve bir türlü oturup arşivleyecek zaman yok. Ne nerede, hatırlayamıyorum artık. Ulan iPod’da mı acaba…? Ha! bizim kuzen flaş memoriye atmış olabilir, geçen hafta arabada dinlemiştik o albümü…”
(2008)
 
Bir tutku için savaşmaktan vazgeçmek,
Aradığını bulmak için özlemle savaş verme çabasını artık anlamsız buluyor olmak.
 
Gittikçe, savaş vermeyi her unutuş ve bundan vaz geçme bir alışkanlık hali alıyor. Eş zamanlı olarak sahiplenme, koruma, güvenme, emek harcama ve paylaşmaya dair doğal güdülerimizde birşeyler mi eksiliyor ne?
 
 
www.myspace.com/leomalandro