4,5


C. Övünç Üster
Çok çaresizim. Doğarken başıma gelmiş tümüyle istem-dışı bir gelişmenin sonucuyum. Bunu uzunca bir süre kimseyle paylaşamadım çünkü hem fark ettiğimde “ayıp” ne demek öğrenmiştim hem de çevremdeki herkes, içinde bulunduğum durumdan hoşnut görünüyordu; Ahmet dahil.
 
Zaten Ahmet hiçbir zaman ikizim gibi değildi. Sanki o bizim ailenin çocuğuydu ve ben onun ikiziydim ya da küçük kardeşi. Annem bizi aynı giydirdiğinde bile ya şapkasını ya fularını azıcık yana döndürürdü, kimin orijinal olduğunu belli etmek istermiş gibi. İnsanlar da –neden bilmem- hep önce onun başını okşarlar ya da onunla konuşurlardı; hangimizin Ahmet hangimizin Mehmet olduğunu bana sorsalar ben söyleyemezmişim gibi!
 
Hayır ikizimi kıskanmıyorum ama kızgınım ona. Bakın zaten bu durum – bu ikizlik hali- öyle pek de harikulade bir şey değil. Ruhsal açıdan çok yıpratıcı olabiliyor. Yani dışardan izlemesi epey keyif vericidir, tahmin edebiliyorum ama bazı şeyler vardır başına gelmeden anlayamazsın…
 
Hayır hiç aynaya bakıyormuşum gibi hissetmedim Ahmet’in yüzüne bakarken çünkü alakamız yok aslında. Sanırım büyüdükçe bunun farkında daha çok varmaya başladım. Ama nerdeyse tüm çocukluğum Ahmet’in önden gitmesiyle geçti. Çocukluk arkadaşlarımın belki yüzde sekseni onun arkadaşlarıydı. Bir tek Dilek bizi hiç karıştırmadı ve Ahmet’e rağmen ayırt edebildi beni; sonunda da evlendik zaten gördüğünüz gibi…
 
Sadece dört buçuk dakika. Annemin karnında dört buçuk dakika daha keyif çattığım için ikinci oldum. Biyolojik olarak tümüyle aynı olduğum bir kardeşim var ama alfabede A’nın M’den olduğu kadar önümde oldu hep. Sanki önce ona Ahmet dedikten sonra bana Mehmet’i bulmuşlar. Aslında bir ikizim yok benim, benden dört buçuk dakika büyük bir abim var.
 
 
 
Liderlik kanımda var galiba, annemin karnından önce ben çıkmışım. Ama bir kardeşim var, ikizim, Mehmet. Annem bayılırdı bizi aynı giydirmeye, bense sinir olurdum. “Aynı” ne demek ki zaten? “Ayn” göz demek, göze öyle görünüyor, alakası yok aslında. Yani ortak özelliklerimiz var, oldu ama belki ben abisi olduğum için Mehmet benden çok etkilendi. Aramızda kalsın eşi Dilek’le tanışmasına bile ben vesile oldum.
 
Bir iki sefer hatırlıyorum öyle olayları; ben okulda oyun oynarken parmağımı kanatmıştım, sonra annemin dediğine göre tam o sıralarda Mehmet evde durup dururken ağlamaya başlamış filan, yani var böyle bir iki örnek ama ben öyle duygusal biri sayılmam, yaşıyorsak da fark etmiyor olabilirim. Zaten epeydir görüşemiyoruz, belki sadece haberimiz yoktur… Özlüyorum ama, kardeşim sonuçta.
 
Beni pek sevmez Mehmet, çocukluktan beridir. Açıkçası ben kıskandığını düşünüyorum. Çünkü çocukken daha belliydi, yani ben daha girişken, cesur, ataktım, o beni suçladı hep; sanki annemin karnında bütün iyi özellikleri ben toplamışım ve ona hiç bırakmamışım gibi. Ben kendi adıma elimden geleni yaptım, içim rahat: Benim sayemde bir sürü arkadaşı oldu, spora başladı; o pek ilerletmedi ama olsun.
 
Evet dört buçuk dakika fark var aramızda; ben büyüğüm. Ama pek büyüklük tasladığımı sanmıyorum. Özellikle çocukken, hep daha özgür olmasını sağlamaya çalıştığımı hatırlıyorum ama pek başarılı olamadım galiba, baksanıza bu yaşa geldi hâlâ kendi işini kuramadı.
 
Ben mi? Yok, ben evlenmedim; kişisel tercihlerden, biraz da işimin evliliğe pek uygun bir temposu olmadığından. Ama keyfim yerinde, bol bol seyahat ediyorum, zaten ben evde çok sıkılırım, hiç sevmem; Mehmet sever ev hayatını. Eskiden çok üzülürdüm dışarıdaki hayatı kaçırıyor diye ama artık üzülmüyorum; sonuçta herkesin kendi hayatı.
ovunchester@gmail.com