Bizim Kopyamız Şahanedir Abicim
Serkan Kafalı
Unutulmaz bir ruha sürgündü o dışımdaki malum heves
Herkes zamandan biraz pahalı hayat çalmalı
k.iskender
Kopya, ziyadesiyle oyuncaklı bir konu; adlı adınca telaffuz edildiğinde akla istisnasız olumsuz çağrışımların geldiği. Bir sınavda kopya çekmek, bireysel olarak hak edilmesi için gereken yapılmadan bir ödüle varma girişimi, eğri sistemiyle notlandırma yapılan bir sınavda ise bunun ötesine geçerek sınava giren diğer insanların hakkının gaspına kadar uzanabilecek bir ahlaki sorunla maluldür (kopya çekmek için alınan risk ve bunun da sonunda kazanılan ödülü gerekçelendirebilecek bir şey olabilmesi argümanı bambaşka bir tartışmanın konusu elbette).
Bir cismin, yapılmış, üretilmiş bir şeyin kopyasından bahsedildiğinde ise orijinal olanla karşılaştırıldığında bir eksiklik, bir ucuzluk imasıdır kopya. Ancak benmerkezciliğin altın çağında kopyanın adından derin bir rahatsızlık duyan kesim, kopayanın iyi tasarlanmış örneklerinden muteber bir hayat tasavvuru kurmaktan da beis duymaz hiçbir şekilde.
Örneklendirelim: seri üretimin tartışmasız bir yaygınlık kazandığı ve istisnalar dışında yegane üretim şekli olarak öykünüldüğü bu zamanda kusursuz kopyalar üretmek bir kalite, bir güvence göstergesidir. Ürünün titiz kalite kontrol aşamalarından sorunsuzca geçtiğinin, kurulmuş modelin tıkır tıkır işlediğinin bir ispatı. Fiyatla da karşılığını bulur bu hassas dengelerle kurulmuş bu özen; mercedes marka bir araba, elbette ki hyundai’den daha iyidir, igs’den alınmış bir takım elbise üstünüzde carrefour’da bulacaklarınızdan tabii ki daha iyi duracaktır. Kargamecmua’nın bağımlılık sayısında Yenal Yergün’ün “marka maddesinde pek de güzel belirttiği gibi, “reklâm aleminde baş şiar budur; bağımlılık yaratın! Öyle ki, o malı alan mal kendine karakter geliştirdiğini sansın. Aynı karakter bozmasını kaç kişinin sahiplendiğini söylemeyin ama. Ya da, yeteri kadar çoksa söyleyin. Biri olmazsa öteki. Nasılsa çakma karakter birilerine hep daha leziz gelecektir. Hmm, bu kot tarzınıza çok uydu. Yalnız götünüzden biraz daha düşürün, karakterinizin alemeti farikası gözüksün.”
Kimlik inşasının ruhen masrafsız alternatifi olan ürün, marka, kendisinden başka hiçbir şeyle uğraşmaya ne zamanı, ne çapı ne de takati olan günümüz insanı için benmerkezciliğin yanetkisiz panzehiridir. Zaten tereddütsüz bir şekilde ulaşılabilecek en yüksek payelerden biri olan marka olmak da bu güdüden beslenir. Sadece ürünler değil, kişilerin, cemiyetlerin, hatta bülkelerin marka olma başarısına ulaşmasından, ortasınıfın kendini yırtmaya yakın gören kesiminde övgüyle bahsedilir. Süleymen Demirel marka olmuş bir politikacı, Hülya Avşar bu payeye ulaşmış bir ünlü, Fenerbahçe dünya markası olmuş bir futbol takımı, Türkiye milli takımı da marka olmak yolunda ilerlemesi gereken bir figürdür. Muteber bir marka olmak, sizi, varoluşunuzdan gelen meselelerinizden, ve yine tartışılmasız hakkınız olduğundan haliyle şüphe edilmeyecek çıkarlarınızı savunma uğruna yediğiniz herzelerin yükümlülüğünden bir çırpıda kurtaracaktır. Başkalarının sizi nasıl gördüğüne, onlara nasıl göründüğünüze dair bu onulmaz kaygı da iyi kopyalarla kolajlanmış bir kimliğin kıçının açıkta kalma ihtimalinin ürpertisinden başka bir şey de değildir pek.
Doğrudan, benim kopyam senin kopyanı döver demeyecek kadar kartlaşmış olmaktandır ki, bugünkü “tarz”ımız gelecektekilerin güvencesidir. Ne de olsa bizim tarzımız bi tanedir abicim.
werelone@gmail.com