A Hoooyyy!!! *


Tayfun Polat
Açık konuşalım, korsanlarla ilgili olarak bildiklerimizin, duyduklarımızın çoğu mitlere dayanıyor ya da uydurulmuş şeyler. Ama tarihe geçmiş ünlü korsanlar oldu, gerçek korsanlar. Şimdi burada, kısaca onları anıp, efsane ile tarihi birbirinden ayırmaya çalışalım. Yer dar, konuya dal…
 
Önce birkaç doğrulama. Korsanlar gerçekten çok içerler. İngiliz Kraliyet Donanması’nda bir denizcinin günde ortalama içtiği rom (ya da brendi) miktarı yarım litre iken, normal şartlarda bir korsanın günlük içki tüketimi bir litre rom (ya da brendi) ve iki litre biradır. Dolayısıyla korsanların kafası genellikle güzeldir. Bu durum açık denizin getirdiği tehlikeleri göz önüne aldığımızda sık sık yaralanmaları ve kafaya alınan darbelere yol açar. Buna savaş yaralanmaları da eklendiğinde, çoğu korsanın beyin ön lobunda hasar olduğunu söyleyebiliriz. Bu da çoğunun konuşma ve davranış bozukluğu olduğu sonucuna ulaştırır bizi. Bunun dışında korsanlar batıda bürokrasi ve aristokrasiyle, doğuda kast sistemiyle yıldızı barışmamış insanlardır. Ve kaçtıkları sistemlere karşın kendi demokrasilerini kurmuşlardır. Her grup kendi liderini seçer. Lider ya da kaptan en güçlü ve acımasız olandır, o ayrı. Ama çeteyi ya da gemiyi yöneten serdümendir. Eh, tabii dümen onda. Ama ganimet eşit dağıtılır. Ganimet demişken, korsanların bir yerlerde gömülü hazineleri olduğu hikâyesi de büyük ölçüde yalandır. Ganimet çoğunlukla yiyecek, içki, silah ya da kumaştır zaten. Ha, oldu da mesela kolonilere maaş ya da ikmal götüren bir gemiyi indirdiniz. Zaten en yakın limana gidip gemiyi onarıp kalanı içkiye yatırınca geriye gömecek pek bir şey kalmaz. Korsanlar zaten ya kanundan kaçtıkları için, yani özgürlükleri için denizdedir ya da çocuk yaşta zorla gemiye alınıp üç beş yağmadan sonra zaten kanun kaçağı oldukları kaçmaya devam ederler. Ancak ellisini aşabilen korsan da nadirdir. Hızlı yaşar, genç ölürler. Burada pirate (korsan) kelimesi nereden gelir açıklaması zaten mevzuyu özetler; Latince pirata, Yunanca peira, döne dolaşa “şansını denizde arayan”a denk gelir.
 
Gelelim gerçekten yaşamış korsanlara. Kendilerine ilk olarak M.Ö. 13. yy’da Ege ve Akdeniz’de rastlanır. Tyrrhenian ve Trakyalılar korsanlıkta ün salmış ve Limni Adası’nı korsan cennetine çevirmiştir. Fakat en eski ve önemli korsanlık hadisesi, M.Ö. 75 yılında bir avuç şanssız Kilikyalı korsanın Sezar’ı kaçırması hadisesidir. Sezar’ı kaçırır, Magosa’ya götürürler. Ve karşılığında 20 altın istemeye karar verirler. Sezar kendisinin en az 50 altın edeceğini söyler. Onlarda 50 altın ister. Altın gelir, Sezar bırakılır. İlk iş olarak da bir donanma inşa ederek korsanları yakalar ve hapseder. Antik Çağlar’daki bir önemli korsan kavmi de Illyrian’lardır. Balkan kökenli bu kavim Adriyatik’te borusunu öttürür.
 
Milat devrildikten sonraki dönemde en uzun süre hüküm süren ve en görkemli korsanlar öncelikle Vikingler’dir. Avrupa’nın tüm limanları kendilerine yetmemiş; Kuzey Afrika, İstanbul dahil Karadeniz limanları ve hatta İran’a kadar uzanmış bir gayretkeşlikle yağma yapmışlardır. 5 ve 6. yy’larda ise pagan inanışına bağlı Slavlar Adriyatik Denizi’nin en tehlikeli sular olmasını sağlamıştır. Narentenler denilen bu Slav korsanlar, en sonunda Hristiyanlığı kabul edince uslanmışlar tarihin yazdığına göre. 10. yy’da İrlandalılar İskoç ve İskandinavlarla birleşerek Britanya kıyılarında bayağı nam salmışlar. Tarihte korsanlık suçuyla öldürüldüğü yazılan ilk kişi de William Maurice. 1241’de önce hafif ölene kadar asılıyor, ardından bağırsakları dışarı çıkarılıp yakılıyor ve sonunda vücudu dört parçaya ayrılıyor. İngiliz korsanların gelecek yüzyıllarda ne kadar zalim ve ünlü olacağı bugünlerden belli galiba. Bu idamı göze aldıklarına göre, yaman adamlarmış.
 
Hindistan sularında Müslüman ve Hindu korsanlar kendi savaşlarını yaşarken, Wokou denen Japon korsanları 13-16. yy arası Doğu Asya denizlerinde hüküm sürüyorlar. Ama Çinlilerin korsanlıktaki gücü ayrı. Hatta Zing Yi ve karısı, 10.000’den fazla korsanı kapsayan tarihteki ilk korsan konseyini kuruyorlar, sene 1804.
 
16-18. yy arasında Zaporizhska Sich adında bir korsan cumhuriyeti hüküm sürüyor, Ukrayna’da. Zaporizkalı Kazaklar namıyla bütün Karadeniz’i hakimiyeti altına alıyor. Dinyeper Nehri’ne kurdukları güçlü savunmalı üsleriyle ömrü en uzun ve güçlü donanmalardan biri oluyor ve hatta İstanbul’a, Topkapı Sarayı’na bile yağma yapmaya cüret edebiliyorlar. Ama Osmanlı’dan söz açılmışken hemen anmamız gereken isim Barbaros Hayrettin Paşa. Tunus, Trablusgarb, Cezayir ve Fas limanlarındaki hakimiyetiyle Kuzey Afrika’nın Akdeniz kıyısının Barbaros Sahili olarak anılmasını sağlayan bir namı var kendisinin. O ve kardeşleri Oruç ile Turgut Reisler Akdeniz’i bir Osmanlı gölüne çeviriyorlar. Ardlarından gelen Kurtoğlu, Salih, Kemal, Koca Murat ve sonradan Hristiyanlığa geri dönen Jan Janszoon ile John Ward; 3 yy boyunca Avrupalı 1 ila 1,25 milyon insanı Kuzey Afrika ve Osmanlı’ya köle olarak satıyorlar.
 
Ama batının bütün büyük korsanlarının meskeni Karayipler. 1700-1730 arasında İspanyol Savaşları sonrası adalara yerleşen pek çok Avrupalı, İspanyolların mezalimi bitmeyince meslek olarak korsanlığı seçiyor. İngiliz, İspanyol, Hollandalı, Portekiz ve Fransız kolonizasyon gemileri, taşıdıkları büyük ganimetlerle bölgede gayet kârlı bir ekmek teknesi sağlıyor korsanlara. New Providence, Tortuga ve Port Royal gibi liman şehirlerini kaleye çeviren çoğunluğu İngiliz, Fransız ve Hollandalı korsanlar Amerika Afrika arasını (e, sanırım Atlantik demek daha doğru) tekinsiz sulara çeviriyorlar. En meşhurları ise Karasakal Edward Teach ve Henry Morgan.
 
Bir de hükümet izniyle korsanlık edenler var. Osmanlı’ya bağlı olanları yukarıda saydık. Bu lisanslı korsanların arasında Thomas Tew ve William Kid gibi İngilizler, Aziz John Şovalyeleri’nden izinli Malta Korsanları, İspanyol İmparatorluğu’na bağlı Dunkirklüler sayılabilir. Ama en meşhurları “sir” ünvanı bile alan ve Kraliçe I. Elizabeth’e bağlı Sir Francis Drake.
 
Neticede korsanları severiz. Açık denizde, özgürlüklerinden taviz vermeden, içip eğlenerek sürdürdükleri yaşamları edebiyata, sinemaya pek çok ilham vermiştir. Biz de etkilenmişizdir ister istemez. Ama elinin yerinde kanca, gözünün yerinde bant, bacağının yerinde tahta olan bu ikonlar, bu hasarları birilerini öldürürken ya da köle ederken almış canilerdir aynı zamanda. Yine de coşkulu bir “Arrrrrrrrr!!!” gibisi de yoktur.
 
* Merhaba!!!
 
Kaynak: Wikipedia.org
 
tayfunpolat@hotmail.com