Subjektif Bir Objektiften Pakistan
Yenal Yergün
İzlenim yazısı yazmanın en güç tarafı daha önce eşe dosta anlatmadığın şeyleri bulup çıkarmak olmalı. Yoksa temcit pilavına biraz baharat katmış oluyorsun sadece. Neyse ki önceden hoşbeş ettiklerimin cımbızlarından kurtulan laflarım kalmış biraz.
Güvenlik kavramının genel kabul gören tarifinin dışına çıkabilenler gitsin Pakistan’a. İşi gereği olsun olmasın, niyeti benim gibi bir süre Pakistanlılarla birlikte yaşamak olanlar için söylüyorum tabi. Yoksa Pakistan turizmini baltalamak gibi bir niyetim yok. Onlar kendileri hallediyo o işi zaten. Balta değil bombayla.
Dost ve kardeş ülke teranesini bir kenara bırakırsak, Pakistan özellikle şu aralar turistik ziyaretin -hadi iyimser olalım, kendilerini havaya uçurmadılarsa- ertelenmesi gereken bir yer. Hayır herhangi bir düşmanlıkla karşılaştığım için söylemiyorum. Hatta tam tersine, tanıştığım tüm Pakistanlılar -kiminin içten olmadığı aşikarsa da- son derece arkadaş canlısıydı. Özellikle de Türk olduğumu öğrendiklerinde. Lakin, Türk olmama mı daha çok seviniyorlardı yoksa müslüman olmama mı, onu pek kestiremedim (tabi ki müslümanım diyeceğim!).
Nedir ülkede tekinsiz olan? Hangi birini sayalım... Haftada bir birilerinin kendini kendinin de bilmediği ama emin olduğu bir nedenle bilcümle karşıt cümle içinde havaya uçurmasını mı, gazetelerde her gün evi kimbilir kim tarafından basılıp ya soyulan ya tecavüz edilen ama mutlaka öldürülen insanların haberlerini okumayı mı, şehir olsun köy olsun trafiğe çıkmanın sırat köprüsünde cambazlık yapmaya eşdeğer olmasını mı?..

Trafik demişken, Pakistan’da fink atmaya yeni başladığım günlerde -bir İstanbul’da direksiyon sallama bedbahtı olarak- bunca kaosa rağmen trafikte niye hırgür çıkmıyor diye önce bi şaşırıp sonra handiyse “adamlar aşmış bu işleri, e tabi doğu kültürü” babında yanlış savlar savuracaktım ki, duruma aydım. Tabii ki bizim dolmuş şöförlerinin levyeyi kapıp fırlayacağı sahnelerde bi laf dalaşı bile yaşanmaz. Çünkü; 1. Adam dövmek diye bir şey yok burda. Malum, nüfus kalaba; 2. Ayırıcı değil seyirci kıvamında bir kalaba; 3. Niye durup dururken poh yoluna gidesin?
O yola gitmek için trafiğe çıkmaya da gerek yok hani. Evde oturarak da gidilebilir. İslamabad’daki hemen her zengin evinin önünde ordu emeklisi bir özel güvenliğin elinde makinalı tüfekle volta atması boşuna değil. Güvenlik tutacak kadar zengin değilseniz derdinize yanın. Zira mutlaka birilerinden daha zenginsiniz. Haa, zenginlik kavramının aklınıza hiç gelmediği Keşmir dağlarında da durum pek farklı değil. Yol kesen “eşkiya” kültürünü koruyup yaşatıyorlar kırsalda. Ne çıkarsa hesabı.
Şu kendini patlatma mevzuunu da yabana atmamak gerek. Buna alınabilecek tek önlem kalabalıktan uzak durmak, hep söylendiği üzre. Ama bana her an şöyle bir haberle karşılaşabilirmişim gibi geliyor: “Pakistan’da nükleer intihar eylemi gerçekleştirildi. Giyilebilir atom bombası üretmeyi başaran teröristler ... blablabla.” Bunu yapacak bilgiyi ele geçirseler, gözünü kırpmadan patlayacak birini bulmakta sorun yaşayacaklarını sanmıyorum buralarda. Hangi kalabalıktan uzaktınız? İki sokak aşağıdakinden mi?
Pakistan’da kendine güvenmekten başka çıkar yol yok kısaca. Edilecek tek laf bu değil elbet. O zaman ikinci paragrafı ‘güvenlik’ yerine ‘temizlik’ koyarak okuyun bir de. Aslında ilk yazdığım buydu. Neden sonra, beni tanıyanların yüzü suyu hürmetine, temizlik konusuna neden ilk sırayı verdim diye hayretlere gark olmasınlar deyu, biraz da sadece bir kelime değiştirerek paragrafı kurtarabileceğimi farketmenin pervasızlığıyla, hatta yüzsüzce tekrar okutabileceğimi bile hin hin düşünüp, değiştirdim. Ama temizlik konusunda da iki kelam etmeli tabii.

Sofraya gelen tüm yemeklerin elle yeniyor olması hadi savunulabilir bişey. Yediklerinizle tensel yakınlık kurmak isteyebilirsiniz. Ama yemekten sonra dolaştırılan ve elden ele geçtikçe renk / koku / kıvam geliştiren o havluyu kullanmak isteyeceğinizi sanmıyorum. Hele de ortadaki tavuklu baharat çorbası üzerine boca edilerek mıncık mıncık yoğurulan ve -adetten olsa gerek- sakallara yapıştırarak ağızlara tıkılan vıcık bir pilav şöleniyse şahit olduğunuz. Zaten o sofraya oturmadan önce -manav demeye dilim varmıyor- sebze meyve satıcılarının ve -kasap demeye korkarım- et keserbiçerdöverlerin dükkanlarındaki sinek filolarıyla helalleşmiş olmanız gerekiyor. Tuvalet konusuna girmeyi hiç istemiyorum.
Ülke semasının vazgeçilmez ikilisi karga ve doğan -yani ben onların karga ve doğan olduklarını savlıyorum. Gittiğim her yerde bu ikisini tepemde ve kulağımda ağırladım. Kargayı hadi hayra yoralım ama doğan bolluğu ülke sathındaki faregil nüfusu hakkında sağlam ipuçları veriyor. Birkaçıyla ahbaplık kurayım dedim, kayısı çekirdeği zulamı patlattı nankörler.
Yine de nankör olmak cingöz olmaktan evladır kanımca. 0.5 miyop gözümle gördüğüm kadarıyla, bölgesel olarak derecesi değişse de ekseriyetle insanların gözü feci cin. Bu durumda n’apıyorsun? Seni kandırdıklarını sandıklarını görerek ama elinden bişiycik gelmediği için gözünü yumarak, durumdan eğlence çıkarmaya çalışıyorsun. Tabi gözünü çıkarmaya çalışırlarsa senin de dişini çıkarman gerekiyor, o ayrı.
Çalıştığım bölgedeki bir dağın yamaçlarından birinin 2005 depremi sırasında o yamaçtaki köyün 2.000 insanı ve binlerce başka canlısıyla birlikte vadiye indiğini, aşağıda akan derenin bu doğal barajla iki sene içinde bir göle evrildiğini ve şimdi bu gölde çevre köylerin hür teşebbüsçülerinin turistik bot gezileri düzenlemeye başladıklarını söylemeden geçemeyeceğim.
Olur a bir gün yolunuz Keşmir’in Salmia’sına düşerse, bineceğiniz botun o lanetli göl üzerinde salınacağını bilesiniz diye.Nüfusu 2003 itibarıyla yaklaşık 150 milyon olan bir ülkeden bahsediyoruz. Bizimkinden biraz daha büyük bir yüzölçümüne sahip olduğunu düşünürsek, her gün sokaklarda gördüğünüz insan sayısını ikiyle çarpın yani. Ama Pakistan’da yaşamanın zorluğu yine de insanlardan çok koşullardan kaynaklı. Ola ki işiniz Keşmir dağlarındaysa, her türlü yokluğu baştan kabul etmeniz gerekiyor. Su yok, yol yok, elektrik yok, telefon yok, o yok bu yok. Ne var? Bol bol sefalet ve cehalet. Yardım için mi geldiniz? Burda ne yaptığınız değil ne kadar yaptığınız önemli.
Hal böyleyken kızamıyor işte insan. Zaten bugünlerde büyük oyunlar oynanıyor dünya atlasında, adamlar da kendilerine verilen hileli desteyle masadan zararsız kalkmaya çalışıyorlar mümkün olduğunca.
Sular durulduğunda gidin görün derim. info@kargamecmua.org