Az daha fazladır!


Yaman Ural

Yıllar önce bir dostumun bana doğum günü hediyesi olarak getirdiği 5X5 cm boyutunda, üstelik ahşap çerçevesi içindeki o minik posterde bu yazıyordu. Yıllarca masamın bir yerlerinde süründükten sonra, annem tarafından faydalı bir eser olduğu keşfedilerek, mutfakta bir şeyler asmak için kullanılan çivilerden birine takıldı. En son annemi ziyarete gittiğimde, beraber yemek yaparken tavuğa atmaya çalıştığım köriye bakıp “az koy, azı karardır,” dediğinde gözüm bir an için asılı duran o küçük postere kaydı. Konusu “Çok” olan bu sayının konusu da böylece ortaya çıkmış oldu.

Az daha fazladır” sözü Mies van der Rohe’ye ait. Minimal bakış açısını bundan daha iyi özetleyecek başka bir söz bulunamaz herhalde. Bir dönem mimari ve sanatına biçim vermiş bir sözdür bu. Yazı konusuna karar verdiğim zaman bu konu hakkında kimlerden bahsedebileceğimi düşününce aslında bana yıllar önce verilmiş olan hediyenin hayatıma ne denli yayılmış olduğunu gördüm. Seçtiğim işi yapma biçimimden, okuduğum yazarlara hatta sevdiğim ressamlara kadar bu sözün izini buldum hayatımda.

Oldum olası Bauhaus ustalarını sevmişimdir. Hatta Bauhaus’un hocalarından biri olan Joseph Albers’ın “Interaction of Color” kitabını Birkan (Özekan) ve Ergin (Ündeğer) ile birlikte oyun haline getirmiştik. Henüz nette yayınlamadık ama günün birinde neden olmasın. Mies van der Rohe uzunca bir dönem Bauhaus yöneticiliği yapıyor. II.Dünya Savaşı sırasında Nazi baskısı yüzünden kapanıyor bu kurum. Dönemin entelektüelleri yavaştan Amerika’ya yol alıyorlar. Sürrealizm de onlarla beraberinde geliyor Amerika’ya. İşte “soyut dışavurum” akımı aslında bu sürecin ürünü olarak çıkıyor. Harfi harfine böyle değil tabii…

Mark Rothko da bu dönem ressamlarından biridir. Tasarım okuduğum yıllarda, o dönem için star sayılan David Carson’un işlerini çok beğenirdim. Mark Rothko’yu ve soyut dışavurumcuları keşfetmemi sağlayan Carson olmuştur. Bir söyleşide Carson, Rothko’dan çok etkilendiğini söylemişti. Araştırdığımda gördüm ki neredeyse renk paletinin tamamını ve kompozisyon anlayışını Rothko’dan almış. Yalınlığın resmi için herkese tavsiye ederim Rothko’nun resimlerini. Benzer sayılabilecek görsel sanatçılar arasında Willem De Kooning ve Franz Kline sayılabilir. Hazır laf yerine gelmişken onlarında isimlerini yazmadan geçmek istemedim.

Bir yazıda Rohe’den bahsedip Frank Lloyd Wright’tan bahsetmemek olmaz. Çünkü mimari olarak aslında üslupları çok yakındır birbirlerine. Yaptıkları evler yalın bir heykel gibi dururlar boşlukta.

Aynı bakış açısı edebiyat alanında sanırım en çok Samuel Beckett’te gözükür. Az sözle fazlasını anlatmayı başarabilen nadir yazarlardandır. Bu listeye acaba Hemingway’i de ekleyebilir miyiz diye düşünmüşümdür hep. Ya da Steinbeck’i. Dönüp baktığımda kitaplığımda bunlardan bir sürü görüyorum çünkü.

Sene 2000’lere gelip, geç kalmış bir tekno akımının içinde partilemeye başladığımızda bile beni en çok cezbeden tür minimal tekno olmuştu. Bu aralar daha düşük ritimli şeyler dinlemeyi tercih etsem de arşivimde Kraftwerk, Juan Atkins, Richie Hawtin, Ricardo Villalobos hâlâ önemli bir yer teşkil eder.

Yalınlık ve boşluk her zaman süsleme adı altındaki çirkinleştirme faaliyetinden daha çekici gelmiştir bana. Yemeğe kattığım baharata annemin yorumu gibi “azı her zaman karardır”. Çünkü sonuna kadar azaltabiliyor olmanın ve artık atacak bir şey bırakamayacak kadar sadeleştirebiliyor olmanın kendisi zaten usta olmaktır.

Görmez misin ki bir adam yüz şey ister, çeşit çeşit dileklerde bulunur. Tutmaç isterim, börek isterim, helva isterim, kalya isterim, meyva isterim, hurma isterim der. Bu istek, sayı gösterir, sayıyı dile getirir amma temeli birdir, temeli açlıktır, o da birdir. Görmez misin? Bir şey yer de doyarsa bunların hiçbiri gerekmez der. Şu halde belli oldu ki on değilmiş, yüz değilmiş, birmiş.

Az, içine kendini katabilmen için bırakılmış boşluktur. Çokluksa içinde kaybolduğun bokluktur çoğu kez.

yamural@gmail.com