ÇOK OLUYORUZ!


H.Yiğit Yazgı
Öncelikle Bay Karga’ya bir selam edelim. Nasılsınız efendim, afiyettesiniz inşallah? Merak etmeyin, gözüm yok peynirinizde. Yalnızca, yakın geçmişe kadar 3 kat yüksekliğinde olan arkadaşlığımızın üzerine 2 kat birden çıkmanın mutluluğu içerisindeyim. Yine de şarkı söylemek isterseniz, seve seve dinlerim sizi…

İnsan hayatının belki de en hızlı değişimi yaşadığı bir dönemin çocuklarıyız. Dünümüz bugünümüze benzemiyor, yarın ne olacağındansa hiç kimsenin haberi yok. Masallarla, öykülerle sabaha bağlanmaya çalışılan bitmez tükenmez kış gecelerinin yerini şimdi, açlığımızı bastırmak için alelacele ağzımıza bir şeyler tıkıştırırken, yorgun ve yalvaran gözlerle fazladan birkaç saatçik için 4. hakeme baktığımız geceler aldı. Olur da bu dileğimiz gerçek olursa, bu kıymetli zamanı elbette ki demode olmuş masalları dinlemek için değil, kurtarılmış hayatların karakutularını göz kırpmadan izlemek için harcayacağız! İdol gösterdiğimiz kişilerse bir bir gözden düşmekte. Önce dedemizi bilek güreşinde yenen makineler, şimdi de babamızı hiç mi hiç zorlanmadan mat etti. Karımın ileride beni kimle aldatacağını az çok kestiriyor gibiyim.

İdollerimizin bu mağlubiyeti sonucunda ideallerimizin de hükmen yenik sayıldığını unutmamak gerekir. Mutluluk gibi, huzur gibi hissedebildiğimiz, fakat dokunamadığımız, yani ilkokul öğretmenimizin bize “soyut” diye öğrettiği kavramların yerine hayattaki amacımız olarak “daha çok varlığa sahip olmak” gibi bir anlayışı oturttuk. Yani bizden öncekilerin savaşlarından ders çıkartarak (!), önce makinelere başa çıkamayacağımızı kabul ettik, sonra onları örnek aldık, son aşamadaysa makineleşme yarışının içerisinde buluverdik kendimizi. Daha az zamanda, her şeyin daha çoğunu elde edenin, daha hızlı eskitip daha hızlı harcayanın, atalarımızın sözlerini eskitebilmek amacıyla azı görmeden çoğun üzerine konanın galip sayıldığını sandığımız…

Bu yarışın asıl galibine gelince: elbette ki çocuklar! Artık onların tasasızca sallayabilecekleri daha fazla poşetleri ve ortada dırdır edecek bir anne ya da baba olmadığından, içkiye, uyuşturucuya, popüler olma koşuşturmasında öne geçebilmek için vücutlarında yeni delikler açtırmaya daha fazla zamanları var!

Yeni kurulan bu düzende unutulan, belki de unutturulmaya çalışılan şey ise aslında oldukça basit. Aile, mutluluk, paylaşmak gibi kavramlar Mc Donald’s çocuk menüsüne konulamayacak kadar emek isteyen, IKEA’nın prensipleriyle ters düşecek kadar büyük, ve Microsoft’un şifresini kıramayacağı kadar “insana özgü”. Ve bu değerlere sıkı sıkıya sarılıp sahip çıkmak, sanırım yeri geldiğinde makinelere alttan “mucu” hareketi yapabilmemiz için elimizde olan tek şans! yigityazgi@hotmail.com